Ölçüye gel ki boyunu ölçelim

GÜLFER AKKAYA yazdı: “Yıllarca çocuk bakan, eve kapatılan, dış dünya ile ilişkileri kopartılan kadınlara boşandıklarında hadi git çalış, kendi ayaklarının üzerinde dur demek sadece patriyarkayı bilmemek değil, kadınlarla dalga geçmektir.”

Ölçüye gel ki boyunu ölçelim

GÜLFER AKKAYA

Ülke de eviçi gibi. En çok kadınlar çalışıyor, kadınlar üretiyor ama kazanan erkekler oluyor. Kadınlar yoksullaştırıldıkça yoksullaştırılıyorlar, sömürülüyorlar. Ya hiç ücret alamıyor; bedavaya, bildiğiniz karın tokluğuna çalıştırılıyorlar ki bakınız sıcak yuva diye yutturulan evlerde yaşanan budur. Ya da esas yerleri eviçi olduğu belirtilerek ücretli alanda çok ucuza, güvencesiz, çoğunlukla kariyer yapılamayan sektörlerde çalıştırılıyorlar.

Kadınlar hayata kız çocuk olarak başlar ve erkeklerden sonra gelirler. Eğitim, sosyal hayat gibi alanlarda erkekler kadar hak sahibi görülmez, ikincilleştirilirler. Çalışma hayatına erkekler kadar katılamazlar çünkü yerleri evdir. Eğitimli eğitimsiz olmak çok da ayırt edici değildir bu konuda. Öyle ya, kadınların esas hedefi evlenmektir. Eş ve anne olmaktır. Kadınlar uçan daire icadı ile meşgul olsalar bile öte yandan yaşı geçmeden, yumurtalıkları çalışıyorken evlenmenin baskısı altında bırakılırlar.

Evlenen kadınların çok önemli bir kısmı ücretli alanda çalışmaz. Onların çalışacağı, saçını süpürge edeceği yer evi, ailesi, çocukları, kocasıdır. Ücretli alanda çalışan nice kadın evlenince kocası istediği için ya da çocuğu olduğu için çalışma hayatını bırakmak zorunda kalır. Az sayıda kadın evliyken de ücretli alanda yer alır. O da ağırlıkta kadınlara reva görülen güvencesiz, düşük ücretli, saygınlığı az, sözde parçalı zamanlı işlerde. Zaten az sayıda ücretli çalışan kadının arasında daha az sayıda kadın emekli olabilecek, kariyer yapabilecek işlerde çalışma şansına ve süresine sahiptir. Ama bu kadınlar da kendileriyle aynı işi yapan erkeklerden daha düşük ücretler alırlar, erkek meslektaşlarına göre daha az saygı görürler. Ayrıca mobbing ve cinsel saldırılara uğradıklarını anımsatmak gereksiz sanırım.

Nafaka tartışmaları yapılırken nedense AKP ve onun borazanı erkek ve kadınlar bu gerçeklere değinmiyor. Sanki kadın erkek arasında bu eşitsiz sistem yokmuş gibi konuşuyorlar ve üstüne nafakadan geçinen asalak, kendisine saygısı olmayan kadınlardan bahsediyorlar. Bahsettikleri tek şey bu kadınlara nafaka ödemekten bizar olmuş erkekler...

İşte durup dururken nafaka hakkını kaldırmayı amaçlayanların kasten bahsetmedikleri, unutturmaya çalıştıkları, dile getirmedikleri bu gerçekleri anımsamakta fayda var. Yoksa neden durup dururken nafakayı konuştuğumuzu anlayamayız.

Bahsedilmeyen ve yokmuş gibi yapılan bir diğer gerçek, mevcut yasada nafakanın sadece kadınlara değil, boşanma durumunda yoksullaşan tarafa ödendiği gerçeği. Yani nafakayı sadece erkekler kadınlara ödemiyor, kadınlar da erkeklere ödüyor. Ama en çok erkekler ödüyor. Çünkü toplum erkek egemen ve kadınlar erkeklerden bu nedenle daha yoksul. Kadınları yoksullaştıran da erkekler, sermaye, iktidar, devlet. Eli para görmeyen o kadar çok kadın var ki!

Bunlar yokmuş gibi üfürükten konuşmalarla kadınları zaten negatif durumdayken daha da güçsüzleştirmeye çalışmak olsa olsa kadın düşmanlığıdır.

Yıllarca çocuk bakan, eve kapatılan, dış dünya ile ilişkileri kopartılan kadınlara boşandıklarında hadi git çalış, kendi ayaklarının üzerinde dur demek sadece patriyarkayı bilmemek değil, kadınlarla dalga geçmektir.

İktidarın ve devletin yapması gereken şey kadınları erkeklere karşı daha yoksullaştırmak, güçsüzleştirmek, kadınlara karşı erkeklerden yana durmak değildir. Bu ayrımcılıktır. Bu cinsiyetçiliktir. Kadın erkek eşitliğini anayasanın da belirttiği gibi sağlamakla yükümlü olan devletin ve iktidarın anayasayı da, kadınları da karşısına alarak suç işlemesidir.

Ama ne gam.

Erkek AKP bunu açık açık söylüyor.

Binali Yıldırım geçtiğimiz günlerde aklı başında laf ettiğini zannederek yaşlı amcasından alıntı yapmadı mı? Ne demiş yaşlı amcası: “…. yaşlı bir amca geldi, hanımı vefat etmiş evlenecek, bir türlü evlenemiyor, beni evlendir dedi. Hanımlara para veriyorsunuz kimse yüzümüze bakmıyor, evlenemiyoruz dedi. Dolayısıyla sosyal devletin de ölçüsünü, ayarını yerinde tutmakta fayda var.”

AKP’nin “sosyal devletinin” ölçüsü, ayarı ne olabilir? Sadaka koşullarında kadınlara verilen düşük paraların kaldırılması ya da daha da azaltılması ve yaşlı amcaların bakımının da devlete bulaştırılmadan evlerde kadınlarca yapılmasının sağlanması.

Eğer kadınlar yaptıkları işlerde hak ettikleri ücretleri alabilseler, eğer kadınlara sosyal devlet tarafından uğradıkları haksızlıklara karşı kimi haklar sağlansa, geçinmek için evlenmeye muhtaç bırakılmasalar kaç kadın şiddete uğradığı, aşağılandığı, emeğine el konduğu evlilikleri sürdürür ki?

Ya da şöyle sormuş olayım. Kadınlar daha iyi koşullara sahip olsa bu kadar evlilik, bu kadar doğum olur mu?

Kanunları kadınlar erkeklere muhtaç olsun diye yapanlar, kadınların kazandıkları hakları erkekliğin kitabına uygun şekilde gasp edip onları güçsüz kılmaya çalışanlar, yaşlı-genç kadınları erkeklere köle yaparak ev denilen hapishanelerde yaşatmayı hedefliyor.

Yıldırım’ın lafı bugüne dek okuduğum onlarca feminist kitabın özeti gibiydi. Evet, evlilik kadınları köleleştirir. Evet, erkekler ve onların iktidarı kadınların boşanmasını engellemek için elinden geleni kanunsuzca yapmaktan çekinmiyor. Evet, tüm hukuki, sosyal, kültürel baskılara rağmen boşanmayı başarmışsanız eğer sonrasında hayatınızı karartmak için ellerinden geleni yapmaktan çekinmiyorlar. Ya nafaka bağlamıyorlar ya da 250-300 liralık nafakalar bağlıyorlar; ama bu nafakaları dahi alamıyorsunuz. Çünkü hukuk erkeklerin lehine tavır alıyor. Kadınlarsa haklarını almak için hacze gidemiyor, çünkü paraları yok.

Kadınların paralarının olmaması erkekleri güçlendirip zenginleştiriyor. Kadınları bedavaya erkeklere hizmetçileştiriyor. Bunu da AKP, amcaların çıkarına körüklüyor.

Erkek kısmında oyun, dalavere, numara çok. Aldığı maaşı da, birikimleri de gizleyecek nice numarası var nafaka ödemek ya da düşük nafaka ödemek için.

Yanı sıra yaşlı amcalarını, genç delikanlılarını, orta yaş azgınlarını kayıran iktidarı, devleti var.

Bir de yandaş borazanları var ki bir gün evli kalıp ömrünün sonuna dek nafaka ödeyen “mağdur” erkekler palavrası dâhil elde belge olmadan her konuda atıp tutabiliyorlar.

Şimdi önemi olan kadınların tutumu. Kadınlar sadece kendileri için değil kız çocuklarının, kız torunlarının geleceği için mücadele ediyorlar.

Her kesimden kadınlar kazanılmış haklarının erkekler tarafından gasp edilmesine karşı parti, ideoloji ayrımı yapmadan yan yana durabilmeyi başarabilmeli. Çünkü gelen saldırı tüm kadınları ilgilendiriyor. Ayrım yapmadan tüm kadınları vuracak.

Talebimiz açık, mevcut yasa olduğu gibi kalsın. Devlet zaten mağdur olan kadınları daha mağdur etmek yerine, eşitlik yanlısı uygulamalara girişsin. İstanbul Sözleşmesi bu iktidarın imzaladığı sözleşmedir. AKP daha ne kadar altında imzası bulunan bu sözleşmeyi çiğneyecek?

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler