Özel eğitim patronu eğitime “Bakan” olursa…

AKP iktidarı öncesinde Türkiye eğitimde dünyada 25. sırada iken bugün 99. sıraya geriledi. Yoksul emekçi çocukları tacize tecavüze uğrayınca pişkince açıklamalar yapan dönemin Aile Bakanı, kendi çocuğunun Amerika’da üniversite mezuniyeti fotoğraflarını aynı pişkinlikle paylaşmaktadır.

Özel eğitim patronu eğitime “Bakan” olursa…

SiyasiHaber

İzmir 1. Nolu Eğitim-Sen üyesi Bahri Akkan, Antalya Eğitim-Sen üyesi Kadir Öztürk ve öğrenci velisi Ercan Eroğlu ortak olarak kaleme aldıkları yazıda “Eğitim, bireyin özgürleşme süreci olarak değerlendirilmelidir, bir kitle imha silahı olarak değil, hele birilerinin para kazandığı işletme hiç değil!” saptamasını yaparak siyasal iktidar eliyle eğitim sürecinin dönüştürülmesinin ortaya çıkardığı sonuçlara ışık tutmaya çalışıyorlar.

Yazıda eğitim emekçilerinin “tarafının belli” olduğu ifade edilerek şu sonuca ulaşılıyor: “Eğitimde teknolojik gelişmeler sonucunda yaşanılan sorunlar emekçiler, yoksullar aleyhine artmaktadır. O zaman eğitim alanında yaşanan topyekûn saldırıya karşı amacımız öğrenci, veli ve eğitim emekçilerinin ortak mücadele hattını oluşturmak ve karşı yanıtlar üretmek olmalıdır. İnternete, farklı öğrenme ağlarına, bilgi iletişim ve çoğulcu öğrenme araçlarına bedelsiz olarak ulaşamayanlar için, sınıf farkı gözetmeksizin herkesin ücretsiz olarak teknolojiye ve internete kolaylıkla ulaşabileceği bir mücadele hattını oluşturmanın mücadelesini vermek başta biz eğitim emekçilerinin temel görevleri arasındadır.”

kad1

Yazının tamamı şöyle:

Özel eğitim patronu eğitime “Bakan” olursa

12 Eylül askeri diktatörlüğü 24 Ocak kararlarının uygulayıcısı ve takipçisi hükümetlerle bugünlere taşındı. Neoliberal politikalar sistematik bir şekilde bugüne kadar uygulandı ve azgınca uygulanmaya devam ediliyor. 15 Temmuz darbesi ile ülke KHK’larla adeta talan edildi. Bu talan ne yazık ki bugün de pandemi süreci ile devam ettirilmekte.

YÖK’ün kuruluş sürecinde üniversitelerde harç (haraç) tartışmaları sırasında diktatörler üniversitede parası olan okusun diyerek yukardan aşağıya eğitimin özelleştirilmesinin, sermayeye peşkeş çekilmesinin adeta startını vermiş oldu. Neoliberal saldırı, eğitimi önce itibarsızlaştırmaya çalıştı daha sonra ise algı operasyonlarıyla eğitimin devletin asli görevi olduğu anlayışını üniversitelerden başlayarak kademeli olarak yıkmaya çalıştı. Bu saldırılar AKP iktidarıyla zirveye taşındı.

Eğitim emekçilerinin örgütlenme sürecinde olmazsa olmaz taleplerinden olan ‘’eğitimin parasız, demokratik, laik, katılımcı ve anadilinde olması’’ tersten işletilmeye devam ediyor. 2000’li yıllara kadar anayasanın 42. maddesine uymadığı için (zorla değişik adlar altında para toplayan idareciler) sendikaların, veli örgütlenmelerinin, basının baskısıyla soruşturmalar geçirdiği, bazen cezalar aldığı süreçten bugünlere gelindi. Günümüzde artık okullarda çeşitli adlar altında toplanan paralara alışıldı ve ancak ödenmeyecek kadar büyük meblağlar istenildiğinde şikâyet konusu oluyor.

AKP iktidarı eğitimde 4 + 4 + 4 sistemi ile 28 Şubat’ın eğitim anlayışıyla hesaplaşırken, eğitimin zorunluluğunu fiilen dört yıla (ilkokul) indirmiş oldu. Yeni sistemde imam hatip ortaokullarını da açarak kendi tabanının taleplerini de karşılamış oldu. 4 + 4 + 4 sistemine geçilirken kamuoyu duyarlılığının yeterince sağlanamaması bugün kız öğrencilerin evlilik yaşını 12’lere indirme girişimlerine yol açıyor. 6 yaş katliamını da sayarsak, 10 yaşında ilkokulu bitiren kız çocukları ile mevsimlik yoksul tarım işinde çalışan (çalıştırılan) çocuklar ilkokul sonrası okula gönderilmez oldu. Anayasanın zorunlu eğitimi düzenleyen 42. maddesi fiilen uygulanmayarak çocukların okula gönderilmemesi adeta teşvik edildi. Açık ortaokul, açık lise, açık meslek lisesi, lise denklik diplomalı açık çıraklık eğitim okulları ile devlet, eğitim yatırımlarından her gün biraz daha elini çekti. Eğitime ayrılan payın da önemli bir bölümü özel okullara teşvik için kullandı ve kullanılmaktadır.

Eğitim politikaları geçmişte Bakan değiştikçe değişmekteyken, AKP döneminde yapboz tahtasına çevrilerek özellikle başarılı Anadolu liselerini ve Fen liselerini proje okulu adı altında dini eğitim veren “dinci eğitimcilerle” doldurarak orta sınıfın özel okullara kaçışını sağladılar. Genel liseleri kapattılar, imam hatipler hariç diğer lise türlerinin sayılarını azalttılar. Her okula mescit, “zorunlu seçtirmeli din merkezli” dersler vb. ile kendi tabanlarını mutlu ettiler, işçi ve emekçi aileleri borçlandırarak çocuklarını özel okullara göndermelerini sağladılar. Böylece devletin eğitime her gün biraz daha az yatırım yapmasını sağladılar. Cemaatlere bağlı özel okulların hiçbirinin özel imam hatip ortaokulu ya da lisesi açmaması ise çok manidardır. Neden acaba?

Her şeye rağmen devlet okullarında okumak isteyen, okumak zorunda olanları da meslek liselerine gitmeye zorlandılar. Öyle ki bütün bu uygulamalar sonucunda örgün eğitimde imam hatip öğrenci sayısı %15’lere ulaşırken Diyanet İşleri Başkanı olan şahıs “bu yetmez %25 olmalı” diye açıklama yaparak yeni hedeflerini ifşa etmiş oldu. Okul ve öğrenci sayıları hükümetin özel koruması ve desteğiyle hızla artan imam hatip okullarının üniversiteye girişte başarılarının arttırılması için özel programlar uygulanmakta, müfredatı sürekli değişim geçirmektedir. Öğrencilerin imam hatip okullarına kayıt yaptırmaları farklı yöntemlerle özendirilmektedir. Örneğin, İzmir İli Konak İlçesi Hilal Mahallesi’nin muhtarlığı, Şehit Astsubay Bülent Aydın İmam Hatip Ortaokulu’na kayıt yaptıran öğrencilere 250 TL burs verileceğini bez afişlerle ilan etmiştir. Bu ve benzeri uygulamalar okullar arasında ayrımcılığın gittikçe arttığının önemli göstergesidir.

Mesleki eğitime gelince, meslek liselerine kayıt yaptıran öğrenciler toplumun yoksul kesimlerden geldikleri için, paralı bir okula gitme koşulları olmadığından dolayı, bunların devletin sırtında kambur olmamasının formülleri araştırılıyor ve yatırım yapmadan bu öğrencilerden kurtulmanın çareleri aranıyor.

Bunlardan bir tanesi sanayi ile iş birliği adı altında merkezi, bol arazili meslek liseleri proje okuluna dönüştürülerek Sanayi ve Ticaret Odaları’na ve TOBB’a peşkeş çekilerek devredilmiştir. Buralarda çalışan eğitimciler paralarını devletten alacak ama Sanayi ve Ticaret Odaları’nın danışmanları ve CEO’ları aracılığıyla yönetilecekler.

Mesleki eğitimde (liselerde) eski uygulama, iki yıl üst üste sınıfta kalan öğrenci ancak açık lise, açık meslek lisesine giderken şimdi bu şart kaldırılmış durumda. Lise denklik diplomalı çıraklık eğitimi ve gündüz çalışacağı akşam uygulamalı dersleri alabileceği açık meslek liseleri teşvik edilmektedir. Örgün eğitim veren meslek liselerinde öğrenci sayıları azalırken açık lise, açık meslek lisesi ve lise denklik diplomalı çıraklık eğitimi öğrencilerinin sayısı artmaktadır. Özellikle çıraklık eğitiminde uygulanan sistemle haftada bir gün okula gelerek 6 ders görüp, 4 yılın sonunda öğrenciler ustalık kalfalık yanı sıra lise denklik diploması sahibi de yapılmaktadır. Çünkü ağırlıklı yılsonu başarı ortalaması hesaplanırken, çırak olarak çalıştığı yerden gelen not ortalamaya katılarak tüm dersleri zayıf da olsa meslek lisesi mezunu olma formülü geliştirilmiştir. Bütün bunların bir de bedeli olacaktır. Türkiye’de anasınıfından yüksekokula kadar her bir öğrenci için yapılan harcama dünya ortalamasının çok altındadır. Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan 'Eğitim Kalitesi 2018' isimli rapora göre Türkiye, 137 ülke arasında 99'uncu sırada yer almaktadır. Örneğin Katar, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan'ın eğitim sistemi Türkiye'nin önünde yer alıyor.

'Eğitim Kalitesi 2018' isimli rapora göre, birinci ülke İsviçre iken toplam bütçesinin yüzde 30'unu eğitime harcayan Singapur ikinci oldu. Listenin üçüncü ve dördüncü sırasındaysa Finlandiya ve Hollanda yer aldı. Bir önceki yıl 101'inci sıradaki Türkiye, listeye göre iki sıra öne geçerek Mozambik, Nikaragua, Tanzanya, Etiyopya ve Kamboçya’nın bulunduğu eşikte kaldı. AKP iktidarı öncesinde Türkiye eğitimde dünyada 25. sırada iken bugün 99. sıraya geriledi. Bu koşullarda sermaye sınıfı kendi çocuklarını özel okullarda ve yurtdışında okutmaktadır.  Yoksul emekçi çocukları tacize tecavüze uğrayınca pişkince açıklamalar yapan dönemin Aile Bakanı, kendi çocuğunun Amerika’da üniversite mezuniyeti fotoğraflarını aynı pişkinlikle paylaşmaktadır.

Corona süreci, sağlıkta özelleştirmenin yanlışlığını tartışılır hale getirmiştir. Bazı ülkelerde sağlık kuruluşlarının kamulaştırılması (İspanya gibi) yoluna gidilerek ideolojik olarak kamusal sağlığı görünür kılmıştır. Pandemi süreciyle birlikte, eğitimde fırsat eşitliğinin tamamen ortadan kaldırıldığı, uzaktan eğitim yoluyla kapitalist devletin bir “kamburdan” (kamusal eğitim) hızlıca kurtulmasının taşları döşenmeye çalışılmaktadır. Corona adeta eğitimin özelleştirilmesinin bir lütfu gibi kullanılmaktadır. EBA sistemi geliştiriliyor adı altında eğitim ilk etapta yüz yüze eğitimle birlikte uzaktan eğitim adı altında yapılıyor gibi görülse de ara ara gerçek niyetler ifade edilmektedir. Örneğin YÖK Başkanı önümüzdeki öğretim yılında üniversitelerde %40 eğitimde dijital ortama geçebileceklerini, bir özel okul zincirinin patronu olan eğitim bakanı bazı derslerin uzaktan eğitim yoluyla verilebileceği müjdesini (!) veriyor.

Evet, eğitim politikaları sınıfsaldır! İktidar sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim politikasını günümüz dünyasının ve toplumun ihtiyaçlarını göz ardı ederek sistematik bir şekilde uygulamaktadır. Uygulanan bu politikalar sonucunda tekçi, milliyetçi, ırkçı, cinsiyetçi, dinci nesiller yetiştirilmeye çalışılmakta, bunu yaparken eğitimde adaletsizliği emekçiler lehine arttırmaktadır. Çocukları evlilik adı altında istismara maruz bırakmak, sömürülen çocuk işçiler, anadilinde eğitimden yoksul bırakılan halk çocukları, yoksulluktan tarikat yurtlarına mahkum edilip tacize, tecavüze uğrayan çocuklar bir tarafta, bir tarafta da özel okullarda ve yurtdışında okutulan ve her tür olanaktan yararlanan iktidar ve sermayenin çocukları bulunmaktadır.

 

Tarafımız bellidir!

Eğitimde teknolojik gelişmeler sonucunda yaşanılan sorunlar emekçiler, yoksullar aleyhine artmaktadır. O zaman eğitim alanında yaşanan topyekûn saldırıya karşı amacımız öğrenci, veli ve eğitim emekçilerinin ortak mücadele hattını oluşturmak ve karşı yanıtlar üretmek olmalıdır. İnternete, farklı öğrenme ağlarına, bilgi iletişim ve çoğulcu öğrenme araçlarına bedelsiz olarak ulaşamayanlar için, sınıf farkı gözetmeksizin herkesin ücretsiz olarak teknolojiye ve internete kolaylıkla ulaşabileceği bir mücadele hattını oluşturmanın mücadelesini vermek başta biz eğitim emekçilerinin temel görevleri arasındadır.

Ayrıca MEB, 2015’li yıllarda farklı anadillere sahip çocuklar için hazırlığını yaptığı ders kitapları gibi, artık daha bir elzem olan, çocukların ve gençlerin kendi dillerinde eğitim almalarını sağlayacak materyale ulaşmaları için de gerekli koşulları yaratmalıdır.

Bu süreçte uzaktan eğitim materyallerinin hazırlanması sendikaların ve eğitim emekçilerinin oluşturacağı gönüllü komisyonlarca angaryaya dönüştürülmeden sağlanmalıdır. Ders materyallerinde ötekileştirme politikaları teşhir edilerek laik ve bilimsel, anadilde, cins ayrımcılığından uzak, barış dilinin egemen olduğu yeni materyaller önerilmelidir. Ayrıca eğitim kurumlarında bağımsız bir politika oluşturmaya hizmet edecek, okul toplumunun kendi idarecisini kendisinin seçebileceği, öğretim programlarının yerele uygun olabilecek şekilde esnekliğe kavuşturulabileceği, katılımcı, demokratik seçim yöntemleri savunulmalıdır.

Eğitim, bireyin özgürleşme süreci olarak değerlendirilmelidir, bir kitle imha silahı olarak değil, hele birilerinin para kazandığı işletme hiç değil!

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler