İstanbul Sözleşmesi’nde ‘Yandaş Platformu’ndan geri adım: Mayınlı alan girdik, çok yorulduk, çekiliyoruz

Kadın mücadelesi sonuç verdi. İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a rapor sunan Türkiye Düşünce Platformu gelen tepkiler üzerine pes etti: "Biz platform olarak Mayınlı alana girdiğimizi fark ettik, çok yorulduk, çekiliyoruz”

İstanbul Sözleşmesi’nde ‘Yandaş Platformu’ndan geri adım: Mayınlı alan girdik, çok yorulduk, çekiliyoruz

 

Onursal başkanlığını Hayrettin Karaman’ın yaptığı, yöneticileri arasında Abdurrahman Dilipak’ın da bulunduğu Türkiye Düşünce Platformu, Mayıs 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a İstanbul Sözleşmesi’nden neden çıkılması gerektiğini anlatmak için 10 sayfalık rapor sundu. Raporu hazırlayan platform yönetimi “Mayınlı alana girdiğimizi fark ettik” diyerek  İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili tartışmanın artık parçası olmayacaklarını açıkladı.

Raporla sadece, İsmailağa Cemaati gibi belli tarikat ve cemaatlerin değil, AKP çevresindeki İslamcıların da sözleşmenin kaldırılması için nasıl baskı uyguladıkları ortaya çıkmıştı.

 

Geri adım attılar

Türkiye Düşünce Platformu yeni bir açıklamada bulunarak tartışmalardan çekildiklerini açıkladı.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

"En son hazırladığımız İstanbul Sözleşmesinin sakıncalı yönlerine dikkat çeken ve yerine kendi değerlerimize uygun bir tasarı öneren raporumuz ile mayınlı alana girdiğimizi fark ettik. İstanbul sözleşmesinin karşısında olanlar ile sözleşmeyi savunanları bir araya getirip konunun çözümü için mücadele ettik. Onlarca görüşme yaptık, bazen gururumuz incindi, olmayacak kişilerden olmayacak sözler işittik. Fakat gelinen süreçte bu konun taraflarının ortak bir zeminde çalışma yapma imkanlarının kalmadığını müşahede ettik. Rabbim alimdir, hakimdir, sadırlardakini bilendir. Nihayetinde bu sözleşmeyi hem savunanlarının ve hem de karşısında olanların bundan sonra bir araya gelmeleri mümkün değildir. Türkiye Düşünce Platformu olarak üzerimize risk alarak çözüm için çalıştık fakat hiç bir taraf bu çalışmalara özveri ile yaklaşmadı ve bir dua dahi alamadık. Bu sözleşmenin tarafında ve karşısında olan her iki kesimin çözüm üretemediklerinden gelecekte bunun sorumluluğunu omuzlarında taşıyacaktır. Biz platform olarak artık bu konudan çekiliyoruz, herhangi bir şekilde bu işin bir parçası olmayacağız çünkü çok yorulduk, yıprandık, yapacağımız diğer hayırlı işlere enerjimiz kalmıyor.

 

Dilipak’a gönderme

Açıklamada, sözleşmeye karşı savaş açanların başında gelen Akit yazarı Abdurrahman Dilipak'a da göndermede bulunularak şöyle devam edildi:

"Bundan sonra yapacağımız hayırlı birçok hizmetimiz var, onlara odaklanacağız Allah aklını, vicdanını kullanmayan ülkemiz Müslümanlarının sonunu hayır eylesin. Platformumuz istişaresinde, yönetiminde bulunan değerli zevatın bu konudaki bireysel çalışmaları Platformu bağlamaz, kendilerinin şahsi fikirleridir buna saygı duyarız. Ayrıca üyelerimizin de bu konuda menfi ve müspet yorumları olabilir bu yorumlar da platformu bağlamaz. Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Başlığı, "İstanbul Sözleşmesine Yönelik Hukuki ve Psikososyal Değerlendirme" olan raporun detaylarını gazeteci Murat Yetkin kamuoyuyla paylaşmıştı.

 

Yetkin yazısında raporun özetini şöyle aktarmıştı:

– İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet eşitliği kavramıyla “kadın ve erkek ilişkilerinde sonu cinsiyetsizliğe varan bir ideolojiyi” imzalayan ülkelere dayatıyormuş.

– Raporun yazarları, “kadınların daha maskülen, erkeklerin ise daha feminen bir davranış şekline kaydığını” zaten gözlemliyormuş. Sözleşme toplumu “cinsiyetsizleştirmeyi” amaçlıyor, cinsiyet algısı tamamen silinmek isteniyormuş. (Gerçekten kafayı fena takmışlar, ciddi söylüyorum.)

– Sözleşmenin, “kadın-erkek eşitliğini sağlamaktan ziyade toplumun din, sosyal ve kültürel kodlarıyla oynamayı hedeflediğine inanılmaktaymış”. (Başka kimlerin inandığı yazılmamış.)

– Toplumsal cinsiyet kavramıyla aile kurumunun zayıflatılması amaçlanıyormuş. Çünkü mesela aile içi şiddet vakalarında “dağılacak aileyi huzura kavuşturacak” uzlaştırma imkânları reddediliyormuş. Toplumun din, kültür, örf, töre, namus, edep kavramlarının değersizleştirilmesi amaçlanıyormuş.

Bundan sonra şiddet kavramına giriyoruz ki, işler iyice çığırından çıkıyor.

 

Sözleşme karşıtı raporda kimlerin imzası var?

Erdoğan'a sunulan söz konusu raporu imzalayanlar arasındaki isimler şöyle:

Düşünce Platformunun Onursal Başkanı Hayrettin Karaman, Platformun “Yüksek İstişare Kurulu” üyelerinden oluşan imzacılar arasında Cumhurbaşkanının Başdanışmanlarından AKP eski Artvin Milletvekili İsrafil Kışla, MÜSİAD’ın kurucu başkanı Erol Yarar, Emine Şenlikoğlu,  Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, Akit yazarı Taşkın Koçak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Lisesinden hocası Hasan Çetinkaya, Merve Kavakçı ve AKP Milletvekili Ravza Kavakçı'nın babası Yusuf Ziya Kavakçı, eski AKP'li vekil Resul Tosun, Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Başkanı Raşit Küçük.

 

AKP MYK ertelendi iddiası

İstanbul Sözleşmesi’nin geleceğinin gündeme alınacağı, 5 Ağustos günü yapılması beklenen AKP MYK’sinin 13 Ağustos’a ertelendiği iddia edildi. İstanbul Sözleşmesi’nin iktidar tarafından tartışmaya açılması tepki çekmişti. AKP içinde de görüş ayrılıklarına sebep olan sözleşmenin görüşüleceği tarihin ertelenmesi dikkatleri çekti.

 

İstanbul Sözleşmesi nedir?

Tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir. 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İstanbul’da imzaya açılması sebebiyle bu şekilde isimlendirilmiştir.

İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik her tür şiddete karşı hukuki çerçevede detaylı bir koruma sağlayan ilk uluslararası belgedir.

Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa Sözleşmesi olma niteliğini taşıyan Sözleşme, bugüne kadar Türkiye dâhil 34 ülke tarafından onaylanmıştır. Türkiye, Sözleşme’yi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalamış, 14 Mart 2012 tarihinde ise onaylamıştır. Böylece Türkiye sözleşmeyi onaylayan ilk ülke olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi’nde, sözleşmeyi parlamentolarından geçirmiş hükümetlerin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin her türüyle mücadele etmek için bir dizi kapsamlı tedbir alması istenmektedir. Sözleşmenin her bir maddesinde şiddet eylemlerinin meydana gelmesinin önlenmesi, mağdurlara yardım edilmesi ve faillerin adalet önüne çıkartılması amaçlanmaktadır. Sözleşme, örneğin aile içi şiddet, ısrarlı takip, cinsel taciz ve psikolojik şiddet gibi, kadına yönelik farklı şiddet türlerinin suç olarak kabul edilmesini ve bunlara karşı yasal yaptırımlar getirilmesini gerekli kılmaktadır.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler