Linç kültürü

SEÇTİKLERİMİZ – Yiğit BENER Artı Gerçek için yazdı: Ülkenin refah ve eğitim düzeyi en yüksek kentinin ‘nezih’ semtlerindekiler bile sorun çözme yöntemi olarak yargısız infazı ve linçi seçebiliyorsa, o ülkede vahim bir sorun var demektir!

Linç kültürü

 

— Baktım adam kediler için sokağa konan su kaplarını tekmeliyor, hemen düştüm peşine. Sonra elinde sopasıyla bir bey daha geldi yanıma, ikimiz birlikte kıstırdık bir köşeye, bir güzel hırpaladık…

—Oh, en güzelini yapmışsınız ablacığım, bu şerefsizlere biz hadlerini bildirmezsek iflâh olmazlar!

—Derken başka bir bey daha geldi yanımıza, delirmiş vaziyette. Meğer bu adam bizim sokaktaki kedi yavrularını yakalayıp yoldan geçen arabaların altına atıyormuş. Polis çağırdık. Adam da zaten Suriyeliymiş!

— Vatansız şerefsizler, Müslüman olacaklar bir de!

— O şerefsiz pisliğe de aynısını yapmak gerek: Arabalar altında kalsın, akıl hastası, psikopat!

—Deli demek. Elime geçirsem Acil bile kurtaramaz onu…

— Sabaha kadar bacağından asacaksın, bak ruhi bozukluk falan kalıyor mu aşağılık herifte.

— Ulan sen benim ülkemde benim kedilerime nasıl saldırırsın, ucube!

— Polise teslim etmek yerine dişlerini döküp gönderseydiniz keşke.

— Polis zaten serbest bırakmış, yine bizim mahallede dolanıyormuş. Esmer, kafasını kazıtmış, belinde bir çanta var…

— Madem polis sağlamıyor adaleti, sokak yasasını devreye sokmalıyız!

— Yakalayalım, ellerini bağlayıp gece götürelim, başka bir şehre bırakıp gelelim…

— Polise değil kendimize güveneceğiz. Sıkı bir dövsek, bak geliyor mu bir daha buralara.

— Ulan şu şerefsiz sapık herif bana da bir rastlasa keşke. Hemen ağzını burnunu birilerine kırdırırım!

Yukarıdaki diyaloglar bir absürt komedi ya da korku filmi senaryosundan alınmış değil: Türkiye’nin refah ve eğitim düzeyi en yüksek kenti İstanbul’un en “nezih” ve “uygar” semtlerinden birinin mahallelileri arasında sosyal medyada herkese açık bir sayfada birkaç gün önce yapılmış gerçek bir yazışmanın özeti.

Özüne dokunmadan, sadece kişilerin kimliği belli olmasın diye cümle yapıları çok az değiştirildi, bir de imla hataları düzeltildi.

Bu cümleleri yazan kişilerin profiline şöyle bir göz attığımızda, pekâlâ iyi eğitimli, kerli ferli ve belli ki hali vakti yerinde, kadınlı erkekli ve değişik yaş gruplarından “normal” insanlar olduklarını görüyoruz

%90’ın üzerinde bir oranla iktidara karşı oy kullanan bir ilçede yaşıyorlar. İktidara muhalifliklerini gizlemiyorlar. Ayrıca belli toplumsal sorunlara -örneğin çevre sorunlarına, hatta ABD’de siyahlara karşı yapılan ırkçı saldırılar konusunda- duyarlı denebilecek paylaşımlarda bulunuyorlar. Bir kısmında “sol” ya da “hümanist” içerikli paylaşımlar ağır basıyor, diğerlerindeyse milliyetçilik ön planda.

Göründüğü kadarıyla aralarında “zırcahil”, “eğitimsiz”, “işsiz güçsüz”, “lümpen”, “sokak serserisi”, “mahalle kabadayısı” ya da “yobaz” denebilecek pek kimse yok: “Sıradan” mahalle sakinleri.

“Sosyal medyada böyle sözel alevlenmeler olur, insanlar anlık tepki olarak atıp tutarlar, sonra normal hayatlarına dönünce unuturlar” varsayımıyla bu tür paylaşımları hafifsemeli miyiz?

Sonuç olarak, hayvanlara kötü davrananlara sinirlenmemek mümkün mü? Hele o adam gerçekten yavru kedileri arabaların altına atıp atıp öldürdüyse, böylesine bir caniliğe isyan edilmez mi?

Gerçi, sözel şiddette kantarın topuzunun biraz kaçtığını inkâr etmek zor. Araya karışan ırkçı sözcükler de pek “şık” durmuyor… Ama tüm bunlar kuru gürültüyse, göz ardı edilemez mi?

Etmeli miyiz? Bundan mı ibaret dersiniz?

Yazışmaların devamı, “anlık bir öfke nöbeti” ile değil, çok daha derin bir zihniyet sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor:

— Bizim sokağa uğrarsa zaten bitiririz onu. Bildiğiniz oyarız! Ah şu kansızın bir fotoğrafı olaydı!

— Fotoğrafı varsa lütfen paylaşın. Herkese anladığı dilden konuşmak gerek. Geberemiyor bunlar.

— Aramızda nöbet tutup fotoğrafını çekmeli. Eğer bizim mahallede oturuyorsa, evini öğrenelim…

— Şunun eşgalini yayınlasak ya sosyal medyada…

— Bu sapık tam kedilere zarar verirken videosunu çekin ki haber kanallarında deşifre edelim. Şeytan soyu bu yaratıklar!

Görüldüğü üzere, mahalleli “örgütlenmeye” hazır. Modern görüntülü genç bir komşu kadın eyleme geçmiş bile:

— Bir arkadaşımla mahallede hemen bir saate yakın dolandık. Mama kaplarına ya da kedilere yanaşan şüpheli birini göremedik. Nöbetleşe devriyeler oluşturalım. Gören fotoğrafını çeksin.

İnsanın aklına ister istemez vahşi Batı’daki “ÖLÜ YA DA DİRİ ARANIYOR” afişleri geliyor…

Bu insanların bir başka ortak özellikleri, tavırlarının meşruiyetinden ve mutlak haklılıklarından en ufak bir kuşkuları olmaması. Hatta aksine, uyarıldıkları ya da sorgulandıklarında enikonu saldırganlaşıyorlar.

Örneğin ilgili kişiye sokak ortasında dayak atmış olmalarına itiraz dillendirmeye mi cüret ettiniz? Sizi de caniyle bir tutan hakareti yapıştırıveriyorlar:

— Vay sen nasıl hayvanların katledilmesinden bu kadar zevk alıp trollük yaparsın!

Aklıselime mi çağırdınız? “Bu işi yapan belli ki ruh hastası. Uygar toplumlar ruh hastalarını dövmezler, hapse de atmazlar, tedavi ederler” demek gafletinde mi bulundunuz? Tehdit dolu bir söylemle “ağzınızın payı” hemen verilir:

— Aynı sevgi dolu yaklaşımı çocuk tecavüzlerinde de gösteriyor musunuz? Pedofilleri de böyle heyecanla savunuyor musun? Beyefendi kendinize gelin!

Pedofil olduğundan şüphelendikleri birini yakaladıklarında da muhtemelen yargısız infaza tabi tutacaklarının ilamı gibi bir cümle bu…

Yiğit BENER’in Artı Gerçek’teki yazısının tamamını okumak için TIKLAYIN

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler