'Şair ceketli çocuk' hayata veda edişinin 15. yıldönümünde anılıyor

25 Haziran 2005'te, 33 yaşındayken akciğer kanseri nedeniyle aramızdan ayrılan "Şair ceketli çocuk" Kazım Koyuncu, ölümünün 15. yılında anılıyor. Zuğaşi Berepe zamanında Kazım'ın vokalliğini yapan Harun Topaloğlu, Kazım hakkında, "Yaşasaydı birçok şey böyle olmayacaktı" dedi.

'Şair ceketli çocuk' hayata veda edişinin 15. yıldönümünde anılıyor

Bundan tam 15 yıl önce kanser yüzünden kaybettiğimiz müzisyen Kazım Koyuncu, ölümünün 15. yılında anılıyor.

1992 yılında ilk profesyonel müzik çalışmalarını yapmaya başlamıştı. 1989'da girdiği İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1993 yılında bırakan sanatçı, o yıldan sonra müzik kariyerine ağırlık verdi. 


'Şair Ceketli Çocuk' olarak tanınan, kendisinin deyimiyle "biraz müzisyen, biraz karadenizli ve hepsinin ötesinde bir devrimci" olan Kazım Koyuncu,  1971 yılında Artvin’in Hopa ilçesi Pançol’da (Yeşilköy)  dünyaya geldi. Müziğe ortaokuldayken babasının aldığı mandolinle başlayan Koyuncu, üniversite okumak için gittiği İstanbul’da müziğe ilgisi daha da arttı. 1991 yılının 1 Mayısı’na ilişkin bildiri dağıtırken, gözaltına alınarak tutuklanan Koyuncu, cezaevinden çıktıktan sonra okulu bırakıp, hayatını müziğe adadı. 1992’de “Dinmeyen” grubuyla özgün müzik yapmaya başlayan Koyuncu, daha sonra bu gruptan ayrılarak, Lazca rock müzik yapan “Zuğaşi Berepe”nin kuruluşunda yer aldı. 1995'te “Va Mişkunan (Bilmiyoruz)”, 1998'de de “İgzas (Gidiyor)” albümlerini yapan grup, 1999 yılında dağıldı. Bundan sonraki müzik hayatına yalnız devam eden Koyuncu, “Viya” ve “Hayde” albümlerine imza attı. 
 
‘Ezildikten sonra hepimiz aynı şarabız’
 
Müziğin yanı sıra Karadeniz’in ekolojik sorunlarına da ilgili olan Koyuncu, tüm Karadeniz sahil hattı boyunca denizin önüne set olarak kurulan Karadeniz Sahil Yoluna karşı da mücadele etti. "Hopa'yı Hopa'dan sevmek kolay, biz Hopa'yı Diyarbakır'dan sevdirdik” diyen Koyuncu, halklar arasına konulan düşmanlığa da “Birbirimizi anlamamız için, aynı dili konuşmamıza gerek yok, ezildikten sonra, hepimiz aynı şarabız” sözleri ile karşı çıktı. “Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim” diyen Kazım Koyuncu, 25 Haziran 2005 yılında 34 yaşında yakalandığı kanser hastalığından yaşamını yitirdi. 

 

Lazca müzik ile rock müziği birleştirdi

Tiyatro oyunlarına da müzik yapan sanatçı 1993'te okulu bıraktı. Koyuncu, daha sonra okulu bırakma kararına ilişkin sorulan bir soruya, "Zor dönemler, o okulu bitirip kaymakam falan olacaksın ya da kendi istediğin işi yapacaksın ama hep soru işaretleri olacak, sonu nereye varacak? Bu tercihlerden soru işaretli olanını tercih ettim." cevabını vermişti.

Sanatçı, okulu bırakmasının ardından sadece müzik yapmaya karar vererek, Karadeniz müziğini rock müzikle birleştirip kendi tarzını oluşturdu.

Aynı yıl arkadaşlarıyla birlikte "Zuğaşi Berepe" adında bir grup kuran Koyuncu, hem yeni grubuyla hem "Dinmeyen" grubuyla çalıştı.

Koyuncu, yeni grubuyla ilk albümü "Va Mişkunan"ı (Bilmiyoruz) 1995'te yayınlarken sanatçı, bu yeni tarzıyla müzikseverler tarafından olumlu tepkiler aldı. Bu arada "Dinmeyen" grubu 1996'da "Sisler Duvarı" albümünü çıkarmasının hemen ardından, "Zuğaşi Berepe" grubu ise ikinci albümleri "İgzas"tan sonra 1999'da dağıldı.

 

Sanatında yenilikler ve denemeler yapmaktan kaçınmayan, Karadeniz müziğinin hem sert hem de duygusal yapısını eserlerine taşıyan Koyuncu'nun ilk kişisel albümü "Viya!" ise 2001'de müzik marketlerdeki yerini aldı.

 

"Ha kanser ha konser"

Koyuncu, 2004'te ikinci solo albümü "Hayde"yi çıkardı.

Kanser teşhisi konulduğunda takvimler 2004'ün aralık ayını gösteriyordu ama doktorlar fazla yorulmaması gerektiğini söylese de sanatçı konserler vermeye devam etti. Son konserini 4 Şubat 2005'te Taksim'deki Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde veren Koyuncu'nun o gün söylediği "Ha kanser ha konser" sözleri sevenleri tarafından unutulmadı.

Koyuncu, albümlerinde Türkçenin yanı sıra Hemşince, Lazca ve Gürcüce eserlere yer verirken, sadece Karadeniz bölgesinde değil, yurt içi ve yurt dışından geniş bir coğrafyada geniş bir kitle tarafından sevildi.

Bir röportajında "Çocukken şiirle güzel oynuyordum. Şairlerle çok uğraşıyordum. Bir ceket yaptırmak istedim o zamanlar İstanbul'a gelirken, şair ceketi..." sözlerini sarfeden Kazım Koyuncu, tedavi gördüğü hastanede 25 Haziran 2005'te, 33 yaşındayken yaşamını yitirdi.

Koyuncu, vefatından iki gün sonra, doğduğu köy olan Yeşilköy'de fındık ağaçlarının çevrelediği köy mezarlığında defnedildi.

 

"Biz de öldük ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik"

Sevenleri, genç yaşta kansere yenik düşen sanatçıyı şu sözleriyle hatırlıyor:

"Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."

Doğru bildiği şeyleri ortaya koymaktan çekinmediğini belirten Kazım Koyuncu, bir röportajında, "Bence bir sanatçının ya da bir şarkıcının çok cesur olması gerekiyor. Cesaretin ve çalışma arzun varsa hiçbir sorun yok, en fazla para kazanamazsın. Bir albümün satmaz ya da 1 milyon satar. Bunlarla ilgilenmek istemiyorum. Çok büyük bir popülaritem yok, o yüzden biz bize yetebiliyoruz." ifadelerini kullanmıştı.

 

Kazım Koyuncunun vefatının 15. yılı sebebiyle, Kazım'ın Zuğaşi Berepe grubundan arkadaşı ve vokali Harun Topaloğlu, Mezopotamya Ajansı'na konuştu


Kazım Koyuncu ile bir kafede çalışırken tanıştığını söyleyen Topaloğlu, ilk anda başlayan ağabeyi kardeş ilişkilerinin sonuna kadar devam ettiğini belirtti. Kazım Koyuncu’dan müziğin sadece şarkı söylemek olmadığını öğrendiğini söyleyen Topaloğlu, “Kazım’ın size kattığı durum sahneden çok hayat ile ilgiliydi. Kazım ile birlikte başka insanları ve müzikleri tanıdım ve neyi sevdiğimi buldum. Bana kattığı şey kendim olmak. Bence kötü ve iyi diye bir kavram yoktur, yeni ve eski vardır. Kazım’dan öğrendiğim en önemli şey oydu” dedi. 
 
Müziğinde devrim vardı
“Devrim yapmak, ilk önce kendi içinde devrim yapmak, bununla ilgili bedel ödemektir” diyen Topaloğlu, “Kazım dünyanın olmayan bir şeyini yapmadı, müzik tarzı da ona ait değildi. Ama o kadar iyi harmanladı ki, bize farklı geldi. Çünkü alışkanlıklarımızı yıktı. Bambaşka bir müzik kulağımız olduğunu fark ettik. Aslında şarkıları çokta sosyal içerikli sözleri olan şarkılar değildi. Ama müzikte bir devrim vardı. Kendi yöremizden dünyaya müzik söyleyebiliriz fikrini bize aşıladı” diye belirtti. 
 
Kazım Koyuncu’nun “sen yeter ki devir, yıkmaya çalış, kendin ol” mesajı verdiğini ifade eden Topaloğlu, Koyuncu’nun etkisi ile ilk önce müzik anlayışlarını bozmayı daha sonra yeniyi yapmaya başladıklarını aktardı. Topaloğlu, ayrıca Koyuncu’dan öğrendiği bir diğer şeyin de hayatı sorgulama yetisi olduğunu dile getirdi. 
 

Kazım yaşasaydı birçok şey böyle olmayacaktı
15 sene sonra Kazım Koyuncu için konuşmanın çok zor olduğunu söyleyen Topaloğlu, “Bazen keşke tanımasaydım diyorum. Uzaktan sevseydim, dokunmasaydım. Ona dokunmak bir şans bir o kadar da şanssızlık. Elinizden gidiyor ve bu sadece Hopa’ya, bize değil dünyaya bir haksızlık. Bugünü yaşayınca, bıraktığı miras sonrasında yaşananlardan kaynaklı Kazım’a bir de sitem ederdim. Niye gittin diye. Çünkü Kazım yaşasaydı birçok şey böyle olmayacaktı. Kazım’la, sorumluluğunu bilen bir müzik anlayışımız olacaktı belki de. Şimdi endüstriyel olarak basitleşen bir sektörün içinde olduğumuz için insanlar daha rahat davranabiliyor” diye konuştu. 
 
‘Bir yanım eksik’

Koyuncu’nun içinde yer aldığı grup ile birlikte imkanlar olmadan “İgzas” gibi bir albüm çıkardığını belirten Topaloğlu, “Aradan 20 yıl geçmesine rağmen bugün hala öyle bir albüm yapılamamış. Biz hala onun müziğini yakalayamıyoruz. Bizim en büyük hastalıklarımızdan biri de İstanbul’a gittiğimizde orada Hopalıyı bulmaya çalışıyoruz. Başka insanlarda var, asıl hikaye onlarla temas ettiğinde kendini geliştirmiş oluyorsun. Başka hikayeler dinlemiş oluyorsun. Bunları ortaklaştırabildiğiniz zaman ortaya bambaşka bir hikaye çıkıyor. Kazım’ın en büyük avantajlarından biri, oraya gittiğinde başka insanlar ile bir araya gelmesi, müzik yapması olmuştur” ifadesinde bulundu. 
 

 

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler