Vedat Aydın cinayeti aydınlatılmadan TC Devleti bağırsaklarını temizleyemez!

SİYASİHABER’den – HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın 29 yıl önce öldürüldü. Aydın’ın öldürülmesi “Topyekün Savaş Konsepti” denilen bir vahşet döneminin başladığının işaretiydi. 2021 yılında Vedat Aydın dosyası zamanaşımına uğratılacak. İstenen şu: 30 bin insanın katledilmesini unutmamız, sineye çekmemiz, üstüne bir bardak su içmemiz isteniyor.

Vedat Aydın cinayeti aydınlatılmadan TC Devleti bağırsaklarını temizleyemez!

SiyasiHaber

29 yıl önce 5 Temmuz 1991’de gözaltına alındıktan sonra öldürüldü HEP İl Başkanı Vedat Aydın. Onun ölümü Milli Güvenlik Kurulu eliyle yürütülecek olan “Topyekün Savaş Konsepti” dönemine girildiğinin işaret fişeğiydi.  2021 yılında Vedat Aydın dosyası zamanaşımına uğratılacak. Kan dondurucu vahşet politikalarının uygulandığı bir dönem karanlıkta kalsın, faili meçhul cinayette öldürülen 30 bin insanın hesabı mahşere kalsın isteniyor!

Erdal İnönü liderliğindeki SHP yönetimi 1991 Seçimleri’nde Halkın Emek Partisi (HEP) ile ittifak yaptı.  22 Kürt milletvekili Kürt illerinde SHP listelerinden seçilerek parlamentoya girdi. 1920 Meclisi’nden beri Kürtler ilk kez kendi haklarını savunan temsilcileri vasıtasıyla parlamentoda temsil edilmeye başlanıyordu. Bu çok önemli bir gelişmeydi.

Ardından Süleyman Demirel’in başkanlığını yaptığı Doğru Yol Partisi (DYP) ile İnönü liderliğindeki Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Koalisyon Hükümeti oluşturuldu.  Aynı yıl TBMM, 1983 yılında konulmuş olan Kürtçe yayın yasağını kaldırdı. Müteakiben Süleyman Demirel’in meşhur Diyarbakır konuşması gerçekleşti. Demirel Diyarbakır’da “Kürt realitesini tanıyoruz” diyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın da benzer bir tonda, hatta daha “cesaretli” bir biçimde soruna yaklaşması, “Kürt sorunu”ndan söz etmesi  TC Devleti’nin 70 yıllık inkar siyasetinde büyük bir gedik açıyordu. Türklerin ve Kürtlerin “eşit haklı” kardeşçe yaşayabilecekleri bir Türkiye hayali el uzatıp tutulabilecek kadar yakın görünüyordu.

Lakin bu gelişmeler TSK başta olmak üzere müesses nizamda çok ciddi rahatsızlık yarattı. “Kürt” kim oluyordu ki, hem de haklarını savunarak, parlamentoya giriyordu, Mustafa Kemal’in kurduğu partinin bir tür devamı olan SHP böyle bir işe niye aracılık ediyordu!? “Kürt realitesi”ni tanımak da ne oluyordu!? Turgut Özal’ın “Kürt sorunu”ndan söz etmesi, PKK lideri Öcalan’a aracılar yollayıp soruna “çözüm” araması devletin “derin” katlarında çok ciddi rahatsızlıklar yaratıyordu.

vedat2

Müesses nizam “çizmeyi aştığını” düşündüğü Kürtler başta olmak üzere muhalif güçlere yönelik yeni bir mücadele konseptine geçme kararı aldı. Yeni konseptin adı “Topyekün Savaş”tı. Yeni konseptin yürütücü karargahı Milli Güvenlik Kurulu’ydu. İşte Vedat Aydın’ın öldürülmesi bu konseptin hayata geçirilmeye başlandığının işaretiydi.

Yeni konsepte itiraz edecek olan siyasi partiler ve onların liderleri de Milli Güvenlik Kurulu’nda hizaya çekilerek susturulacaktı. Öyle de oldu. “Kürt realitesini tanımaktan” söz eden Demirel çenesini kapattı. Turgut Özal’ın ölümünün ardından Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu. Ölümüne kadar da “Kürt realitesi”nden söz etmedi artık. SHP lideri İnönü ise “Topyekün Savaş Konsepti”ne ayak uydurmakta zorlandığı için (Ki sonraki yıllarda, bu döneme ilişkin olarak kendisinden kabul edemeyeceği şeylere onay vermesinin istendiğini itiraf etti.) 1993 yılında yapılan SHP Kongresi’nde parti başkanlığından kendi isteğiyle ayrıldı.

DYP’nin başına Tansu Çiller’in, SHP’nin başına Murat Karayalçın’ın geçmesiyle “Topyekün Savaş Konsepti” hız kazandı. İki “şahin” politikacı Milli Güvenlik Kurulu’yla tam bir uyum içinde çalıştı.

“Topyekün Savaş Konsepti” öncelikle Kürtleri hedef alıyordu. Asit kuyularına atılarak öldürülen insanlar, zehirli gazda boğulan gerillalar, Kürt iş insanlarının yok edilmesi, Özgür Ülke Gazetesi’nin bombalanması, helikopterlerden atılarak katledilen insanlar, tecavüz edilerek öldürülen kadınlar… Otuz bin insandan söz ediyoruz…

“Topyekün Savaş Konsepti” Kürtlerin olası müttefikleri başta olmak üzere bütün demokratik güçleri de hedef aldı. 1995 Gazi Mahallesi katliamı, 1996 Kadıköy 1 Mayıs provokasyonu,  Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin katli, Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilmesi… Türkiye’nin Batı’sı da bir vahşet dönemine sokuldu.

Yeni konsept icra edilirken hiçbir ahlaki kural, hiçbir sınır tanınmadı. Psikopat katiller, uyuşturucu tacirleri, ruhunu beş kuruşa satmış itirafçılar, Hizbullahçı caniler, devrimci kanı içmiş tescilli faşist katiller işe koyuldu. Her birinin devlet içindeki itibarı aldığı “insan kellesi” sayısı kadar arttı. “Aldığı kelle sayısı” ile övünmek işin olağanı oldu devletin bütün katlarında.  Ve bu insanlar yeşil, hatta diplomatik pasaportlarla, banka hesaplarına yapılan dolar transferleriyle, tanınmasınlar diye gerçekleştirilen yüz ameliyatları ve verilen yeni kimliklerle, peşkeş çekilen ihalelerle ödüllendirildiler. Böyle bir dönemden söz ediyoruz…

29 yıl sonra Vedat Aydın cinayetinin zamanaşımına uğratılması söz konusu vahşet döneminin karanlıklarda kalması ısrarından başka bir şey değildir. Uyuşturucu katilleri, “kelle alan” psikopatlar, devlet ihaleleri peşkeş çekilen faşist canileri taammüden koruma girişimidir bu. Ama bunlardan daha önemlisi bu dönemin idari ve siyasi sorumlularını koruma çabasıdır. Tansu Çiller’leri, Murat Karayılan’ları, Mehmet Ağar’ları, bütün genelkurmay başkanlarını, kuvvet komutanlarını, kademe kademe aşağıya doğru bütün icracıları koruma girişimidir. İstenen, karanlık bir dönem karanlıklarda kalsın, çekilen acılara duyarsız kalınsın, Kürt öldüğüyle, devrimci katledildiğiyle kalsın…

Ortalama demokrasinin olduğu bir ülkede yukarıda saydıklarımızın yeri kodestir. Hem de ömür boyu kodes… Binlerce, onbinlerce insanın ızdırabından, katledilmesinden söz ediyoruz… Bu iddiamız mesnetsiz de değildir. Bir tek belge bile layık oldukları yerin kodes olduğunu kanıtlıyor.

TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu 1995 yılında yayımlandı. Bu raporda her şey olanca açıklığıyla yer alıyor. Bu rapordaki olgular esas alındığında dönemin bütün sorumlularının yargılanması ve hüküm giymesi gerekir. Lakin Türkiye öyle bir ülkedir ki, kendi Meclisi’nin komisyonunun yapmış olduğu araştırmanın sonuçlarının bile bir hükmü yoktur.

Bu rapor sümen altı edildiği için, sorumlular yargılanmadığı için birkaç yıl önce güpegündüz bodrumlarda yakıldı insanlar. Yaralı halde cadde ortasında günlerce inleyerek hayatlarını kaybetti yaşlı kadınlar. 13 yaşındaki çocukların “gizli tanık” ifadesiyle terörist ilan edilmesi hoyratlığının nedeni budur.

Vedat Aydın cinayeti aydınlatılmadan TC Devleti bağırsaklarını temizleyemez. Katiller, caniler, bunlara yol veren idari ve siyasi sorumlular ellerini kollarını sallayarak dolaşırlar.

TC Devleti’nin kendi bağırsaklarını kendisinin temizleyeceğini sanmak da ham hayaldir. Tepeden tırnağa vahşete batmış, onbinlerce insanın kanına bulanmış köhnemiş bir mekanizma bunu yapmaz, yapamaz.  Geçmiş cinayetlerin hesabını sormak da, karanlık dönemleri aydınlatmak da ancak ve ancak halkın becerebileceği bir iştir.  

vedat3

Vedat Aydın cinayeti

Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın, 5 Temmuz 1991’de gözaltına alındıktan 2 gün sonra cenazesi bulundu. 12 Eylül 1980 askeri darbe sürecinde tutuklanıp 4 yıl cezaevinde kalan Aydın, tahliye olduktan sonra bir grup Kürt aydınıyla birlikte İnsan Hakları Derneği’ni (İHD) kurmak için çalışma başlattı. 1990 yılında İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu’na seçilen Aydın, 28 Ekim 1990 tarihinde ise Ankara’da yapılan İHD Genel Kurulu’nda Kürtçe yaptığı konuşma nedeniyle tutuklandı. Hakkında açılan davaların duruşmasında Kürtçe savunma yapan Aydın, 4 aylık tutukluluk süresinin ardından 1990 yılı sonlarında İHD Diyarbakır Şubesi Başkanlığı’na, 1991 yılı Haziran’ında ise HEP Diyarbakır İl Kongresi’nde il başkanlığına seçildi. Kendilerini polis olarak tanıtan 3 kişinin, 5 Temmuz gecesi Aydın’ı evinden gözaltına almasının ardından işkence edilmiş cenazesi 7 Temmuz’da Elazığ’a bağlı Maden ilçesindeki bir köprünün altında bulundu.

Vedat Aydın'ın cenazesi Elazığ'dan bir konvoy oluşturularak Diyarbakır'a getirildi. Konvoy geçtiği yerlerde katılımlarla gittikçe büyüdü ve Diyarbakır'a vardığında mahşeri bir kalabalık oluştu. Cenaze esnasında polis kalabalığa ateş açtı ve 11 insan yaşamını yitirdi. Kalabalığa saldıran polis bir otobüsteki HEP milletvekillerini (SHP listelerinden seçilen 14 milletvekili daha sonra ayrılarak HEP'e geçmişti) çok şiddetli şekilde dövdü.

 

2021 soruşturma için kritik

Aydın'ın katledilmesi, 3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk kazasından sonra hazırlanan raporda,  her ne kadar devlet içinde odaklanan bir çete tarafından katledildiği belirtilse de soruşturma dosyasında bir yol alınmadı. Dosyanın zamanaşımı kapsamında düşmesine kısa bir süre kala JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan'ın cinayete ilişkin ifadeleri 2011’de dosyaya girdi. Aygan, Aydın'ın Cem Ersever'in başında bulunduğu itirafçı JİTEM elemanları tarafından katledildiğini açıkladı. Soruşturma savcısı, bu ifadeler üzerine JİTEM elemanı Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında yakalama kararı çıkardı, ancak geçen 9 yıl içinde Yıldırım’ın yakalanması için bir gelişme sağlanamadı. 29 yıldır Diyarbakır Adliyesi’nin tozlu raflarında bekletilen soruşturma dosyası, eğer bir gelişme sağlanmazsa ya da kovuşturmaya dönüştürülmezse 2021 yılı içinde zaman aşımına uğrayacak.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler