Saflar net, erkeklik cephesi ve kadınlar cephesi

Gülfer AKKAYA yazdı - Bu mücadele sadece kadınların sırtına bırakılacak bir mesele değil. Sonuçları sadece kadınları değil bütün toplumu etkiliyor. Karma kurumlar feminist/kadın kurumlarının eylemlerini destekleyecek, güçlendirecek, konuyu sokağa ve geniş halk kesimlerinin gündemine taşıyacak adımlar atma sorumluluğuyla yüz yüze.

Saflar net, erkeklik cephesi ve kadınlar cephesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta Uluslararası İstanbul Sözleşmesi ile ilgili vazgeçtiğimiz takdirde bedeli ne olur minvalinde talimat verdi. Bir yandan anketlerle ülke içinde nabız yoklarken, diğer yandan uluslararası alanda gelecek tepkileri hesaplayarak İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmenin bedelini ölçüyor şimdilerde. 5 Ağustos’ta karar verilecek diye de basına bilgi geçildi.

AKP’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen gazeteci Abdülkadir Selvi Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde yapılan anketle ilgili yazı kaleme aldı. Yazının başlığı İstanbul Sözleşmesi anketinde ne çıktı?

Anketten çıkan sonuç İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olanların oranının söylendiği kadar yüksek olmadığını göstermekte. Aynı şekilde İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olanların temel argümanları olan “İstanbul Sözleşmesi aileyi dağıtıyor, şiddeti arttırıyor ve eşcinselliği özendiriyor” gibi gerçek dışı fantastik söylemlere “evet-hayır” cevapları verenler arasında görülüyor ki hayır cevabını verenler açık ara yüksek oranda.

AKP’nin bu araştırmasına göre bile (her şeyde olduğu gibi burada da hile yapılmış olabilir) İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olan kemik, kadın düşmanı, Siyasal İslamcı yaklaşık yüzde 10-13 oranındaki kesim dışında İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olan yok. Yani 2018 yılından bu yana oluşturmaya çalıştıkları algıya rağmen toplumdan bekledikleri desteği alamıyorlar. Buna AKP içinde yönetici olan, üye olan ve AKP tabanını oluşturan kadınlar dahil.

Hatta 25 Kasım 2019 konuşmasını anımsarsak İstanbul Sözleşmesi Emine Erdoğan ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bile ayrıştıkları bir başlık. Aynı şekilde Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın da. Elbette devlet ve iktidar baskısı şimdilerde bu kadınları da susturmuş olabilir ama her iki kadının yakın zamana dek yaptığı açıklamaları ve onlara karşı yükseltilen eleştirileri  de unutmadık.

AKP’nin İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmesi hamlesi üzerinden ülkede kadınlar ve erkeklerin açıktan ayrışmasına da tanıklık ediyoruz. Feminist hareketin erkek şiddeti konusunda yıllardır savunduğu, söylediği hemen her şeyin billurlaştığı kıymeti anlardan geçiyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğini başından beri söyleyen feminist/kadın hareketinin karşısındaki cephe kelimenin tam anlamıyla erkeklik cephesi. Siyasal İslamcı, faşist, ulusalcı bu kesimlerin buluştuğu küme kadın düşmanlığı. Erkek partisi AKP, Vatan Partisi, BBP, MHP, Saadet Partisi, İslami cemaatler, Diyanet İşleri Başkanlığı, az sayıda olsa da Siyasal İslamcı kadın düşmanı kadınlar.

Bunun karşısında çoğulcu, erkek şiddetine karşı ideoloji ve siyasi parti ayrımı gözetmeden safları sıklaştıran her kesimden kadınlar durmakta.

Kadınlar Cephesini oluşturanlar feministler, her ideolojiden kadın kurumları, feminist Müslümanlar, Alevi kadınlar, AKP içinde yönetici olan ve AKP tabanını oluşturan kadınların önemli kısmı, aynı şekilde iktidarın minik ortağı MHP tabanından kadınlar, sosyalist kadınlar, Kürt kadınlar, farklı inançlardan kadınlar… HDP, CHP, İyi Parti, Gelecek Partisi ve tüm sosyalist, çevreci partiler, hak savunucusu örgütler, odalar, meslek örgütleri, Aleviler bulunmakta.

Ancak bir sorun var. İstanbul Sözleşmesi’ne karşı erkeklik cephesine karşı kadınlar cephesinden yana olanlar arasında yer alan karma örgütlerin şimdiye dek yeterince güçlü muhalefetlerine tanıklık edemedik. Bunun birden fazla nedeni olmakla beraber en önemli nedenin kafa karışıklığı olduğu görülmekte.

Ülkedeki feminist/kadın mücadelesi mesela kimi Avrupa ülkelerinde olduğu gibi kadın erkek birlikte yapılmıyor. Kadınları ezenler, sömürenler erkekler olduğu için, kadınlar kendilerini ezen ve sömüren erkeklerle kol kola örneğin erkek şiddetini protesto edemeyiz diyorlar ve haklılar.

Oysa erkek şiddetine karşı olan karma kurumların, siyasi partilerin de feminist/kadın kurumlarından ayrı olarak, erkek şiddetine karşı tutumlarını sergileyecek eylemler yapmaları pekâlâ mümkün ve hatta şart. Bu mücadele sadece kadınların sırtına bırakılacak bir mesele değil. Sonuçları sadece kadınları değil bütün toplumu etkiliyor. Karma kurumlar feminist/kadın kurumlarının eylemlerini destekleyecek, güçlendirecek, konuyu sokağa ve geniş halk kesimlerinin gündemine taşıyacak adımlar atma sorumluluğuyla yüz yüze.

Hakeza kadınların organize ettiği eylemlere katılma konusunda kadınlarla kavga edecek derecede ısrarlı bağımsız erkekler de bu konular üzerine ayrı eylemler düzenleyebilirler. Erkeklikleriyle yüzleşme konusunda samimilerse şayet bunun ilk adımının kadınların bağımsız/erkeksiz eylem yapma taleplerini kabul ederek ve “dayanışma” adı altında kadınları öfkelendirmekten vazgeçebilirler. Sokaklar, meydanlar kadınlarla dayanışma göstermek isteyen bu erkek arkadaşları bekliyor.

Muhalefetin en temel gücü sokaklar. Aynı şekilde TBMM’de yer alan partiler parlamento dâhil muhalefetlerini hem parlamentoda hem sokaklarda yapabilirler. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına karşı mücadele sadece basın metni yazıp basına yollayarak verilecek mücadele olamaz.

Konu şimdilik erkek şiddetine karşı İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmesiymiş gibi görülebilir ama kuşku yok ki gerek hukuki gerek siyasi olarak bunun çok daha fazlası hedeflenmekte.

Çünkü kendi başına kadınları erkek şiddeti ile itaate, ev içine, aileye, kocaya mahkûm etmeyi amaçlayan bu müdahalenin devamı TCK-103. Madde olacak. Yani çocukların istismarı denen çocuk tecavüzünü yasalarla normalleştirecek değişikliği yapacaklar. Medeni kanununa karşı topyekün savaş açtıkları o kadar açık ki.

Heybelerinde çoklu baro sistemi gibi çoklu hukuk sistemi ve ardından şeriat düzeni bulunmakta. Siyasal İslam adım adım hedeflerine doğru yürüyor ve bu da topyekün bir toplumsal değişim demek. Bunun, içinde yer aldığımız geçiş aşaması dâhil her aşamasında komünistler, sosyalistler, liberaller, Kemalistler, Kürtler, Aleviler, demokratlar, siyasal İslam dışındaki Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler için varlık sorununa neden olacağını görmek zor olmasa gerek.

Kadınlar ve feministler açısından durum zaten ortada. Şu anda feminizmi baş düşman ilan etmiş vaziyetteler.

Gelen tehlikenin boyutunu doğru görmek ve şimdiden buna karşı omuz omuza durmak önemli.

İstanbul Sözleşmesine sahip çıkak, yani erkek şiddetine karşı çıkmak, erkekler açısından kendindeki erkeklikle mücadele etmede bir adım olabilir.

Erkekler için şimdi kendisindeki erkeklikle ve kadın düşmanı AKPgillerin körüklediği erkeklikle mücadele etmenin tam zamanı.

Erkekleri ve karma kurumları bu şekilde mücadele vermekte engelleyen bir şey yok. Tabi kendilerinden başka.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler