Performans ücretleri değil temel ücretler artırılsın

Nazan ÇİLLİ yazdı - Pandemi döneminde hastanede çalışan profesör ya da doçentler performans ek ödemesi olarak 20-25 bin TL, düz uzmanlar 13-16 bin TL, asistan hekimler 8-10 bin TL, hemşire, ebe, teknisyen, tekniker gurubu 700-1500 TL arası ücret alırken temizlik personeli, veri giriş elemanı, güvenlik ve taşeron çalışanları ise hiç almadı.

Performans ücretleri değil temel ücretler artırılsın

 

Dünyayı saran Covid-19 virüsü nedeniyle Türkiye’deki sağlık sisteminin gözden geçirilmesi kaçınılmaz oldu. Aklınıza yeni mi geldi derseniz, hayır şimdi gelmedi tabi ki. Bir türlü farklı arenalarda duyuramadığımız sesimizi belki şimdi duyurabilmemiz mümkün olur diye düşündük. Toplumda sağlık sistemi biraz da Covid-19 hastalığı ile merak edilir olmaya, daha çok da sorgulanmaya başladı.

Hastaneler, 50’nin üzerinde meslek barındırır. Bunların birinin eksikliği, hastaya yapılan tetkik ve tedavilerin aksamasına ya da tamamlanamamasına neden olur. Bu durum yaşanan son salgınla birlikte, hem yöneticiler hem çalışanlar hem de hizmet verilen insanlar tarafından daha da görünür oldu.    

Bu dönemde çalışmak zorunda kalan kamu çalışanları (PTT, belediye, market, kargo çalışanları ve fabrika işçileri) gibi biz de sağlık alanında çalışanlar olarak çalışmak zorundaydık. 65 yaş üstü, 20 yaş altı olsak da, kronik hastalığımız ya da bir engelimiz olsa da, gebe olsak da, bebelerimiz olsa da, emekliliği hak etmiş olsak da; diğerlerinden farkımız çalışmaya devam etmek zorunda kalmamızdır. Covidli hastalarla birebir görevimizi icra etmemiz bizi bu dönemde doğal olarak biraz özel kılıyor.

 

Kapatılan kliniklerin hemşire ve personelleri, yeni açılan Covid-19 kliniklerinde görevlendirildiler

Pandemi ile birlikte hastanelerde yaşananlara bakacak olursak; pandeminin yükü birim olarak yoğun bakımlara, anesteziye, acil ve enfeksiyon kliniklerine, göğüs hastalıklarına, radyoloji ve mikrobiyolojinin üzerine kaldı. Diğer birimler de destek oldu diyebiliriz. Bireysel olarak da bu birimlerin uzman ve asistan hekimleri, hemşireleri ve personelleri üzerinden yürüdü. Hemşireler ve personel derken burada birim ayrımı yapmadan konuşmak gerekir çünkü kapatılan kliniklerin hemşire ve personelleri, yeni açılan Covid-19 kliniklerinde görevlendirildiler. Bu hizmetler yerine getirilirken tabii ki yönetimlere yakın olmanın verdiği ayrımcılıklar da yaşandı. Birçok kurumda olduğu gibi hastanelerde de yöneticiler atamayla olur, bu atamalar dönemin özelliklerini taşır, liyakata bakılmaksızın onun-bunun adamı olmasına, bir cemaate yakınlığı üzerinden gerçekleşir.

Pandeminin başlangıcında bizler de çok korktuk. Dünyada örneklerini gördüğümüzde bu süreçle nasıl baş edeceğimizi bilemedik. Önce “herkes işine tam tekmil gelecek” denirken sonrasında bu uygulamanın yanlışlığı görüldü ve esnek çalışılmaya geçildi. Yani 24 saat nöbet, 48 veya 72 saat nöbet izni şeklinde çalışma uygun görüldü. Virüse ne kadar çok maruz kalırsanız o kadar çok risk demek. Gereğinden fazla kişinin işe gidiş-gelişi hem toplu taşımalarda halkın sağlık çalışanını hem sağlık çalışanlarının halkı bulaş yapması hem de sağlık çalışanlarının birbirini bulaş yapması anlamına geliyordu. Malum küçük dinlenme odalarında 5-10 kişi bir araya geliyoruz ve aynı havayı soluyoruz.

Tüm hastanelerin pandemi hastanesi ilan edilmesi, aile hekimliklerinin işini daha da yoğunlaştırdı. Diş hekimlikleri filyasyonda (Covid-19’lu hastanın temas ettiklerinden süprüntü alma-PSR testi almakla) görevlendirildi. Sonuç olarak sağlık sisteminde görev alan tüm çalışanlar olası Covid-19 hastalığı ile karşı karşıya kaldı. Dolayısıyla ekipmanlar (tulum, gözlük, maske, siperlik, eldivenler, dezenfektanlar gibi koruyucu malzemeler) herkesin ihtiyacı haline geldi. Bazılarımız bunları temin edebilirken bazılarımız temin edemedi. “Ekipman sorunu yaşamıyoruz.” açıklamaları tam olarak gerçekliği yansıtmadı.    

MTvsi8

Performans ek ödemeleri adaletsiz ve iş barışını bozan bir uygulama

Sağlık Bakanı’nın, sağlık çalışanlarının motivasyonunu arttırmak için yapmış olduğu “Sağlık çalışanlarına performansı tavandan vereceğiz” açıklamasındaki “performans” nedir?

Performans ek ödemesi; döner sermaye ya da performans ödemesi denilen sistem, esas olarak hekimler düşünülerek oluşturulan bir sistemdir.

2000’li yıllardan sonra hayatımıza giren, zaman zaman geliştirilen ya da daraltılan bir sistem. Özü, “ne kadar ekmek o kadar köfte” ya da “ne kadar iş o kadar para”. Hekimlere yaptıkları hizmetlerinden dolayı puan verilir, puanlarına göre de ücreti hesaplanır. Hekimlerin arasında da adaletsizlikler olmasına rağmen esas paydayı hekimler alır. Geriye kalan para da asistan hekimlere, hemşirelere, ebelere ve sağlık teknisyenleri ve teknikerlerine verilir. Temizlik elemanlarına, veri giriş elemanlarına, güvenliklere ve taşeron çalışanlarına ise hiç verilmez. Performans ek ödemesini bazı profesörler ve doçent hekimler dışında genel olarak kimse tavandan alamaz. Hastanelere göre değişebilen bu ödemeler, adaletsizliği daha da derinleştirir. İki ayrı eğitim ve araştırma hastanesinde aynı işi yapan çalışanlar çok farklı ödemeler alır.

Performans ek ödemesi normal zamanlarda genel olarak tavandan verilmezdi. Pandemi döneminde herkese tavandan verileceği söylendi. Buna bağlı olarak hastanede çalışan profesör ya da doçentler performans ek ödemesi olarak 20-25 bin TL, düz uzmanlar 13-16 bin TL, asistan hekimler 8 – 10 bin TL, hemşire, ebe, teknisyen, tekniker gurubu 700 – 1500 TL arası ücret alırken temizlik personeli, veri giriş elemanı, güvenlik ve taşeron çalışanları ise hiç almadı. Alınan ücretlerin arasındaki farkın çok olması ya da hiç alamamaları çalışanların iş barışını bozan, motivasyonu diplere çeken bir uygulama haline gelmesiyle isyanı artırdı.

Pandemi döneminde bu ek ödemeler hekimler ve diğerleri (yani biz) arasındaki uçurumu daha da derinleştirdi. Bu durumun daha iyi anlaşılması açısından bir örnekle anlatmak gerekirse; Bir Covid-19 kliniğinde uzman hekim (profesör doçent ya da düz uzman) nöbet tutar. Birde asistan hekim nöbet tutar, o klinikte görevli hemşireler ve temizlik elemanları da vardır. Uzman hekim hastayla birebir ilgilenmek durumunda değilken, tetkiklerini ve tedavisini organize eder ve asistan hekimle paylaşır. Onlar da hemşiresine iletir. Hemşire, hastanın tüm ihtiyaçlarını karşılama, bakımını yapma ve tedavisini uygulama işlemini gerçekleştirir. Vital semptomlarına (ateş, nabız, tansiyon ve solunum) bakar, kanını alır. Hastanın yatak temizliği, oda temizliğini personel yapar.  Hasta daha da kötüleşecek olursa hekimlerin kararıyla yoğun bakıma sevki gerçekleştirilir. Yoğun bakımlarda ilk müdahaleyi hekimler yapar sonrasında hemşireler ve temizlik elemanları hastanın bakımını gerçekleştirir. Yani bir hastanın iyileşmesinde bir hekim, bir hemşire, bir personel onları koruyabilmek adına bir güvenlik, hizmetlerin bilgisayarlara yansıtılması için veri giriş elemanları olmazsa olmazdır. Sağlık bir ekip işidir. Herkes bunu böyle kabul etmelidir. Uygulamalar da bunu gözeterek oluşturmalıdır.
Duyduğum bir olayı belirtmeden geçemeyeceğim; hekim arkadaşların aralarında para toplayıp kendi birimlerinde çalışan temizlik, veri giriş, güvenlik elemanlarına vermeleri beni çok duygulandırdı. Devletin yapması gereken bir davranışı hekimlerin yapması güzelken devlete olan kızgınlığım bin kat arttı. Çünkü bu durum insanların insafına bırakılacak bir şey değildi.  Ve ne yazık ki ülkemizde sadaka sisteminin yaygınlaştırılmasına hizmet etti. Emekçilerin emeğinin karşılığını alamaması ve onun yerine sadaka gibi bir mantıkla geçiştirilmesini sanırım hiçbirimiz doğru bulmuyoruz. Emeklerimizin karşılığını alabilsek bu tip minnet duygusunu artıran yöntemlere gerek kalmayacaktı. Daha da ileri gidersek pandemi sürecinde işsiz kalan, ücretsiz izne ayrılan, günü birlik işini yapamadığından açlıkla karşı karşıya kalanların karşısında böyle bir yazı yazmak beni utandırdı. Devletin yerine ben utanıyorum.

 

fcLoGA

Sağlık sektöründe bir hayli sendika var. Bu durum da “böl parçala yönet” mantığının bir sonucu ve ona hizmet ediyor. Şöyle ki; eski tabirle 657’ye tabi olanlar yani şimdinin 4/C’lisi, 4/B’lisi memur sendikalarına üye olabiliyor. Bunlar KESK (SES) – MEMUR SEN (SAĞLIK SEN) , TÜRK KAMU SEN (TÜRK SAĞLIK SEN). Devlet kadrosuna alınan temizlik, veri giriş, güvenlik ve taşeron çalışanları da DİSK’e ve HAK-İŞ’e üye olabiliyor. Hepsinin de üyeleri var fakat iktidara yakın sendikalar muhalif bir çizgi çizebilmekten uzak. Bu kadar bölünüp parçalanmanın, her an bir KHK ile işten çıkarılma olasılığının verdiği zorlukları yaşıyoruz. Bu tip adaletsiz uygulamalara tepki göstermekte zorlanıyoruz. 90’lı yıllardaki sendikalaşma çabalarımızı düşündüğümde hep birlikte (hekim, hemşire, personel vs) eylemler ortaya koyabilirken performans sistemi ile bunu kırabilmeleri mümkün oldu. 15 Temmuz, darbe girişimi ile bu daha da arttı. Yine de vazgeçmeyip az insanla da tepkimizi ortaya koyup göstermeye devam etmeye çalışıyoruz.
Ek ödemelerin emekliliğimize yansımaması, emekli olma istemini azaltması sebebiyle, temel ücretin artırılması talebi hiç bitmeyecek. Sonuç olarak sendikam(SES) ve benim genel olarak tüm Türkiye’de, özel olarak sağlık çalışanlarına dair performans değil temel ücretin artırılması talebimiz; şiarımız olmaya, 100 binlerle değilse de binlerle, yüzlerle sürmeye devam edecek.

Mücadelemiz bitmedi, bitmeyecek. 
 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler