Türkiye koronayla mücadelede cinayeti seçti

Metin KIYAN Çin’den yazdı: AKP Hükümeti sürdürülebilir zeminde kalmak için vahim olan tablonun ortaya çıkmasını istemiyor. Bu durum salgının işin içinden çıkılamaz hale gelmesinden başka bir sonuç doğurmaz. Çok yakında kontrolü kaybedecekler.

Türkiye koronayla mücadelede cinayeti seçti

Koronavirüsle mücadelede son durum, Çin Türkiye karşılaştırması,
benzerlikler ve farklılıklar


Benzerlik yok. Farklılıklara geçmeden önce gelin yazıya normal bir başlangıç yapalım.

Her fırtına durur. Covid-19 salgını da duracak. Ama herkesin aklındaki temel soru şu: ne zaman duracak, nasıl duracak? Durana kadar, neleri devirip götürecek, neler kaybettirecek? Hangi mücadele yönteminin izleneceği bu sorunların yanıtını belirleyecek.

Daha önceki yazılarda Covid-19 salgını ile mücadele için hangi temel yaklaşımların benimsendiğini dile getirmiştik. Aradan geçen zaman içinde bu yaklaşımlar iyice belirginleşti. Ülkelerin pratikleri hangi yaklaşımı benimsediklerini ortaya koydu. Birinci yaklaşım, virüsü tamamen yok etme stratejisi idi. Çünkü virüs oldukça bulaşıcı ve ölümcül. İnsan canı ve sağlığı ekonomiden öncelikli idi. Tekrar başa sarmayı engellemek için “son virüs de yok edilinceye kadar” kararlı bir mücadele vermek gerekiyordu.

İkinci yaklaşım ise virüsün kontrollü yayılmasına izin vererek sürü bağışıklığı kazanılması stratejisi idi. Bu yaklaşım virüsün yayılmasının engellenemeyeceğini varsayıyor. Temel strateji olarak, sağlık sektörünün çökmesine izin vermeden virüsün yayılma hızının yavaşlatılması, hastalığın kontrollü bir şekilde toplumun %60-70’ine bulaştırılması benimseniyor. Bu arada aşı imdada yetişirse geri kalanlar da aşılanarak bağışık hale getirilecek. Bu yöntem açık bir kasten insan öldürme teşebbüsü, çünkü bu yöntem benimsendiğinde özellikle sağlık sorunları olan yaşlı bir nüfusun öleceği ve bir kısım insanın ise kalıcı sağlık sorunları ile başbaşa kalacağı biliniyor.



Çin birinci yöntemi seçti ve başarılı olunabileceğini gösterdi.

Çin’in uygulamaları bazen agresif, aşırı veya insan haklarını aykırı bulunsa da Çin kararlı bir mücadele ile virüsün kontrol altına alınabilmesi bir yana, yok edilebileceğini gösterdi. Son bir kaç gündür Çin genelinde ve salgınının merkez üssü olan Wuhan şehrinde yeni vaka sayısı sıfırlandı. 73bin 159 kişi tedavi edilerek hastanelerden taburcu edildi. Halen ise 4735 kişinin tedavisi sürüyor.[1]

Şu an Çin’deki en önemli problem ithal virüs vakaları (başka ülkelerden Çin’e taşınan). İthal vakaların sayısı 400’ü geçti. Toplamda 5 vakanın dışarıdan gelen insanlarla ortaya çıkması üzerine, Pekin yönetimi yeni yayılmaların önüne geçmek için tedbirlerini genişletti. Gelenler önceden evlerinde yada otelde karantinada tutulurken şimdi ise her gelen kişiye nükleid asit testi yapılması ve 14 gün boyunca devletin belirlediği yerlerde karantina altına alınması zorunlu hale getirildi.[2] Bununla birlikte Çin henüz herhangi bir ülkeye uçuş yada sınır yasağı getirmedi.


Yaşanan olumlu gelişmeler üzerine Hubei üzerindeki karantina da kaldırıldı. Wuhan’ın tecritinin ise 8 Nisan’da sona ereceği duyuruldu. Fakat, önlemlerin halen ne kadar sıkı olduğunu anlatmak için şöyle bir örnek vereyim: Önceki gün yaşadığım sitede yapılan bir anonsta, hangi bloklarda ve hangi katlardaki sakinlerin Hubei’den dönüş yaptığını ve ne kadar süreler ile karantina altına alındıkları bildiriliyordu. Bu süre geldikleri bölgelere göre 4 ile 14 gün arasında değişiyordu. Şöyle düşünün, bir buçuk aydan daha uzun süredir zaten karantina altında olan insanlar, çalıştıkları şehre dönünce yeniden karantina altına alındılar. Bu gerekli miydi, değil miydi ayrı konu, fakat Çin’in virüsü bitirmek konusunda meseleyi nasıl bir hassaslıkla ele aldığının anlaşılabilmesi için yazıyorum.

Yeni vakaların sıfıra inmesi ile birlikte toplumsal yaşamda başka bazı önlemlerin biraz geriye çekilmeye başlandığını söylemek de mümkün. Örneğin, Shenzhende çalıştığınız veya yaşadığınız bina dışındaki binalara giremezken, şimdi ise son 14 gündür aynı şehirde olduğunuzu kanıtlayarak (cep telefonundaki bir uygulama ile) artık diğer binalara da girebiliyorsunuz.



Virüs yayılma hızının düşmesi için ne kadar zaman gerekiyor?

Bu elbette bir çok faktöre bağlı. Çin’de virüsün ortaya çıkmasının ardından uyguladığı çok sıkı karantina ve izolasyon önlemlerine rağmen yeni virüs vakalarının azalmaya başlaması üçüncü haftayı bulmuştu. Bu süreçten bir süre sonra insanlar evlerinden çıkabildiler, yine de mobilizasyon oldukça kısıtlandı, üretim kademe kademe başladı. Yeni vaka sayılarının sıfırlanması ise bir buçuk ayı buldu.

Yeni yayılmaların durdurulması ve var olan vakaların tespit edilmesi için en az iki hafta toplumsal sıkı bir karantina süresine ihtiyaç var. Ancak böyle bir karantina ile hastalığa yakalananlar ve onların etkileşimde bulundukları tespit edilebilir, hastalar izole edilerek tedavileri başlatılabilir. Aynı evi paylaşan şüpheli durumdaki kişilerin ise gözetimine bir süre daha devam edilebilir. Bunu yapabilmek için ise temel ihtiyaçların karşılanması, bu ihtiyacın karşılanması için gerekli sektörlerin çalışmaya devam etmesi gerekecektir. Elbette bu sektörlerde çalışanların da bu süreçte aileleri ile birlikte değil de ayrı yerlerde ikamet etmesi gerekiyor.
 

 

Kapitalizm salgınla başa çıkma ehliyetine sahip değil.

Dünyanın genelindeki uygulamalara bakıldığında ise virüsü tamamen tedavülden kaldırma yaklaşımı yerine, zamana yayarak kontrollü yayma yaklaşımının benimsendiğini söylemek mümkün. İngiltere ve Hollanda yönetimleri dışındakiler bu yaklaşımı tercih ettiklerini açık açık dillendirilmese de bir çok ülkenin pratik uygulamalarına baktığımızda bu anlayışla yaklaşıldığını görmek mümkün. Zira hiç bir ülke virüse karşı sonuç alıcı bir yaklaşımı benimsemiyor. Sosyal güvenlik sisteminden eksilecek olan “hasta ve masraflı” yaşlıları çoktan gözden çıkarmış bulunuyorlar, dahası bu durumu avuçlarını oğuşturarak izliyorlar. Bunda şaşılacak bir şey yok, kapitalizmin nasıl ahlaksız bir sistem olduğunu anlatmaya gerek yok. Öte yandan virüsü tamamen yok etmek yerine sürdürülebilir kılmak, ülkelerin yönetimlerine otoriterleşme, muhalefetlerini dize getirme, halk üzerindeki baskıyı arttırma, istediklerini sessiz sedasız hayata geçirebilme olanakları sunuyor. Örneğin AKP Hükümeti bu süreçte HDPli belediyelere kayyumlar atamaktan geri durmadı..
 


Türkiye de sürü bağışıklığı yöntemini benimsiyor.

Açıktan dillendirilmese de Türkiye de kasten cinayet yöntemini seçmiş bulunuyor. Söylemlerin aksine pratik ugulamalar bunu gösteriyor. Elbette Türkiye de önlemler alıyor, tıpkı diğer ülkeler gibi. Burada söylemek istediğimiz, alınan önlemlerin bu işi bitirmeye yönelik değil, sürdürülebilir seviyede tutmaya yönelik oluşudur. Yani “yavaş yavaş öldürelim” deniliyor.

Örneğin, 65 yaş üzerine sokağa çıkma yasağı getirilmesi göstermelik bir önlemdir, zira 65 yaş üstüne virüsü taşıyacak olanlar halen sokakta ve evlerine döndüklerinde anne babalarına bulaştırmaya devam ediyorlar.
 

 

Türkiye Suriye topraklarında egemenlik peşinde koşarken virüs ülkede yayılıyordu

Türkiye en başından beri meseleye ciddiyetle yaklaşmadı. Dünya salgınla boğuşurken Türkiye Suriye’de savaş siyaseti izlemekle meşguldü. Sağlık bakanlığı çok süper önlemler aldıklarını dillerinden düşürmeyerek, halkı uyutmakla meşguldü. Televizyon ekranlarında Covid-19’u önemsizleştirmeye çalışan popüler doktorlar boy veriyordu. Öyle ki, Covid-19’un normal grip gibi bir salgın olduğu, kelle paça içilmesi gerektiği, sarı ırkı daha fazla etkilediği, maske kullanmaya gerek olmadığı vs. anlatılıyordu.

 

Şuursuz açıklamalar

Türkiye’de hali hazırda %50-60’a virüs bulaştığını iddia eden, neden bahsettiğini bilmeyen bir doktor bile çıkageldi, açıklamaları sosyal medyada onbinlerce paylaşım aldı.

Oysa ki İtalya’da Covid-19 daha sadece halkın binde birine bulaşmış durumda. Hadi tespit edilemeyenlerle birlikte bu rakam iki katı olsun. Binde iki olsun. Bu bile İtalyan sağlık sistemini çökertmeye yeterken daha işin başında zaten %50-60 gibi bir rakama bulaştı diyebilmek neyle izah edilebilir? Bugün Türkiye’de bir kısım insan şuursuzca, korunmasız sokaklarda dolaşmaya devam ediyorsa bu tip açıklamaların payı büyüktür.

xPJcln
 

Cinayet yolunun seçildiğini Mehmet Ceylan’ın açıklamaları kanıtlıyor

Türkiye’nin cinayet yolunu seçtiğini bilim kurulu üyesi Prof. Mehmet Ceylan’ın söylemlerinden de anlayabilirsiniz, Ceylan virüsün nasıl biteceğini şöyle anlatıyor:

“Ya insanların önemli bir kısmı bağışık hale gelecek ve virüs artık yayılamayacak ya da aşı bulunacak ve aşı ile insanlar bağışık hale getirilecek. Üçüncü olarak virüs mutasyona uğrayacak ve insandan insana bulaş özelliğini kaybedecek. Pandemi ancak bu üç yoldan biriyle bitecek. Örneğin, SARS'ta virüs muhtemelen mutasyona uğradı ve o şekilde bitti.”[3]

Mehmet Ceylan, herkesin gözü önünde başarılı bir Çin deneyimi varken,
virüsün benzer yöntemler izlenerek durdurulabileceğini aklının ucundan geçirmiyor.

Virüsün mutasyona uğrayıp bitmesine bel bağlamanın ise akla yatar hiç bir yanı yok. Piyasada dolaşan trilyon tane virüsten mutasyona uğrayanlar elbette olur. Fakat zaten dolaşımda olan trilyon tane virüsün hepsinin birden mutasyona uğraması düşünülemez. Eğer mutasyona uğrayan virüs eski virüsten daha hızlı bulaşıp aynı zamanda eski virüse bağışıklık kazanılmasını sağlamazsa zaten çok kolayca bulaşabileşen eski virüs yayılmaya devam eder. Böyle bir durumda ise elimizde nurtopu gibi ikinci bir virüsümüz daha olur.

Özetle Ceylan, aşı ortaya çıkıncaya kadar hastalığın yayılmasını engelleyemeyiz, ancak onu kontrol altında yayabiliriz demeye getiriyor. Ülkenin salgın konusundaki politikalarına yön verecek bilim kurulu üyeleri salgını durduramayacaklarını düşünüyorlarsa bu işi bırakmalıdırlar. Çünkü salgının durdurulabileceği lokal düzeyde çoktan ispatlandı.



Hastaların nerelerde yaşadığının hasta mahremiyeti ile ne ilgisi var?

Fakat sadece bu değil. Sağlık bakanlığı işin başından beri bilgiler konusunda şeffaf davranmadı. Salgın bir hastalıkla mücadele ediyorsanız salgının yayılma yerleri üzerinde yoğunlaşmaktan daha önemli ne olabilir ki? Sanki hastaların açık adresleri isteniyormuş gibi, hasta mahremiyetinden söz edilmeye başlandı. Halbuki bir salgın hastalıkta, ne kadar hızlı hareket edilirse hastalığın yayılması o derece önlenebilir. Wuhan’ın dünya ile bağlantısı kesilmeseydi salgın bütün Çin’i ardından bütün dünyayı daha hızlı bir şekilde kasıp kavurmaz mıydı?

Aslında yeterince zaman varken dünyanın geri kalanı gerekli önlemleri almaya yanaşmadı, bekleyelim ve görelim dendi. Şu anki durum ise herkesin malumü.

Dünya virüs ile boğuşurken binlerce insanın umre ziyaretinin engellenmemesi neyle açıklanabilir?

Basiretsizlik mi? Çevrede ne olup bittiğini kavrayamama sorunu mu? Bu turları düzenleyenlerin kar hırsının baskın gelmesi mi? Yoksa bırakalım virüs yayılsın denmesi mi? Yoksa bunların hepsi ya da bir kaçının birleşimi mi? Yangına körükle gitmek derler ya işte daha azı değil, AKP Hükümeti binlerce insanın hayatını böyle riske attı.

 


Erdoğan virüsle mücadeleden ne anladıklarını ortaya koymuştu

Salgına karşı Erdoğan’ın açıkladığı önlemler arasında, uçak fiyatlarında KDV indirimi, taşınmaz satışlarında kredi oranlarının arttırılması gibi önlemler dikkat çekmişti. Hiç kimsenin virüsle mücadele ile bir bağlantısını kuramadığı bu önlemler neyin nesiydi? Salgınla mücadelede insanların mobilizasyonunu kısıtlamak son derece önemli iken, insanlara daha fazla seyehat edin demekten başka bir anlamı olmayan bu önlemler, AKP’nin salgına karşı nasıl bir ciddiyetsizlikle yaklaştığını ortaya koymuyor mu?

Peki siz böyle bir zihniyetin virüsle mücadele edebileceğine ihtimal veriyor musunuz? Bunların en fazla yapabilecekleri virüsle iş birliği yapmaktır.

 

Kontrolü kaybedecekler

Sadece bunlar değil. Hastalığın hızlıca tespit edilmesi gerekirken AKP bu konuda da oldukça sorunlu davrandı, davranmaya devam ediyor. Başlangıçta vakaları gizlemek için çok sınırlı test yapılırken, şimdilerde de testler sınırlı bir biçimde yapılmaya devam ediyor. Sürdürülebilir zeminde kalmak için gerçekte daha vahim olan tablonun ortaya çıkmasını istemiyorlar. Fakat bu durum salgının işin içinden çıkılamaz hale gelmesinden başka bir sonuç doğurmaz. Ve korkarım ki çok yakında kontrolü kaybedecekler.

 

Virüsün sıcak hava ile bitmesi söz konusu değil

Bazı uzmanlar her ne kadar bu konuda pembe tablolar çizseler de, sıcak havalar ile virüsün sona ermesinin mümkün olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Sıcak havalar virüsün yaşam süresini kısaltıp salgının yavaşlamasını sağlayabilse de gerekli önlemler alınmadığı durumda bir işe yaraması mümkün değil. Bunu anlamak için süreli sıcak iklimde yaşayan ekvator kuşağı ülkelerine bakılabilir. Son günlerde Malezya, Ekvador, Tayland gibi ülkelerde yeni virüs vakaları hızla yükselişe geçti.

Halkın kendi önlemlerini kendisi alması, halkın gerçek temsilcisi kurumların yan yana gelip ortak mücadele yürütmesi dışında başka çıkar bir yol bulunmuyor. Geçtiğimiz günlerde Filipinler Komünist Partisi salgın konusunda seferberlik ilan ederek halka maske ve dezenfektan madde ihtiyaçlarını nasıl karşılayacakları konusunda harekete geçecegini ilan etmişti [4] Bu gibi pratiklerin çoğaltılması, insanlığın kapitalizmin elinden ivedilikle kurtarılması gerekiyor.
 

KAYNAKLAR

[1] https://www.worldometers.info/coronavirus/  (24 Mart 2020)
[2] http://www.chinadaily.com.cn/a/202003/24/WS5e7965e4a310128217281787.html (24 Mart 2020)
[3] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/prof-mehmet-ceyhan-acikladi-pandemi-uc-yolla-bitebilir-1728959 (23 Mart 2020)

[4] http://www.yenidemokrasi6.net/filipinler-komunist-partisi-salgina-karsi-seferberlik-ilan-etti.html (19 Mart 2020)

 

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler