SYKP: Salgına karşı önlemi kapitalizme karşı mücadeleyi yükseltelim!

SYKP MYK’sı yaptığı açıklamada, ne kapitalizmin ne de AKP-MHP Hükümeti’nin korona salgınına ve olası yeni felaketlere halkçı politikalar geliştirme isteği ve kapasitesi yoktur! Onlardan kendiliğinden bu tür tedbirler almalarını beklemek, ölü gözünden yaş beklemek kadar beyhudedir” dendi.

SYKP: Salgına karşı önlemi kapitalizme karşı mücadeleyi yükseltelim!

SiyasiHaber

Kapitalist devletlerin tamamının uyguladığı neoliberal politikalar dolayısıyla önleyici, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemsizleştirilmesi, sömürü çarklarının duraksamaması için hastalık riskinin görmezden gelinmesi, kamusal tedbirlerin alınmaması, hastalık durumunda ise yeterli tıbbi desteğin verilmemesi nedeniyle, koronavirüsün dünya çapında bir salgına dönüştüğüne vurgu yapıldı.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sermaye devletinin bu kaygı ve panik ortamını 2008’den bu yana içinden çıkamadığı krize karşı yeni bir otoriterleşme, merkezileşme, hak gaspı, örgütlülüğü dağıtma, istihdamı esnekleştirme, kontrolü artırma imkânı olarak kullanmak istediğine dikkat çekilen açıklamada, “Bu panik dalgasıyla emekçilere, kadınlara, doğaya karşı saldırgan politikalarını meşrulaştırmak, sınır ötesindeki operasyonları unutturmak, her türlü muhalefeti bir kez de bu vesileyle boğmak istemektedir. Ne genel olarak kapitalizmin ne de özelde AKP-MHP Hükümeti’nin Korona salgınına ve olası yeni felaketlere halkçı politikalar geliştirme isteği ve kapasitesi yoktur! Onlardan kendiliğinden bu tür tedbirler almalarını beklemek, ölü gözünden yaş beklemek kadar beyhudedir” denildi.

Açıklamada “Halklara çağrımız hükümetin kendileri için etkili tedbirler alacağı yanılgısına kapılmadan hızla emek ve demokrasi örgütleriyle birlikte, kendi yaşam ve çalışma alanlarından başlayarak örgütlü mücadeleyi geliştirmeleridir” dednildi.

 

Açıklmanın tam metni şöyle:

 

"İnsanlık ilk kez bir virüs salgınıyla yüz yüze gelmiyor. Yeni tür virüsler tarihin değişik zamanlarında yaşamı daha önce de tehdit etti. Dünyanın her yanına ve ülkemize de ulaşan Korona salgınını yeneceğiz elbet, ancak yeni salgınlar bizleri bekliyor olacak.

Hal böyleyken asıl sorun olan, bu tür felaketlerle yüz yüze olduğumuzu bile bile en temel insan haklarından olan sağlıklı yaşam hakkımızın kapitalist sistem tarafından kamusal bir hizmet olmaktan çıkartılıp ticaret meselesi haline getirilmiş olmasıdır.

 

Korona gerçek bir tehlikedir!

Ciddi bir tehdit olan salgına karşı umursamaz “bize bir şey olmaz”cı tutuma asla prim verilmemelidir.  Korona ölümcül ve henüz çaresi bulunmamış bir virüstür ve buna karşı kişisel, toplumsal ve kamusal önlemler almak zorunludur. Kapitalist devletlerin bu krizi suistimal etmeleri ve salgının etkilerinden kaçınmanın ağırlıklı yükünü bireysel tedbirlere yüklemeleri, halklarımızın bu konuda bireysel ve toplumsal olarak hassas davranmalarının önünde engel olmamalıdır. Bütün halklarımız Korona tehlikesini ciddiye almalı ve bu konuda özellikle toplumcu meslek örgütlerinin uyarılarını anı anına takip etmeli ve hayata geçirmelidir.

Aynı şekilde, panikçi, kendini hayattan ve sorunun esasına karşı mücadeleden izole eden, iradesini tamamen sistemin arzularına ve yönelimlerine teslim eden yaklaşımlar doğru değildir. Salgının daha fazla yayılmamasının ve insan hayatına en az zararla durdurulmasının biricik yolu örgütlü toplumsal mücadeleyi geliştirmekten geçmektedir. Yapmamız gereken bu koşullarda dahi insan sağlığını değil sermayelerini ve devletlerini korumaya öncelik veren sisteme karşı mücadelede yeni toplumsallaşma, örgütlenme, dayanışma ve mücadele yolları geliştirmek olmalıdır.

Tedbiri asla elden bırakmadan yaratıcı mücadele araçları geliştirmeli, sermayenin “herkes kendini kurtarsın” bencilliğine karşı zaman kaybetmeden yeni toplumsallaşma deneyimleri yaratmaya soyunmalıyız. Bunun bir örneğini daha önce Gezi’de yaptık, yine yapabiliriz! Hepimiz yaşadığımız bölgelerde dayanışma ağları, güvenli ilişkilenme ve iletişim yollarıyla yeni toplumsallıklar, örgütlenmeler geliştirmenin öncüsü ve parçası olmaya gayret etmeliyiz.

 

Bu kriz aynı zamanda neoliberalizmin krizidir!

On yıllardır tüm dünyada devam eden neoliberal politikalar sağlık alanını tamamen ticarileştirmiş, hastanelerin imkânları, tıbbi yatırımlar, sağlık personelinin çalışma koşulları, önleyici sağlık hizmetleri, var olan sağlık hizmetlerinden yararlanma koşulları toplum sağlığına göre değil sermayenin çıkarlarına göre düzenlenmiştir. Bugün en gelişmiş kapitalist ülkelerde dahi Korona virüsünün yayılması, bundan kaynaklı ölümler engellenemiyorsa bunun temel nedeni insan hayatı için değil sermayenin kârı için tasarlanmış sağlık sistemidir.

Kapitalist devletlerin tamamının uyguladığı neoliberal politikalar dolayısıyla önleyici, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemsizleştirilmesi, sömürü çarklarının duraksamaması için hastalık riskinin görmezden gelinmesi, kamusal tedbirlerin alınmaması, hastalık durumunda ise yeterli tıbbi desteğin verilmemesi koronavirüsün dünya çapında bir salgına dönmesine yol açmıştır.

 

Bu kriz aynı zamanda kapitalizmin ekolojik krizidir!

Kapitalizmin yapısal krizi kendini ekolojik kriz olarak da açığa vuruyor. Kapitalizm kar hırsıyla dünyayı yaşanmaz bir gezegen haline getirdiği, ekolojik bir krize yol açtığı için de korona salgınının pandemiye dönüşmesini engellemek mümkün olmuyor.

Maalesef görülecektir ki, kapitalist düzen devam ettiği sürece bu tür salgınlarda ve daha nice hastalıklarda olan daha çok yoksula, aça, göçmene, emekçiye, cezaevlerinde yaşamak zorunda kalanlara, ezilen milliyetlerden insanlara olur. Yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan dünyadaki milyonlarca emekçi, işsiz, emekli ve evsiz; sağlıklı gıdaya, temiz hava ve suya, yeterli ve eşit bir sağlık hizmetine ulaşamadıkça önce onlar ölür, daha çok onlar ölür.

İşte bu yüzden koronavirüsle ve bundan sonraki olası virüslerle mücadele aynı zamanda kapitalizmle mücadele anlamına gelmek durumundadır. Kapitalizmi durduramadığımız sürece kâr için değil insan ve toplum yararına kurgulanacak bir sağlık sistemine kavuşmak mümkün olmayacaktır.

 

Sistemin krizi fırsata çevirmesini izin vermeyeceğiz!

Halkımızın amiyane deyimiyle “koyun can derdindeyken kasap et derdinde!” İnsanlar her geçen gün katlanarak büyüyen Korona riskine karşı etkili önlemler arayışı içindeyken sermaye ve onun devleti krizi fırsata çevirmenin derdinde. İnsan hayatını bunca tehlikeye atan umursamazlıkları yetmezmiş gibi, öne sürdükleri tedbir paketleri, tedavi imkânları ve olağanüstü hâl kararlarında öncelikli olarak hâlâ sermayenin çıkarlarını gözetmekteler.

Sermayenin bugünkü temsilcileri olan AKP-MHP Hükümeti bu krizi özel olarak da içine düştüğü darboğazdan kurtulmanın imkânı olarak görerek hareket etmektedir. İdlib’de saplandığı bataklığın, ekonomik çakılmanın, siyasi tükenişinin üstünü “Korona paniğiyle” örtmek istemektedir. Toplumsal tedbirler için en önemli günler olan ilk dönemi pervasızca Korona tehlikesini yok sayarak heba eden AKP-MHP hükümeti, mızrak çuvala sığmayacak noktaya geldiğinde ise etkili tedbirler almak yerine toplumun üzerine panik boca etmiştir.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sermaye devleti bu kaygı ve panik ortamını 2008’den bu yana içinden çıkamadığı krize karşı yeni bir otoriterleşme, merkezileşme, hak gaspı, örgütlülüğü dağıtma, istihdamı esnekleştirme, kontrolü artırma imkânı olarak kullanmak istemektedir. Bu panik dalgasıyla emekçilere, kadınlara, doğaya karşı saldırgan politikalarını meşrulaştırmak, sınır ötesindeki operasyonları unutturmak, her türlü muhalefeti bir kez de bu vesileyle boğmak istemektedir.

Ne genel olarak kapitalizmin ne de özelde AKP-MHP Hükümeti’nin Korona salgınına ve olası yeni felaketlere halkçı politikalar geliştirme isteği ve kapasitesi yoktur! Onlardan kendiliğinden bu tür tedbirler almalarını beklemek, ölü gözünden yaş beklemek kadar beyhudedir.

Halkalarımıza çağrımız, hükümetin kendileri için etkili tedbirler alacağı yanılgısına kapılmadan hızla emek ve demokrasi örgütleriyle birlikte, kendi yaşam ve çalışma alanlarından başlayarak örgütlü mücadeleyi geliştirmeleridir.

Ancak böyle bir örgütlenme ve mücadeleyle gerçekten emekçi halklarımızın çıkarına tedbirlerin hızla devreye sokulmasını sağlayabilir ve sonrasında bunları kalıcı hale getirecek mücadelenin önünü açabiliriz.

 

Bu süreçteki mücadelemizin talepleri şunlar olacaktır:

  • Öncelikli olarak Hükümet bu süreci Meclis’teki diğer partiler, sağlık alanındaki meslek ve emek örgütleri, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileriyle birlikte kurulacak bir kriz masasından yönetmelidir. Alınacak tedbirler, hayata geçirilecek uygulamalar mutlak suretle bu bileşenle birlikte kararlaştırılmalıdır.
  • Hükümet vatandaş olsun olmasın, hukuki statüsü ne olursa olsun ülkede bulunan bütün insanların nitelikli, parasız ve yeterli sağlık hizmetine ulaşabilmesini sağlamak zorundadır.
  • Alınan, alınacak tedbirlerde işverenlerin değil işçilerin, devletin değil halkın, paranın değil insanca yaşamın gerekleri ön planda tutulmalıdır.
  • Bu olağanüstü dönemde alınması gereken bireysel tedbirler herkese duyurulmakla beraber, esas olarak kamusal ve toplumsal tedbirlerin hayata geçmesi sağlanmalıdır.
  • Eğitim, seyahat, çalışma gibi alanlarda alınacak tedbir kararlarının yükleri başta kadınlar olmak üzere toplumun dezavantajlı gruplarının üzerine yıkılmamalı, izin ve işbölümünde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretilmesine imkân tanıyacak uygulamalara başvurulmamalıdır.
  • İşyerleri ve okullarda tehlike arz edecek bir durum söz konusu olduğu sürece buralar tatil edilmeli, işçilerin maaşı, öğrencilerin eğitim imkânı (uzaktan dijital olarak, vs) mutlaka muhafaza edilmelidir.
  • Bu süreçte kullanılacak dil hiçbir şekilde ülkedeki göçmen ve sığınmacılara ya da başka halklara karşı kin ve nefret oluşturacak tarzda olmamalıdır.
  • Dünya geneline yayılan bu salgınla, ancak dünya genelinde verilecek bir ortak mücadeleyle baş edilebilir. Yakın çevremizde savaşın yıkıcı etkisini yaşamakta olan Suriye, Irak ve İran’dan başlamak üzere en genel düzeyde Korona karşıtı mücadelenin parçası olunmalıdır.
  • Bir musibet bin nasihatten yeğdir sözünü de önümüze koyarak bu krizi halkçı bir sağlık sisteminin geliştirilmesi, insan, üretim ve kâr merkezli doğa bakışından vazgeçilmesi ve bireyci ve piyasacı değil, toplumcu ve eşitlikçi bir sitemin kurulması için bir fırsata çevirmeliyiz.
  • Devletin geliştireceği tedbirlerin nihayetinde sermayenin çıkarlarını korumaya yönelik olduğunun bilinciyle davranarak, öncelikle dezavantajlı olanları gözeten genel bir dayanışma ve örgütlenme ağı yaratılmalıdır. Bu örgütlenmeler hem günlük hayat içinde yüz yüze gelinen sıkıntıları dayanışma içinde aşmaya (örneğin risk gruplarının alışveriş gibi işlerinin daha az riskliler tarafından yerine getirilmesi) hem de devletin geliştireceği, denetimci ve sermaye yanlısı tedbirleri boşa çıkarmaya hizmet etmelidir.
  • COVID-19 Pandemisi’nin kısa sürede aşılamayacağı gerçekliğini göz önünde bulundurarak böyle örgütlenmelerin hem yerel hem ulusal hem de ülkeler arası boyutta genel bir dayanışma ağı haline gelmesine çalışılmalıdır. Bu tür yerel ve ülkeler arası dayanışma örgütlenmelerinin gelişen Endüstri 4.0’ın yaratacağı başka felaketlere de karşı durma açısından bir örnek olarak görülmesi ve buna ilişkin bir bilinçlenmenin geliştirilmesi eşiğine geldiğimiz komünizm ütopyasının gerçekliğe dönüşmesinin imkânlarını içinde taşımaktadır."

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler