Kenan Budak bize sesleniyor

Devrimci katillerinin televizyon ekranlarında bir sinema yönetmeni gibi ağırlandığı günlerdeyiz. Aslı kilise olan ve inşa edilişinden bin yıl sonra ele geçirilip Camiye çevrilen Ayasofya’nın 600 yıl sonra bir kez daha “ya allah bismillah” naralarıyla fethine (!) tanık olduk.

Kenan Budak bize sesleniyor

Darbe tiyatrosunun ardından gerçekleştirilen sivil darbenin üzerinden dört yıl geçti. Partiler, sendikalar kapatılmadı ama tutuklanan binlerce aktivisti, her sabah yeni bir operasyonla gözaltına alınan, sindirilmeye çalışılan binlerce muhalifi, el konulan belediyeleriyle darbe günlerini aratmayan zamanlardayız.

İşte tam da buna benzer bir dönemin hatıratından sesleniyor katledilişinin 39. Yılında Kenan Budak bize… Direnin diyor. Zulme direnin. Karanlığa direnin. Yasaklara direnin. Baskıya direnin. Faşizme direnin…

Şimdilerde mesire yeri diye piknik yapılan Kazlıçeşme, neredeyse Ayasofya kadar eski zamanlardan bu yana dericiliğin merkeziydi Kenan Budak zamanında. Derileri parlatmak, işlemek için köpek boklarının aceleyle tabakhanelere, yani deri işleme atölyelerine taşındığı zamanlardı. Gece el ayak çekilince değil, gündüz gözü dahi sıçanların işçinin azığını çaldığı zamanlar…

Türkiye’nin köyden kente göç dalgasının ilkiyle İstanbul’a savrularak işçileşen binlerce Anadolu insanından biriydi Kenan Budak da. Neredeyse gözünü açtığı Kazlıçeşme işçi cehenneminin her sorununu teninde, ruhunda hissede hissede bir işçi önderi olmaya yürüdü.

“Bu işte bir yanlışlık var” demeye başlamasının üzerinden çok geçmeden çarenin ekonomik değil siyasi olduğunun farkına vardı. Doktor Hikmet Kıvılcımlı takipçilerinin kurduğu “İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneği”ne gidip gelmeye başlayan Kenan Budak burada, ekonomik kurtuluş mücadelesinin nasıl da siyasal kurtuluş mücadelesiyle bağlı olduğunu gördü, öğrendi. Ve bu sağlam politik temeli, 25 Temmuz 1981’de İstanbul Yedikule’de Cunta’nın polislerinden birinin onu arkasından kurşunlamasına kadar dimdik ayakta durdu.

İkbal kapısı değil, sınıf mücadelesi olarak gördüğü sendikal mücadelede devletten ve sermayeden bağımsız bir sınıf sendikacılığının devrimci temsilcilerindendi. DİSK içinde bir yandan kıyasıya bir sosyalist çizgi mücadelesi verirken, diğer yandan farklılıklarıyla işçi sınıfı örgütlenmelerinin birlikteliğini korumaya özen gösteriyordu. Sınıf içerisinde örgütlenmesini sürdürürken işçi sınıfı içerisindeki özgünlükleri, Kürt - Alevi kimliğini de görmezden gelmiyor, kimlik sorunlarını sınıf mücadelesinin meselesi haline getirmeye çabalıyordu.  

Kenan Budak’ın 1968 yılında Zeytinburnu İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneği’nde başlayan siyasal yaşamı, DİSK’e bağlı İlerici Deri-İş Genel Başkanı, DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Sosyalist Vatan Partisi MK üyesi olarak cuntaya teslim olmayıp işçi sınıfının direnişini örgütlemeye devam ederken son buldu.

 

“Teslimiyete hayır, direnişe devam”

İşte o Kenan Budak bugünün karabasan ortamında bize “teslimiyete hayır, direnişe devam” diyor. Koşullar çetin, yasaklar zorlayıcı, iktidar gaddar olabilir ama direnmekten başka bir yol yok diyor. Sınıf bilincini kuşanmış çekirdekten yetişme bir işçi önderi, proleter devrimci aydın olan Kenan Budak, bir sabah aniden binlerce askerin zapt ettiği İstanbul sokaklarında cuntaya karşı işçi sınıfını örgütlemeye devam etmek için bir an olsun tereddüt etmedi. Arananlar listesindeki boy boy fotoğraflarına rağmen bir yandan fabrika fabrika, atölye atölye deri işçilerini örgütlemeye devam ederken diğer yandan da egemenlerin bu saldırısına karşı işçi sınıfı örgütlerini ve siyasal özneleri yanyana getirmeye çabalıyordu.

DİSK’teki yol arkadaşlarından Yeraltı Maden İş Genel Başkanı Çetin Uygur şöyle anlatıyordu onu bir söyleşisinde: “Mütevazı ama büyük düşünen mücadeleyi seven, kararlı, ortak davranmaya, birliğe özen gösteren, bütün bunlar için bitmek bilmeyen bir sabırla, kararlılıkla uğraşan bir olarak tanıdım…”

Ölümün 39. Yıl dönümünde Kenan Budak bize zulme ve zalime, sermaye ve onun devletine karşı mücadelede yol göstermeye devam ediyor. Mütevazi ama kararlı, hak mücadelesiyle devrim mücadelesini birbirine ustaca bağlayan, farklılıklara rağmen faşizme ve kapitalizme karşı birlikte davranmaya özen gösteren, değişimin ve devrimin parlak çıkışlarla değil taş işçiliği sabrıyla sürdürülen istikrarlı çalışmalarla ortaya çıkacağının bilincinde olan ve mutlaka devletten, sermayeden bağımsız bir çizgide yürünecek bir yolu işaret ediyor bize.

Anısına saygıyla  

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler