Prof. Dr. Murat Somer: Partiler üstü bir demokrasi bloku şart

SEÇTİKLERİMİZ - Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Somer, Türkiye’de giderek otoriterleşen ve anayasa dışı siyasete başvuran iktidar karşısında partiler üstü bir demokrasi blokunun olmazsa olmaz olduğunu düşünüyor.

Prof. Dr. Murat Somer: Partiler üstü bir demokrasi bloku şart

 

Türkiye’de muhalefetin 20 yıl boyunca hem de birkaç defa ideoloji değiştirmiş, kendini tüketmiş bir sağ parti karşısında seçimlerde bazı önemli istisnalar dışında ciddi bir varlık ortaya koyamaması bile tek başına muhalefetin etkin strateji ortaya koyamadığının bir göstergesi. Bunun, aynı zamanda giderek otoriterleşen ülkede meseleyi sağ ya da sol partilerin sorunu olarak değil, genel olarak muhalefetin krizi olarak ele alınmasını gerektirdiği açık. Türkiye’de son zamanlarda kutuplaşma ve muhalefet üzerine ortaya koyduğu tezlerle dikkati çeken Prof. Dr. Murat Somer’le muhalefetin krizini ve geleceğini konuştuk.

 

Türkiye AKP’nin ilk döneminde sinsice otoriterleşti, muhalefet de alternatif demokratikleşme önermedi

Muhalefet sizce neden 20 yıl boyunca başarısız oldu? Muhalefetin krizi neydi?

İktidarın gücünü daha konsolide etmediği erken dönemleri ve sonrakileri ayrı değerlendirmeli. Erken dönemlerde iktidar istediği dönüşümlere “rıza üretirken”, henüz mevcut yarı-demokratik rejimin anayasal sınırlarının dışına çıkmamıştı. Sinsi otoriterleşme daha o dönemden başlamıştı. Demokratik teamüllerin ve hakikat kavramının usul usul altının oyulması, kadrolaşma, inceden inceye “bizden ve onlardan olanlar” ayrımı, perde arkasında kurulan kirli ittifaklar gibi. Ama muhalefet için medyada, sokakta, seçimlerde bugün hayal bile edilemeyen serbestlik -özgürlük yerine özellikle bu sözcüğü kullanıyorum- vardı. Dolayısıyla iktidar birçok değişikliği, muhalefetin az çok eşit koşullarda yarıştığı seçimleri veya referandumları kazanarak, yani halktan meşru demokratik yetki alarak yaptı. Kullandığı temel enstrüman görünürde demokratik ama aslında seçilmiş iktidarın otokratlaşmasına kapı aralayan torba-reformlardı. Sinsi-otoriter, örneğin yargının partizanlaşmasına yani bir parti veya kişi lehine (geçmişten farklı olarak sadece bir “devlet” ideolojisi lehine değil) taraf olmasına yol veren reformlar, kendi başına demokratik sayılabilecek, örneğin askeri vesayeti dizginleyen reformların içine yerleştirildi. İşte bu dönemde muhalefetin temel eksiği programatikti. Sahte-demokratik reformlar yerine gerçekten demokratik alternatifler üretemedi, kendi program ve söylemlerini yenileyemedi.

 

CHP, Baş örtülü örtüsüz tüm kadınlara özgürlük vaat edebilirdi

Bazense önerilerini topluma anlatamadı. İktidarın işine yarayan laik-dindar ekseninin dışına çıkamadı. Örneğin başörtüsü konusunu AKP’den önce CHP ele alabilir, örtülü örtüsüz tüm kadınların haklarını ve eşitliklerini güvence altına alacak çözümler önerebilirdi. Askeri vesayet yanında sivil vesayeti de engelleyecek, sadece devletçi yargıyı değil “partici” ve “kişici” yargıları da engelleyecek, bağımsız ve tarafsız yargı reformları sunabilirdi. “Geliştirmeye” değil “engellemeye” odaklanınca hem toplumdaki değişim arzusunun temsilcisi olamadı hem de yarı-demokratik rejimin savunucusu konumuna düştü. İktidarın gücünü konsolide ettiği yeni dönemde de bu zayıflıklar kısmen de olsa sürüyor. Ekonomi, sosyal adalet, dış politika, sağlık, eğitim, çevre ve özgürlüklerde tutarlı bir “yeniyi” temsil eden politikaları ve söylemleri yeterince oluşturmuş değil. Ama daha önemlisi muhalefet yeni döneme uygun siyasetler üretmekte zorlanıyor. Bu dönemde iktidar muhalefetin siyaset alanını çok daralttı. Anayasal sınırları reddettiği, kanunları sadece muhalefete karşı ve adaletsizce kullanıp silahlaştırdığı “anayasa-dışı” bir dönemdeyiz.

 

Yerel şekim başarısı demokrasiyi yeniden inşa için yeterli değil

Elindeki otoriter imkânları kullanarak, hem toplumun rızasını hem de muhalefeti, sistematik olarak manipüle edebiliyor. Dolayısıyla muhalefetin haklı olarak eleştirilen birçok eksiği de aslında otoriterleşmenin bir türevi. Eski rejimin kısıtlı demokratik haklarının kullanılamadığı ama yerine yeni bir rejimin de kurulamadığı, toplum nezdinde normalleşemediği bir araf dönemindeyiz. Böyle “rejim-dışı” bir ortamda sadece demokratik rejimlerin normali siyaset araçlarıyla -örneğin seçim ittifakları- başarılı olmak, demokrasiyi ayağa kaldırmak mümkün değil. Burada muhalefetin temel eksiği, bu dönemin koşullarına uygun yeni demokratik siyaset biçim ve stratejileri geliştirememek. Normal-dışı bir duruma normal siyaset araçlarıyla çare aramak.

Aslında muazzam bir demokratik direnç var ve muhalefet geçmiş hatalarından çok şey öğrendi. Son yerel seçim başarıları bu emek ve yaratıcı seçim stratejilerinin ürünü. Ama yerel seçimlerde başarı getiren bu yöntemler seçimler arası dönemde otoriterliği engellemek ve demokrasiyi yeniden inşa için yeterli değil. Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yeterli olmayabilir.

İslam Özkan’ın Prof. Dr. Murat Somer ile yaptığı röportajın tamamını okumak için TIKLAYIN

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler