Küba, ambargo, ayakkabı tozu

Küba, ambargo, ayakkabı tozu

Metin Yeğin /

Küba’ya 53 yıllık ambargo kalktı. İlginç olan bunun solda buruk bir sevinç yaratması ve belki garip bir hüzün. Endişeli bir telaş içinde herkes. Şimdi ne olacak? Son sözü baştan söylersek kesin olan şu ki ABD yani kapitalist dünyanın devi arka bahçesindeki devrimi 53 yıldır yıkamadı. Bundan sonra yıkabilir mi? Bu ise maçın yeni başlayan bölümü.

Öncelikle Küba kazandı. Çünkü yıllardır ABD hapishanelerinde tutsak olan ’5 kahraman’dan hala tutsak olan 3 kişi de özgürlüğüne kavuştu ki bu Küba’nın son yıllardır kesintisiz sürdürdüğü en önemli kampanyaydı. Kampanyanın sloganı ‘Volveren-Dönecekler’ sözü gerçekleşmiş oldu. ABD hapishanelerinde tutsak olan, ABD’ye göre ‘Küba ajanları’ olan bu tutsakların yargılandığı davalar ise tamamen ABD toprakları dışında gerçekleşen eylemler üzerineydi. ABD destekli Kübalı muhaliflerin, Mafya gruplarının yoğun bir şekilde Küba turizmini engellemek için otellere, Havana’daki meydanlara yaptıkları bombalı saldırıları durdurmak için bu gruplara, mafya arasına sızan kişilerdi bunlar. Yaptıkları çalışmalarla otellerde gerçekleşecek birçok saldırıyı ortaya çıkardılar ve bu yüzden deşifre oldular zaten. Bu yüzden Küba, onların ajan değil, kendi topraklarına yönelik terörist saldırıları engelleyen kahramanlar olduğunu söylüyordu. Bütün dünyada tartışmasız terörist saldırı kabul edilen Küba’ya giden bir yolcu uçağının düşürülmesi eylemi de bu tür eylemlerden biriydi. Aslında ABD de onları tutuklayarak bu faaliyetlerin kendileri tarafından desteklendiğini paradoksal olarak kabul etmiş oluyordu.

ABD kazanacak mı? Bu ise yazının başında söylediğim gibi maçın yeni başlayan bölümü. Obama ile ABD özellikle Bush döneminden çok farklı bir dış politika uygulamaya başladı. Bu ABD’nin dış politikada ‘demokratik’ yöntemleri uygulamaya başladığı anlamına gelmiyor. Ancak Bush’un kahveden arkadaşlarını toplayarak, her yere saldırması, bombalaması, açık işkence yöntemleriyle gözdağı vermesi dışında bir yöntem. Daha spesifik hedefleri vurarak, özellikle domino etkisi yaratarak, daha az ama daha etkili bir güç kullanma biçimi var. Dış politika insani değerlerle tanımlanamaz ama eğer böyle tanımlasaydık tam olarak sinsice diyebilirdik. Orta Amerika’da Honduras’ta seçilmiş halkçı başkan Zelaya’ya karşı darbe ve sonrası tam böyle bir hamleydi. Başkan Zelaya’nın sürgüne gönderildi. Ülkeye dönmesine izin verilmedi. Ülkeye, ancak Brezilya elçiliğinin içine dönebildiğinde ise adeta orada bir tutsaktı. Tanıklığını ettiğim seçimden sonra konvoylarla korna çalarak önünden geçtiğimizde belki sadece pencereden seyredebiliyordu ve zafer kazanmış halka ancak telefon ederek konuşma yapabilen bir liderdi. Hâlbuki seçimi boykot eden Zelaya’nın cephesi, yüzde 65 gibi çok yüksek bir oranda bunu başarmıştı. Halkın yüzde 65′i oy kullanmamıştı.

Obama buna aldırmadan seçimi kutladı. Bu darbenin etkisi sadece Honduras’la kalmadı. Hemen ardından komşusu Guatemala’da ‘Sol’ yönetim kaybetti. El Salvador’da o sırada koalisyonun büyük ortağı olan eski gerilla hareketi FMLN hükümeti sosyal demokrat politikaları bile tereddütle dile getirir oldu. Kimse dehşetli darbe günlerine dönmek istemiyordu. Zaten Nikaragua’da Ortega rejimi sadece laftan ibaret ‘Sandinist devrim’ kalıntısı olarak kalmaktan memnundu. Ayrıca bu darbenin domino etkisi ile bütün Latin Amerika solu, Venezüella çizgisinden Brezilya Lula orta sahasına geri döndü.

Obama bu taktiği Ortadoğu’da da kullandı. Bush’un topyekûn işgalleri yerine mesela Mısır darbesiyle ve ondan kısa zaman önce biraz daha sessiz gerçekleştirdikleri Katar darbesiyle sahalara geri döndü. Başka bir yazıda daha ayrıntıları ile inceleyebileceğimiz ‘vur-kaç’ dış politika yöntemiyle, dış politikada bir ‘gerilla’, tabii ki Kontrgerilla taktiği diyebileceğimiz bir biçimle hareket etmeye başladı. Küba’da yaptığı da aslında bundan hiç farklı değil. ABD’nin 53 yıldır Fidel’e karşı düzenlediği yüze yakın suikasttan sonra, hatta CIA’nin Fidel’in ayakkabısının içine bir toz koyarak sakalının dökülmesini sağlayıp böylece karizmasını kaybetmesinin hesaplandığı, komik James Bond aksiyonlarına kadar birçok saldırıdaki başarısızlıktan sonra böyle bir yöntem değişikliği zaten çoktan geç kalmıştı.

Ve şimdi artık ABD önümüzdeki maçlara bakıyor.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler