Sampa Otomotiv ve Dardanel İşçileri de Aynı Gemide mi Acaba?

Ayşegül SANDIKÇIOĞLU yazdı: "Dardanel işçileri tam 5 gündür karantina altında çalıştırılıyor. Hasta olanlar, hasta olma ihtimali olanlar hep beraber bir fabrika binasının içerisinde adeta bir üretim seferberliğindeler."

Sampa Otomotiv ve Dardanel İşçileri de Aynı Gemide mi Acaba?

 

SiyasiHaber

Bu yazının yazıldığı anlarda Dardanel işçileri tam 5 gündür karantina altında çalıştırılıyor. Hasta olanlar, hasta olma ihtimali olanlar hep beraber bir fabrika binasının içerisinde adeta bir üretim seferberliğindeler. Öyle bir seferberlik ki hem de; yıllık izinde olan, sağlık raporu olan kişilerin dahi tüm izinleri iptal edilerek üretime geri çağrıldılar. Ki aynı o işçiler, ülkecek “Hayat eve sığar” denildiği ve toplu bir şekilde insanların evlerinde kalması gerektiği/istendiği günlerde aynı servislerle aynı fabrikaya gelerek aynı bantları hiç durdurmadan çalıştırmışlardı. Ve yine aynı işçilerin canları hiç sıkılmamıştı evde kalmaktan. Farklı hobiler geliştirip, online olarak etkinlikten etkinliğe koşmamışlar, kitap listeleri yapıp karantina boyunca okunacaklar listelerini paylaşmamışlar ve “Evde bilmem kaçıncı gün?” iç daralmalarını yaşayıp fabrika bahçesinde arkadaşlarıyla yaşadığı güzel anları özlememişlerdi. Çünkü o işçilerin iş arkadaşlarını özlemeye zamanları hiç olmadı. Çünkü onlar için hayat eve değil o hiç durmaması gereken banta sığmaya devam etti. Ve sonuç: 40’ın üzerinde pozitif vaka.

 

Hoş Geldiniz Barakalar

Birkaç gündür basına ve sosyal medyaya akıl almaz bir haber olarak düşen “Dardanel kapalı devre çalışma sistemi” eğer engellenemezse öyle görünüyor ki tüm işçi ve emekçileri 1800’lü yıllar İngiltere’sinin çalışma koşullarına geri gönderecek. Gerçekten de Dardanel’de olanları duyduğumda gözümde canlanan ilk şey fabrika içlerine yerleştirilmiş o derme çatma barakalardan çıkarak gri bulutlar arasında vardiyasına yürüyen işçi kitleleri oldu. Ve Charles Dickens romanları…

“En iyi zamanlardı; en kötü zamanlardı. Bilgelik çağıydı, ahmaklık çağıydı. İnanç dönemiydi; şüphecilik dönemiydi. Aydınlığın mevsimiydi; karanlığın mevsimiydi. Umut baharıydı; umutsuzluk kışıydı…”

Ve devam ediyor İki Şehrin Hikayesi:

“Giyotinin açlığını durdurmak mümkün değildi. Özgürlük, kardeşlik, eşitlik veya ölüm. Bu dördünün içinde ölüm en bildik olanı ve en kolay elde edilebileniydi…”

2 yüzyıl geçse de aradan ölüm hala en bildik olanı ve en kolay elde edileni. İsimler değişiyor sadece. O zamanın barakası bu zamanın öğrenci yurtları. Vardiyası biten Dardanel işçileri servislerle öğrenci yurtlarına bırakılıyor. Başlarken de yine servislerle fabrikaya getiriliyorlar. Eğer bu karara uyulmazsa 3.150 TL idari para cezası. Ya da istersen istifa edebilirsin tabii ki.      Bundan 2 yüz yıl önce yaşanan manzaralar şimdi 2020 yılında yeniden yaşanıyor. Peki, bu Sanayi Devrimi dönemini anlatan filmleri aratmayan manzara Dardanel Fabrikasında nasıl ortaya çıktı?  

 

Aman Bantlara Zeval Gelmesin!

Gıda- İş Genel Başkanı Seyit Aslan’ın açıklamalarına göre bu durum işverenin Çanakkale Valiliği İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu’na başvurması ile başlıyor. İşverene göre raporlu ya da testleri pozitif çıkan işçilerin karantinada olmalarından dolayı bantlarda oluşan eksikler kabul edilemez bir şekilde üretimi neredeyse durma noktasına getirir. Oysaki ihracat var, planlanan üretim kapasitesi var, var da var. Olmayan tek şey insan odaklı bakış. Akabinde de bu sorunsalı ortadan kaldıracak olan İl Hıfzıssıhha kararı çıkar ve Dardanel çanların bantlar için çaldığını açıklar:

“ Şirketimizin Çanakkale’deki fabrikasında Covid-19 salgınına karşı çalışanlarımızın sağlığını korumaya yönelik alınan tedbirler sıkı şekilde uygulanmaktadır. Bu sayede üretim faaliyetlerimizde herhangi bir aksama yaşanmamıştır. Bundan sonra da üretim faaliyetlerimizde bir aksama yaşanmaması için, bugünden geçerli olmak üzere 14 gün süreyle çalışanlarımızın mesai saatleri dışında da tarafımızca gözetim altında tutulduğu kapalı devre çalışma sistemi tedbir olarak uygulanacaktır.”

Açıklama baştan sona tek bir dert taşıyor. Bantlar durmayacak, üretime devam. Kıyamet de kopsa üretime devam. Merak ettiğim bir diğer husus ise bu açıklamanın kim için yapıldığı? Çünkü doğal olarak işçilerin aileleri firmadan üretimin durumunu değil içeride hapsedilen insanlarının durumunu öğrenmek isteyecektir. Topluma mı yapılıyor? O toplumda yaşayan bir birey olarak öncelikle bu insanların sağlık durumunu ve ardından Çanakkale’de gerçek vaka sayılarını öğrenmek isterim kendi adıma. Bu kadar ciddi bir pandemi ortamında Dardanel’in kaç ton balık konservelediği, kaç ton ihracat yaptığı açıkçası umurumda değil. Devlete mi? Peki “Hayat Eve sığar” diyen ve halk sağlığı birinci vazifesi olması gereken kurumlar neden öncelikle konserve üretim miktarını merak etsin?

 

Pandemi KHK’sı: Maskeni Takmadın, Oyun Dışına!

2. görsel özer elektrik

Dardanel’deki olaydan sonra işçilere yönelik bir diğer saldırı haberi de Samsun ve Kocaeli’den geldi. Kocaeli’de Özer Elektrik firmasında çalışan 10 işçi Birleşik Metal İş Sendikası yetki başvurusunda bulunduğu için tazminatsız bir şekilde işten atılırken jandarma zoruyla fabrika dışına çıkartıldı. Aynı şekilde Samsun’da toplam 100 Sampa Otomotiv işçisi yine sendikalı oldukları için aynı durumla karşı karşıya geldi. Ancak bilindiği gibi pandemi döneminde işten çıkarmaları yasaklayan bir genelge var. Fakat işverenler bu genelgeye takılmamak için işten çıkarmaları yüz kızartıcı suçları kapsayan kod 29 üzerinden yapıyor. Ve her iki olayda da işçiler pandemi döneminde alınan kurallara uymamak ve maske takmamak gibi gerekçelerle işten çıkartılıyorlar. Kod 29’dan dolayı işten çıkartılmak ise işçi için taciz, hırsızlık gibi nedenlerden dolayı işten çıkartıldıkları anlamına geliyor ki bu hem yeniden iş bulmalarını zorlaştıran hem de işsizlik sigortası almalarına engel olan bir durum. Çünkü bu kod sicillerine işlediği için başvurdukları tüm işlerde karşılarına çıkarak iş bulabilmelerini zorlaştırıyor.     

Peki, Dardanel işçileri, Özer Elektrik işçileri, Sampa Otomotiv işçileri ve diğer tüm işçi ve emekçiler… İşverenler ya da diğer ayrıcalık sahipleri ile aynı Covid 19 gemisinde mi gerçekten? Ya da Titanic filminde olduğu gibi filikalara ilk yerleştirilenler ve filikalara binemesinler diye geminin en dip koridorlarından birisine kilitlenenler meselesi mi bu yaşanılanlar.

Ve yeniden Dickens;

“Giyotinin açlığını durdurmak mümkün değildi. Özgürlük, kardeşlik, eşitlik veya ölüm. Bu dördünün içinde ölüm en bildik olanı ve en kolay elde edilebileniydi…”

Ölümün değil özgürlük, kardeşlik ve eşitliğin en bildik olanı diyebileceğimiz günler umuduyla… 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler