Rektörünüzü nasıl bilirdiniz?

Tunahan GÖZLÜGÖL yazdı - Devrim Stadyumu’nun orta yerine arabalar getirilmiş, sermayenin reklamları asılmış ve KoçFest adıyla öğrencilerin emeği yapılan şenlik sermaye yamasına dönüştürüldü ancak elbette ODTÜ öğrencileri buna izin vermeyerek sermayeye ait her şeyi kaldırdı ve arabaları oradan çıkarttı.

Rektörünüzü nasıl bilirdiniz?

 

Rektörlük atamaları yaklaşırken nereye kim atanacak, yeni dönemde nasıl bir model izlenilecek herkesin merak ettiği bir konu oluyor. Seçimler fiilen kaldırıldıktan sonra rektörlüğe atama yapılacak olması da elbette insanda merak uyandıran bir başka konu. KHK ile seçimler kaldırılmadan önce rektör seçimle gelirdi ve adaylar da yine okuldaki hocalardan olurdu. Dolayısıyla kimler aday olacak, kimlerin potansiyeli var bilinirdi. Ancak şunu belirtmek gerekir ki her koşulda zaten cumhurbaşkanlığı rektör atamasını yapıyordu. Adaylar belirlendikten ve seçim yapıldıktan sonra ilk üç isim atanmak üzere cumhurbaşkanlığına gider. Yani isterse o ilk üç isimden istediğini atayabilir ancak ODTÜ’de rektörlük seçimlerinin yapılmaya başlandığı 1992 yılından 2016 yılına kadar rektörlük seçimlerinde birinci seçilen dışında kimse atanmadı. 2016 yılındaysa “ben de geziciyim” iddialarıyla kendini solcu yapmaya çalışan ancak korkak, atanmış ve faşist olmaktan öte hiçbir şey yapmamış Verşan Kök atandı. Yine aynı yıl ise rektörlük seçimlerinin anlamsız olduğunu anlamış olacaklar ki KHK ile kaldırdılar. İşte o KHK’dan sonra ilk atama yakın bir zamanda yapılacak ve bütün bu belirsizlikler de okul camiasını ve tabi ki okul dışından olan herkesi meraklandırıyor. Rektörlük seçimleri yaklaşırken, Verşan Kök ve ODTÜ nezdinde “bir üniversitede rektör nasıl olunmaz”, bundan bahsetmek gerekiyor. Yani ODTÜ sana diyorum, eyyy üniversite camiası sen anla! Burada söz konusu ettiklerimiz üniversitede neler olabiliyorun en basit örnekleridir. Bundan çok daha ağırları diğer üniversitelerde yaşanıyor bunu belirtmeden geçmeyelim.

2016 yılında Verşan atandığında herkesin dilinde birkaç cümle vardı. Bunlardan en önemlisi ve bizleri bu hale getiren cümle “en azından ODTÜ’lü” cümlesidir. Bu nitelendirme öylesine tehlikeliydi ki her ODTÜ’lüyü, doğru yapan, demokrat kişilik olarak nitelendiriyordu. Peki her ODTÜ’lü gerçekten iyi ki dedirtiyor mu bize? Elbette hayır. ODTÜ’lü olup faşist olan insanlarla her yıl uğraşmamız bunun belirtisi değil miydi? Tabii ki belirtisiydi ancak herkesin kendi içini ferahlatmaya dönük bir çabası vardı. Bu cümle de ferahlatmanın aldanmış biçimiydi. Bu dönemlerde İstanbul ODTÜ Mezunlar Derneği, Verşan ile bizzat konuşulduğunu ve sanıldığı gibi korkulacak bir şahsiyet olmadığı iddiasında bulunuyordu. İlk yılını küçük sıyrıklarla atlatan Verşan, Gökçek ile aynı masaya oturmasıyla gündeme geldi. Aslında bu gündem bir ilk olmayacak. Birkaç defa daha bu şahsı pazarlık masalarında göreceğiz. Gökçek ile pazarlık masası herkesi oldukça kızdıran bir olguya dönüştü. Nedeni elbette Gökçek gibi rantçı bir insanın okula verebileceği zarardı. Nitekim bu pazarlık masası Bilkent tarafında oğlunun kulelerine ulaşan ancak şehir hastanesi bahanesiyle kesilmiş koca bir ormanla son buldu. Bu doğa katili rantçı bir rektörün gerçek yüzünü gösterdiği en büyük olaydı. Neyse ki ODTÜ’lü!

tuna1

Verşan, 2017 Güz döneminde çeşitli garipliklerle anılmaya başlandı: “Kurutma makinesi”. Kendisine çeşitli sorunlardan bahsederken yemekhanedeki yemek tepsilerinin ıslak kaldığıyla alakalı kurutma makinesi aldığını iddia etmesi aslında bize bir yerden iktidarı hatırlatıyor. Ekonominin kötüye gittiği ifadeleri ortada dururken Ayasofya’yı fetih kılıcıyla ibadete açmak ve o fetih kılıcını bir hobi haline getirip elinden düşürmemek tam olarak aynı davranış biçiminin farklı yıl ve versiyon ile gerçekleşmiş olanıdır. Tepsi kurutma makinesini teyit etme zahmetine girmedim ancak teyit edilmiş bir diğer olaydan bahsedeyim. 2017 yılı güz dönemi başında öğrenciler ve yönetimin bir araya geldiği ve birbirlerini dinledikleri -desem de sadece biz öğrencilerin bir şey anlattığı- bir buluşmalar olurdu. 2017 yılı güz döneminde sonuncusu yapılan bu buluşmada bir arkadaşımız yurtlarda yaşanan sorunlardan bahsetti ve Verşan bu sorunlara amiyane tabiriyle kulak tıkayıp anlamsızca bağıran çocuk gibi “yurtlara kurutma makineleri aldık daha ne istiyorsunuz” diyerek geçiştirdi. Yurt tuvaletlerinde onarılmayan kanalizasyon giderlerinden veya su borularından sızan sudan küflenmiş duvarların hiçbir önemi yok çünkü kurutma makinemiz var, çok yaşa! Bu öğrenci-yönetim buluşmasının neden sonuncu olduğunu da öğrencilerin sözleriyle “bu şahsiyeti paralaması” şeklinde belirtebiliriz. Nitekim okulun demokratik sol kitlesine düşman oluşu bu buluşmaların çok ilerisinde değil. O dönemlerde yine ÖTK seçimlerinin sonuncusu yapılıyordu. Seçimlerde çok bir hararet yokken hazırlık oldukça gergindi. Devrimcilerin desteklediği iki aday bulunuyordu ve TGB’li faşistlerin ise bir adayı vardı. Bu yüzden TGB’liler organize bir şekilde her zamanki provokasyonlarını gerçekleştirdiler. Afişten dolayı kavga çıktı ve bir iken bir anda on oldular. Zaten orada olan devrimcilerle kavga çıktı. Kavga çıkar çıkmaz da Aydınlık’ta “teröristler vatanseverlere saldırdı” haberleri yapıldı. Ve bunlar en fazla 30 dakika içinde gerçekleşti. TGB’liler ise alışık oldukları gibi dışarıdan getirdikleri elemanlarını dışarıya çıkarmak üzere kaçtılar. Bu ilk kaçışları olmayacak elbet ancak her şey sırayla. Geçmişte İslamcı kesimi yoğun olarak kullanan iktidar artık yeni kuklalarını bulmuştu: TGB ve Verşan. Bu ikilinin kukla olmak dışında politik bir bağı olduğu da savunuluyor ki benim de inancım bu yönde ancak bir beyan olmadığından bunun böyle olduğunu söylemek inandırıcı olmayabilir. Öte yandan gerek fikirsel boşluk gerekse boşluğun büyüdükçe büyüme sürecindeki benzerlik bunu güçlendirirken TGB faaliyetinin Verşan döneminde artması da bunu kanıtlar nitelikte ancak şimdilik kenara koyalım. Bu süreçler devam ederken 2018 yılı bahar dönemi her yıl olduğu gibi hareketli geçiyor. Baharın gelmesiyle canlanan gençlik, şenlikleriyle, enerjisiyle okulu renklendirirken buna alışık olmayan Verşangiller bu renkliliği yok etmek adına ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyorlar. Faşist yamaları okula sokmaya çalışan Verşan bununla yetinmeyerek geleneksel ODTÜ bahar şenliği için mızmızlanırken doğal bütünlüğü bozulmasın diye spor faaliyetlerine dahi açılmayan Devrim Stadyumu’nun orta yerine arabalar getirilmiş, sermayenin reklamları asılmış ve KoçFest adıyla öğrencilerin emeği yapılan şenlik sermaye yamasına dönüştürüldü ancak elbette ODTÜ öğrencileri buna izin vermeyerek sermayeye ait her şeyi kaldırdı ve arabaları oradan çıkarttı. Bu rezilliği yetmemiş olacak ki renklere düşman Verşan bu defa LGBTİ+fobik yamasını alnına yapıştırıp 8. Onur Yürüyüşü için okula polis soktu. Saldırıların ilk boyutunu bununla bizlere sunarken aslında fobik tutumunun tam olarak erkek devlet düzenini temsil ettiğini ilerleyen safhalarda anlatacak bizlere. Bahar döneminin bitmesiyle bu sefer pasif protestoların merkezi mezuniyet curcunası başladı.

tuna2

Temmuz ayının başında utanma noksanlığıyla konuşma yapmaya kalkan şahsiyet elbette yine protestonun odağı oldu. LGBTİ+ bayraklı protesto gerçekleşir gerçekleşmez öğrenciler ÖGB tarafından darp edildi. Darp sonrası cüppeleriyle mezunlar araya girdi, ortalık karmaşaya döndü. Bütün bunları küskün bu tavırla, kolları bağlı izleyen Verşan’a bu okulu dar edeceğimizin en önemli sinyallerini bununla vermiştik. Öylesine ki çıkıp konuşma yapacak yüzü kalmayacaktı. Protesto ile cevabını alan Verşan, medyanın tarafsızlığı gereği mezuniyet videosu protestolar dahil edilerek paylaşıldığı için, oldukça saldırgan bir tutum takınarak ve bunun okulu aşağılayan bir görüntü oluşturduğunu gerekçe göstererek ODTÜ Medya Topluluğu hakkında soruşturma başlattı ve topluluğun ekipmanlarına el konularak askıya alındı. Sanki bu rezilliğin en önemli sebebi Verşan ve havarileri değilmiş gibi suçu öğrencilere yıkmak aşağılık duygusunun en büyük belirtilerindendi ve bunu bilen öğrenciler asla yılmadan özgür ve tarafsız medya gerekliliğinden ve gerçekliğinden vazgeçmediler. Verşan da bu vazgeçmeyişin karşısında kendini aşağılamadan asla vazgeçmedi. Her defasında öğrencileri değersizleştiren tutumlarını her alanda gösterdi. Nitekim bunun en acısını, gerekli kriterlere uymayan, kolaylık olsun diye yeniden düzenlenen resmi plakalı kamyonetin arka kapağının açılmasıyla ölen biricik arkadaşımız İrem Kütük olayında gördük. Normal koşullarda işletilmesi gereken denetim mekanizması işletilmemesine rağmen ODTÜ yönetimi bu konuda hiçbir mesuliyet kabul etmedi. Kimse istifa etmedi. Okula İrem adına heykel yapılacağı söylendi, sanki adaleti o heykel sağlayacakmışçasına. Bu tutumları yine iktidardan tanıyoruz hepimiz. Uyutmaya çalışmanın yaygın görselidir bu. İki yıl olacak arkadaşımızı kaybedeli. Dava sonuçlandı ve kamyonetin sürücüsü 4 yıl hapis cezası aldı. Denetimi göz ardı eden kimse bırakın ceza almayı yeniden ve ısrarla söylemek gerekir ki istifa dahi etmedi. Bu acı yetmiyor gibi defalarca İrem’i öldüren kamyoneti yine yandan açılır kapısıyla gördük ve o da yetmiyor gibi sadece bu aracın böyle olmadığını, bunun gibi birçok aracın da yandan açılan kapağı olduğunu öğrendik. Bunları İrem öldükten bir yıl sonra dahi gördük. Bu denetimsizlikten öte cinayettir dedik. Dedik de İrem Kütük hala mezun olmadı ve katilleriyse hala yönetim koltuğunda. Katilleri iki yıl geçmesine rağmen hala İrem’i yaşatmak adına sözünde bile durmadı. Onu yaşatan yine öğrencilerin diktiği ağaç oldu. İrem Kütük hala A4 yokuşunda ve bizler hala orayı siyah bir yas içinde biliyoruz.

Bütün bu öğrenci düşmanlığı ile birlikte temelini aldığı iktidar yalakalığından da asla vazgeçmiyor Verşan. Şubat 2019’da okula uzun bir aradan sonra gelen Erdoğan için çarşı bölgesini abluka altına aldırdı. Elbette bu zaten yapılması gereken (!) bir prosedürdü. Asıl yalakalığını 2018 yılında imzaladığı ve Kavaklık bölgesine KYK yurt projesini yalakalıktan pörsümüş insanlığa döne döne anlattığı birkaç dakikalık konuşmasında dakikada “sayın cumhurbaşkanım” deme rekoruyla gösterdi. Öte yandan KYK yurdunun bir iktidar projesi olduğunu bu proje hakkında “zatı alinizin çok önem verdiği KYK yurdu” ifadesiyle kanıtlamış oldu. Koçfest protestolarıyla sermayeye rezil olmasının öcünü imkan kısıtlılığı nedeniyle 2019 bahar şenliğini iptal ederek aldı. İmkandan söz eden aynı şahsiyet bomboş, gereksiz turnike sistemine milyon harcadı ancak imkan harcanan milyon değildi. Buna öğrenciler izin vermeyerek ‘Şenliğine Sahip Çık’ diyerek karşı çıktı. Yüzlerce öğrenci rektörlük önünde bu akıl almaz durumu protesto etti. “İmkan yoksa biz varız” kampanyası başladı ve ODTÜ’yü aşarak gündem oldu. Ünlü birçok isim şenlikte ücretsiz sahne alacağını söyledi ve daha fazla rezil olmak istemeyen Verşan geri adım attı. Bütün renkliliğiyle şenlik yapıldı. Renkliliğe düşman Verşan bunun öcünü de 9. Onur Yürüyüşü’nde aldı. 10 Mayıs 2019’da yapılmak istenen yürüyüş demokratik olmayan yollarla engellendi. Bir önceki yürüyüşte C Heykeli’ne, Devrim Stadyumu ve Kültür Kongre Merkezi arasına kadar giren polis bu defa okulun her bir yanına girdi. Plastik mermiler, biber gazları havada uçuştu. Okul adeta savaş alanına döndü. Öğrenciler fakülte fakülte kovalandı. Yetmedi kütüphanenin içine kadar biber gazı sıkıldı. Birisi akademisyen onlarca insan işkenceyle gözaltına alındı, alındıktan sonra darp edildi. Sonuç değişmedi. Öğrenciler ODTÜ’nün her bir yanından defalarca açıklamalarını okudu. Verşan bununla birlikte artık azılı bir faşist, LGBTİ+fobik, öğrenci düşmanı olduğunu, akademinin tümörü olduğu katmerlendirmiş oldu. Nitekim Verşan iddiasında Ankara Valiliği’ni işaret ederken polis dağılın anonsunda özellikle rektörlüğün izin vermemesi vurgusu yapıldı. Yürüyüş öncesi atılan maildeyse yürüyüşe saldırı olabilir gerekçesiyle güvenliği sağlamak adına okula polis çağırdığını Verşan kendisi söylemişti ancak okulda güvenlik sorunu olan tek şey polisin kendisi oldu. Bunu okul güvenliği için yaptığını zannetmeye devam edecek ve 8 Temmuz 2019’da Kavaklık’ta KYK yurduna karşı iç hizmetlerin iddiasına göre 5000 polis ile saldıracak ve yaka paça öğrencileri yaşam alanlarından atacaktı. Bu sürecin hukuksuz olduğunu defalarca söylemiş olmamıza rağmen iktidar yalakası Verşan okula polis sokmanın ötesine geçmiş ve okula bir ordu sokmuştu. Bununla birlikte 2000’i aşkın ağaç kesmiş ve öğrencilerini darp ettirmiştir. Bunun üzerinden geçen bir yıl sonra ise yaşam alanlarını savunan öğrenciye yasada hak olarak biçimlendirilen sebeplerden dava açılmıştır. 8 Temmuz sonrası dayanışma için yapılan ‘Kökler Direnişe Çağırıyor’ etkinliğinde ise yüzsüzlüklerine doymayan yönetimden Oğuzhan Hasançebi alana gelmek isteyerek provokasyon girişiminde bulundu ancak öğrenciler buna izin vermeyerek alandan kovmuştur. Arabasına binip geri geri kaçmak zorunda kalan Hasançebi çok alınmış olacak ki orada onu kovan bizleri onu canıyla tehdit ettiğimiz gerekçesiyle polise şikayet etmiştir. İlk başlarda ‘korkaklıktan başka bir şey yapmayan Verşan’ beyanımda bahsettiğim buydu. Çözüm yoluna gitmeyen ve işi faşist bir inada bindiren rektörlük bir üniversitede rektörlük nasıl yapılmaz, onur sahibi nasıl olunmaz bizlere hakkıyla gösterdiler. Eylül ayında her sene yapılan sahte açılışa karşı asıl açılış 2017’den beri öğrenciler tarafından yapılıyor. 2019’da ise yapılan açılışa giden devrimci demokrat öğrenciler daha hiçbir şey yapmadan açılış öğrencilerden korkan Verşan tarafından güvenlik bahanesiyle iptal edildi. Bu da yine öğrenci düşmanlığının ve korkaklığının en önemli göstergesiydi. Şimdiye kadar şiddet içeren eylemler yapılmazken bunun paranoyası içine girmek Verşan’ın bambaşka bir fobisi olsa gerek. Yine devlet ‘baba’ zihniyetinde olduğu gibi erillikleriden kurtulamayan ve fobik olan bu insanı koruyan bazı hocalarımız ise öğrencilerine hakaret etmekten, bağırmaktan kendilerini alamadılar. Bu yaptığımızın rezillik olduğunu ifade edenler bir şey dahi yapmadığımızı anlayacak erdeme ulaşamamışlardı ve bu tartışmalar üzerine öğrencilere soruşturma açılmıştı. Hatta utanmadan tebligata Verşan’a hitap eden pankart hakkında “kimse seni sevmiyor pankartı açıldı” ifadesi Verşan’ın her gece içerlenerek yazdığı günlüğünün bir yansıması gibiydi adeta. Gerçek acıtır sayın rektör! Bu canını öylesine acıttı ki biricik bileşeni faşistleri ile birçok öç girişimde bulundu. Türk-Eğitim Sen isimli faşist sendika ve ülkü ocakları sanki okul, okul değil de meclismiş gibi okula yürüyüş yapmaya kalktılar. Okulda kırım yapacağı iddialarıyla kopup gelen faşistler okula giremediler. Yine aynı şekilde ODTÜ iktidarın alanıymış gibi beyin loblarında yöneltilen siyasi (!) isteğin okul ile arasındaki bağını kuramayan TGB “HDP kapatılsın” nidalarıyla okulda yürüyüş yaptı. Tabii yürüyüşü yapabilmelerindeki tek suçun buna ön ayak olan faşist kayyım rektörde olmadığını belirtmek gerekir. Bu yürüyüşe pasifist tutum takınan her siyasi bileşenin bu yürüyüşte payı vardır. Bir başka girişimde ise Namık Kemal’i anacaklarını söyleyip Ankara’nın bütün faşistleriyle polis eşliğinde okula minibüslerle girdiler ve her tarafta polis kordonuyla engellenen okulun sahibi öğrenciler fakültelerine giremediler. Geldikleri gibi de minibüslere binip gittiler. Polis abileri ablaları olmadan gelemeyen bu gereksizleri polissiz okulda asla göremedik, bu da ayrı konu. Güz 2019 dönemi bu gibi şeylerle biterken Şubat 2020’de faşist TGB’lilerin okulda provokasyon çıkarma girişiminden bahsetmek önem arz ediyor. Okulda biricik ülküdaşları Verşan’dan cesaret alan TGB’liler tarladan toplanıp yüklenen hıyar gibi üst üste iç hizmetlerin arabasında öğrenciler tarafından yollandı. Kovulmadan önce Çatı Kafe’de sıkışan ve devrimcilerden tir tir korkan bu gereksizler biricik okul yönetimlerini aramış yardım istemişlerdi. Bu yardımda ise devreye cinsiyetçi, homofobik, faşist güvenlik amiri Ekrem İncesu girdi. Ekrem, Çatı’ya okuldan olmadıkları ayan beyan ortada olan faşistleri diğerlerine ulaştırdı. Devrimcilerden korkan TGB’liler gelen destekle de cesarete sahip olamadılar ve çareyi iç hizmetler minibüsüyle kaçmakta buldular. Sonraki gün ise tüm Türkiye’deki TGB’lilerle bile anca bir avuç olmuş, okula polis eşliğinde gövde gösterisine geldiler. Arkadaşlarımızı darp ettiler. Bu sefer polis barikatı ardından cesaretlerini gösterdiler (!) ve arka kapıdan kaçıp gittiler. Verşan bu girişimlerle aslında faşistliğini pekiştirmek ve kendini güvende hissetmek istemiş ancak Perinçekçiler her fırsatta kaçmaktan başka bir şey yapmamışlardı.

tuna3

Bütün bunlarla bugüne geldiğimizde kayyım rektör Verşan Kök birçok sıfatla anılır oldu. Bunlardan hiçbiri de rektör sıfatını içermiyor. Peki Verşan yeniden atanır mı? Bunun pek bir netliği olmasa da şu anda iktidar açısından iki isim konuşuluyor: Verşan Kök ve Hasan Mandal. Başvuru süreçleri başlamadan önce aslında en güçlü tahmin eski bakan Taner Yıldız’ın yeğeni Ahmet Yozgatlıgil’di ancak geçtiğimiz aylar Yozgatlıgil TÜBİTAK başkan yardımcılığına atandı. Bununla birlikte TÜBİTAK başkanının ODTÜ’ye rektör adaylığı söylentileri bana oldukça güçlü geldi ki ben hala Hasan Mandal’ın en olası aday olduğunu düşünüyorum. İlk haftalarda Hasan Mandal konuşulurken daha sonrasında Verşan Kök yeniden atanacak söylentileri ortaya çıktı. Verşan iktidar için çok olumlu bir kukla olsa da yeterli değil kanımca. Nedeniyse her ses çıkardığında öğrencilerden gerekli cevabı almasıdır. İktidar Erkan İbiş gibi tam itaat eden dişli faşistlerle daha uyumlu ancak ODTÜ için İbişgiller fazla da olabilir. Bu yüzden Verşan yeniden asla atanmaz demiyorum. Bütün bunlarla birlikte aslında anlatmak istediğim ODTÜ’den yola çıkarak “bir rektör minimum nasıl olmamalıdır” çerçevesini oturtmaktır. Yani bu metin aslında ODTÜ yerelinde değil bütün üniversite camiasında geçerli olan ve hatta bazılarının yanında az kalan şeylerdir ki bu konuda bence Erkan İbiş’in eline kimse su dökemez. Kök, İbiş kadar dişli olmasa da ben onu faşist, korkak, yüzsüz, öğrenci düşmanı, kayyım, kadın düşmanı, ırkçı, LGBTİ+fobik ve uzatmadan listeyi bitiremeyecek birçok sıfatla bileceğim. Peki siz rektörünüzü nasıl bilirdiniz?

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler