Adana Sosyal Dayanışma Derneği: Nükleer santral istemiyoruz!

Adana Sosyal Dayanışma Derneği, Çernobil felaketinin 32’nci yıldönümüne ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Çernobil’deki santrali kuran Rosatom şirketinin Akkuyu’daki santrali kuracağı belirtilirken, “Daha kaç Çernobil, kaç Fukuşima felaketinin yaşanması gerekmektedir?” denildi.

Adana Sosyal Dayanışma Derneği: Nükleer santral istemiyoruz!

SiyasiHaber - Adana

Adana Sosyal Dayanışma Derneği, Çernobil’de 32 yıl önce meydana gelen nükleer santral kazasının yıldönümüne ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Nükleer santrallerden çıkan nükleer atıklara dünyanın hiçbir ülkesinde çözüm bulunamadığı, bu atıkların yüzyıllarca korunması gerektiği, bu durumun hem tehlikeli, hem de pahalı olduğunun bilindiği kaydedilen açıklamada, “Nükleer santral teknik bir zorunluk hiç değil, politik ve tehlikeli bir tercihtir” denildi.

İktidarın halkın sesine kulaklarını kapadığı, OHAL koşulları altında ‘Nükleer santral istemiyoruz’ demenin yasaklandığı, nükleer santraldeki amacında büyük rantlar ve politik çıkarların olduğu belirtilen açıklamada, “Nükleer santral belasından uzak durmak için daha kaç Çernobil, kaç Fukuşima felaketinin yaşanması gerekmektedir? Ne Akkuyu’da, ne Sinop’ta, ne de dünyanın herhangi bir yerinde nükleer santral istemiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Adana Sosyal Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Ali Gülşen tarafından okunan basın açıklaması şöyle:

Unutturmak isteyenlere hatırlatıyoruz:

32 yıl önce Çernobil’de nükleer bir felaket yaşandı!

Ukrayna’da bulunan Çernobil nükleer santralinde 1986 yılında korkunç bir kaza yaşandı. Santrali Rosatom adındaki devlet şirketi kurmuştu ve kaza insan hatası sonucunda olmuştu. Kaza anında ve sonrasındaki temizlik çalışmalarında binlerce insan hayatını kaybetti. Yakın çevrede yaşayan ve yüksek seviyede radyasyona maruz kalan on binlerce insan sonraki yıllarda büyük acılar çekti, çoğu hayatını kaybetti. Yaşanan kazadan sonra “Çernobil kurbanları” deyimi kullanılır oldu. Çernobil’in 30 km. çevresindeki alan boşaltıldı, halen de bu alana girilmesi yasak. Çekirdek erimesinin bugün de devam ettiği santralde alınması gereken koruyucu tedbirler için Ukrayna Hükümeti’nin bütçesi yetersiz kalınca Avrupa Birliği’nden yardım istendi. Buradan sağlanan çok büyük miktarda para ile Çelik ve betondan oluşan bir koruyucu kubbe yapıldı. Bu çalışmanın da geçici olduğu, yüksek radyasyon sonucu bu kubbenin de zayıflayacağı, çekirdek erimesinin yüzyıllarca süreceği açıklandı. Çernobil’de yaşanan bu nükleer felaketten toplam 800 bin insanın etkilendiği tahmin ediliyor. Şu ana kadar toplam insan kaybı konusunda resmi makamlar bir açıklama yapmadı, nükleer lobinin de gerçeklerin açıklanmamasında etkisi olduğu düşünülüyor. Avrupa Nükleere Karşı Hekimler Birliği örgütü toplam insan kaybının 30 bin olduğunu açıkladı.

Akkuyu nükleer santralini aynı Rus şirketi, yani sabıkalı Rosatom yapacak. Şirketin Rus yetkilisine Akkuyu’da keşif için bulunan davacı kurum temsilcileri şu soruyu sordular: “Nükleer santrallerde söz konusu olan birçok hayati risk konusunda ne düşünüyorsunuz?” Şu cevabı verdi: “Ticaret yapıyoruz. Ticarette risk her zaman olur.”

Nükleer santrallerden çıkan nükleer atıklara dünyanın hiçbir ülkesinde çözüm bulunamadığı, bu atıkların yüzyıllarca korunması gerektiği, bu durumun hem tehlikeli, hem de pahalı olduğu biliniyor. Aynı yetkiliye Akkuyu nükleer santralinin atıkları sorulduğunda ise şu cevabı verdi: “ Rus Hükümeti nükleer atıkları kendi ülkesine kabul etmez.”

Türkiye’yi yönetenler, karar alıcılar bütün bu riskleri neden göze alıyorlar? “Elektrik üretimini yeterli hale getirmek için” diye cevap veriliyor. Bu cevap doğru değil. Şu anda Türkiye’nin 85.000 MW elektrik üretim kapasitesi var. 22.500 MW’lık santral de yapım aşamasında bulunuyor. Şu ana kadar kullanılan en yüksek nokta ise 48.000 MW olmuştur. Yani, üretim kapasitemizin ancak yarısından biraz fazlasını kullanıyoruz. Üstelik, çok enerji kullanmanın marifet olmaktan çıkmasının üzerinden yıllar geçti. Artık geçerli olan az enerji ile çok iş yapabilmektir. Ayrıca, üretilen elektrik enerjisinin kullanıcıya nakli sırasında %20 cıvarında kayıpların yaşandığı bir ülke olduğumuzu da hatırlatmak gerekir. Nükleer santral teknik bir zorunluk hiç değil, politik ve tehlikeli bir tercihtir. Şu nokta açık olarak ortada durmaktadır: Yatırım miktarı ne kadar büyükse, rant da o kadar büyüktür.

Nükleer enerji yerli ve milli mi? Uranyum yurt dışından gelecek, teknolojinin ve santralin sahibi Ruslar olacak, sorunun cevabı ortadadır.

Nükleer enerji ucuz mu? Türkiye’de bugünkü serbest piyasada elektriğin kilowat saati 5 cent’in altında, oysa yapılan anlaşmaya göre Akkuyu nükleer santralinin üreteceği elektriği Rus'lardan 15 cent’e alacağız. Dolar kuru da sürekli yükseliyor.

Bu gerçekler ortadayken nükleer santral reklam filminde bilim insanlarını ve çocukları öne sürmek ne anlama gelmektedir? Bilimin kimlerin hizmetinde olduğunu, kimilerinin bilim değil, filim insanları olduğunu ve son olarak da çocukların geleceğini tehlikeye atan böylesi bir projede çocukları kullanmanın utanmaz absürtlüğünü görmekteyiz.

Hiç ihtiyacı olmadığı halde, üstelik ham maddesi bedava ve bol olan güneş ve rüzgar gibi enerji türleri varken bir ülke neden nükleer santral kurmak gibi tehlikeli bir karar alır? Çünkü o ülkede halkın sesine kulaklar kapalıdır. Çünkü o ülkede olağanüstü hal yaşanmaktadır. “Nükleer santral istemiyoruz!” sözü bile yasaklanmak istenmektedir. Çünkü o ülke yöneticilerinin derdi elektrik üretimi değildir, büyük rantlar ve başka hesaplar söz konusudur. Politik çıkarlar ve hesaplar öne çıkarılmaktadır.

Nükleer santral belasından uzak durmak için daha kaç Çernobil, kaç Fukuşima felaketinin yaşanması gerekmektedir?

Ne Akkuyu’da, ne Sinop’ta, ne de dünyanın herhangi bir yerinde nükleer santral istemiyoruz.

Ders çıkarılması dileğiyle, 32. yılında Çernobil kurbanlarını saygıyla anıyoruz.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler