İlyas Tunç ile Çağdaş Nijerya Şiiri Antolojisi üzerine

İlyas Tunç: “Sömürgecilik, önce diliyle ve diniyle yerleşiyor işgal ettiği topraklara. Süreç, yerel dillerin hemen Latin harflerine uyarlanması, İncil’in bu dillere çevrilmesiyle başlıyor. Sözel kültürden yazılı kültüre hızla geçişin getirdiği travmatik sonuç ise, yerel halkın kendi diline yabancılaşması.”

İlyas Tunç ile Çağdaş Nijerya Şiiri Antolojisi üzerine

Röportaj: Erkan Karakiraz

Erkan Karakiraz’ın, yakınlarda Kaos Çocuk Parkı tarafından yayımlanan Çağdaş Nijerya Şiiri Antolojisi üzerine, kitabın çevirmeni ve derleyeni şair İlyas Tunç ile yaptığı röportajı sunuyoruz:

Erkan Karakiraz: Bir şiir okur/yazarı olarak, kendi adıma antolojiden çok etkilendim. Kaos Çocuk Parkı Yayınları tarafından basılan “Çağdaş Nijerya Antolojisi”ni alıp okuyanların birkaç unsur açısından şanslı olduğunu düşünüyorum. Bu unsurların ilki, şiirleri çevirenin de bir şair olması ve şiir diline hakim olmasının çeviriye kattığı değeri ve niteliği artırmış olması. İkincisi, çağdaş Nijerya şiiri üzerine kapsamlı bir fikir edinmek isteyenler için oldukça geniş bir seçkinin yayımlanmış olması. Son olarak da bu oylumda ve içerikte bir çalışmanın ilk kez okura sunulmuş olması. Böyle bir çalışmanın derleyeni ve çevirmeni olarak bu üç unsur üzerine neler söylersin?

İlyas Tunç: Antolojiler, şairlerin dizelerine taşıdıkları düşünceler sayesinde, şiiri çevrilen ülkenin genel anlamda kültürünü, sosyal dokusunu, toplumsal sorunlarını da yansıtırlar. Böyle bir yaklaşımla yola çıktığınızda mümkün olduğu kadar, ancak kendi edebiyatlarında kabul görülmeleri koşuluyla, çok sayıda şairi listenize eklemek zorundasınız. Özgeçmişler zaten işin olmazsa olmazı! Çağdaş Nijerya Şiiri Antolojisi’ni belki farklı kılan şey, ülke şiirinin ‘evrimsel sürecini’ konu alan uzun bir incelemenin yanı sıra bir de ‘sözlükçe ve açıklamalar’ bölümüne yer verilmesidir. Antolojideki şairler, sömürge sonrasından; yani, Nijerya’nın bağımsızlığından günümüze kadar olan zaman dilimini kapsıyor. 1921 doğumlu Gabriel Okara’dan 1987 doğumlu Tosin Gbogi’ye kadar uzanan geniş bir yelpazede toplam elli sekiz şair...

Kesin bir yargı biçiminde algılansın istemiyorum; ancak, yine de şairlerin şiir çevirilerinde daha başarılı olduklarını söylemeliyim; yeniden yazmadıkları ve anlama bağlı kaldıkları sürece... Sizin deyiminizle ‘bu oylumda ve içerikte bir çalışmanın ilk kez okura sunulmuş olmasında’ Kaos Çocuk Parkı’nın özverili çabalarının payını görmezden gelemeyiz. Doğrusu, 546 sayfalık bir kitabın; üstelik, bir şiir antolojisinin yayımlanması konusunda her yayınevinin aynı özveriyi, aynı cesareti gösterip gösteremeyeceğini bilemiyorum.

Erkan Karakiraz: Çok dilli, çok kabileli, çok kültürlü bir ülke olan Nijerya’nın çağdaş edebiyat dili, İngilizce. Uzun bir süre İngiliz sömürgesi olmasının etkisinin dilde hâlâ sürdüğünü söyleyebiliriz. Yaygın olarak kullanılan bir dilin konuşulup yazıldığı birçok ülkede, kendi anadiline yabancılaşan halklarla karşılaşabiliyoruz. Bir yandan diller unutulmaya, yok olmaya yüz tutarken, diğer yandan edebiyat söz konusu olduğunda, yazar/şairler, çoğunlukla ilgili yaygın dilde kendilerini ifade ediyorlar. Bizim yaşadığımız topraklarda da Kürtçe, Ermenice, Lazca vs. için geçerli bu. Nijerya’da bu durum bütün ülke geneline yayılmış ve kanıksanmış durumda. Neler söylenebilir bu konuda?

İlyas Tunç: Nijerya’da edebiyat dilinin İngilizce olması, sadece Nijerya’ya özgü bir olgu değil. Portekizce, Fransızca, İspanyolca, Hollandaca gibi diğer sömürgeci dilleriyle de  edebiyat yapıldığına tanık oluyoruz; Afrika’dan Latin Amerika’ya Latin Amerika’dan Avustralya’ya, Asya’ya kadar hemen her yerde... Sömürgecilik, önce diliyle ve diniyle yerleşiyor işgal ettiği topraklara. Süreç, yerel dillerin hemen Latin harflerine uyarlanması, İncil’in bu dillere çevrilmesiyle başlıyor. Sözel kültürden yazılı kültüre hızla geçişin getirdiği travmatik sonuç ise, yerel halkın kendi diline yabancılaşması. Oysa, yaman bir çelişkidir ki; şairler, yazarlar, aydınlar yabancılaşma sorununu yine kendilerine dayatılan sömürgeci dille aşmaya çalışıyorlar. Özellikle, uluslaşma sürecindeki edebiyat eserlerinin yoğunluğuna bakıldığında, bence başarılı da olmuşlardır. Bu durum, etnik dilleri görmezden gelerek ulusal ya da resmi bir dil yaratmaya katkıda bulunmuştur, diyenler çıkacaktır; haklılardır ama, aynı zamanda, anti-sömürgeci bir tavrın yansıması da değil midir? Edebiyatta kullanılan dil kadar duruş da önemlidir; Şilili Neruda, Nijeryalı Wole Soyinka, Hindistanlı Sarojini Naidu, Güney Afrikalı Don Mattera sömürgeci dilleriyle seslerini duyurmuşlardır. Ancak bu, anadil yalınlığını, güzelliğini, heyecanını inkar ettiğim anlamına asla gelmemeli.

Erkan Karakiraz: Diğer çeviri kitaplarını incelediğimde, çevirisini yapmayı tercih ettiğin şairlerin genelde, politik olarak aktivistliği benimsemiş figürler olduklarını gördüm. Cai Tianxin, Martín Espada, Ingrid Jonker gibi çevirisini üstlendiğin şairler, doğup büyüdükleri coğrafyaların özel siyasi yapıları nedeniyle dolaylı ya da doğrudan siyasi birer duruşa sahipler. Yazdıkları yaptıklarıyla köklerine, hayatlarındaki yerel unsurlara ve dillerine sahip çıkıyorlar. Derleyip çevirdiğin “Çağdaş Güney Afrika Şiiri Antolojisi” içerisindeki şairler de, bu antolojideki Nijeryalı şairler de öyle. Hatta “İtaatsiz Portreler”deki isimleri de buna dahil edebiliriz. Bu seçim, senin hayata bakışınla, ideolojik kaygılarınla da örtüşüyor. Özellikle seçtiğin şairler olmalı, değil mi?

İlyas Tunç: Çevirisini yaptığım şairlerde ‘politik olarak aktivistliği benimsemesi’ gibi bir kaygı taşımış olabilir miyim, bilmiyorum. Doğrusu, hiç düşünmedim. Belki... Yine de, böyle bir kaygıdan yola çıkmadığımı itiraf etmeliyim. Çinli şair Cai Tianxin, Zhejiang Üniversitesi’nde matematik profesörü; aktivist değil bir gezgin. Ingrid Jonker ise, apartheid rejimi sırasında sansür kurulundaki milletvekili babasıyla ters düşmüş; ancak, politik kimliği olmayan, Afrikaans bir şair. Jonker’ın dünya çapında ün kazanmasını Mandela sağlıyor; onun Nyanga’da Askerlerin Vurduğu Çocuk adlı şiirini siyahların iktidara geldiği 1994 yılında parlamentoyu ilk açışında okuyarak... Martin Espada’ya gelince aktivist bir şair olarak değerlendirilebilir. Kamusal alanda okuduğu ilk şiirin Nazım Hikmet şiiri olduğunu, Kansas Üniversitesi’ndeki bir şiir dinletisinin sponsorluğunu yapan Koka Kola’nın 1200 dolarlık katılım ücretini bir şişeleme fabrikasındaki sendikal faaliyetlerin engellenmesi, liderlerinin öldürülmesi nedeniyle almayarak Kolombiya Ulusal Gıda İşçileri Sendikası’na bağışladığını bana yazdığını hatırlıyorum. ‘Politik olarak aktivistliği benimseme’ konusundaki tespitin, söz konusu şairlerden ziyade, senin de belirttiğin gibi, Güney Afrika ve Nijerya antolojilerindeki şairler bazında daha doğru olabilir.

İtaatsiz Portreler’i bir vefa borcu kitabı olarak düşünüyorum; savaşa, çevre kirliliğine, köleliğe, otoritenin keyfiyetine karşı direnen onurlu insanlara ödenmesi gereken bir vefa borcu... Vefa borcu ödemenin bence ideolojik bir kaygısı yoktur. Yeryüzünde iyiler ve kötüler vardır; mazlumlar ve zalimler, savaş yanlıları ve barışseverler, yoksullar ve sömürgenler... Ben, ilkinden; yani, iyilerden yanayım. İyilerden yana olmak, ideolojik bir kavramsa o zaman kaygı taşıdığım söylenebilir.  İtaatsiz Portreler’de şair ya da müzisyen kimlikleriyle yer alan Jose Marti, Jose Rizal, Pete Seeger, Juan Gelman, Victor Jara, Facundo Cabral, Curtis Mayfield, Steve Biko, Meena Keshwar Kamal, Haşim Şabani’nin ve diğerlerinin yeryüzünü güzelleştirmeye çalışan, iyi hem de çok iyi insanlar olduğunu kim inkar edebilir ki!

Erkan Karakiraz: “Çağdaş Nijerya Şiiri Antolojisi”nde, baskıcı iktidarların, askeri rejimlerin, sürgünlerin, ekonomik, sosyo-politik buhranın, çevresel sorunların ve savaşın etkisi hissediliyor. Konu ve tema olarak içerikte özel imajların yoğun kullanımıyla da kendini gösteriyor. Kitabın başındaki bilgilendirici “Çağdaş Nijerya Şiirinin Evrimsel Süreci” başlıklı yazının, şairleri tanıtan kısa metinlerin ve en sonda yer alan “Sözlükçe ve Açıklamalar” bölümünün varlığı bu yüzden mi gereklilik gösterdi?

İlyas Tunç: Çeviri şiir antolojilerinden yola çıkarak, sadece o ülkenin şiiri hakkında değil, sosyo-politik, sosyo-ekonomik dokusu hakkında, çok belirgin olmasa bile, genel bir fikir edinebileceğimizi söylemiştim. Dolayısıyla, Çağdaş Nijerya Şiiri Antolojisi’ndeki şairlerin biyografileriyle birlikte ülkenin şiir tarihiyle ilgili yazı, sözlükçe ve açıklamalar kısmı, söz konusu genel fikri biraz daha belirgin kılma kaygısından doğmuştur, diyebilirim. Evet, önemli olan çevrilen şiirdir; fakat, o şiiri besleyen kaynaklar bilinirse daha iyi olmaz mı?

Erkan Karakiraz: Antolojiyi hazırlarken Nijeryalı şairlerle sürekli iletişimde oldun. Kitaptaki en genç şair 1987 doğumlu. Türkiye’yle oranladığımızda gençlerin şiir sanatına ilgisi nasıl Nijerya’da? İlgi hangi şehirlerde daha fazla?

İlyas Tunç: Hız mekanı daralttı; daralan mekanda sakarlık artarmış. Hızlı iletişimin sağladığı kolaylıktan sakarlık yapmadan yararlanmaya çalıştım; internet ortamındaki web sitelerinden ziyade bizzat şairlere ulaşarak... Bazıları kitaplarını, bazıları basılacak şiir dosyalarını gönderdi. Ulaşamadığım şairlerin şiirlerini, kitaplarını ulaşabildiklerimden edindim; kısacası, güvenilir kaynaklara başvurdum. Nijeryalı gençlerin şiire ilgisine gelince, Türkiye’deki kadar olmasa da, yoğun bir ilgidir. Yoğunluk, Lagos, Ibadan, Port Harcourt gibi büyük kentlerde daha göze batıyor. Ancak, asıl devinim sosyal medya ya da internet ortamında gerçekleşiyor. Akademik ortamda süregelen bir şiir yoğunluğundan da söz edilebilir.

Erkan Karakiraz:  Son yirmi yılda Nijerya’da şiir özelinde yerel kültürel mirasa, çevreye vs. gösterilmiş olan ilgi, bundan sonra gelen kuşakta da kendine yer bulacak mı? Yeni/farklı yönelimler nedir?

İlyas Tunç: Son yıllarda, dünya genelinde, şiirin giderek online ya da sosyal medya ortamlarına taşındığına; böylece, mantar sporları gibi yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Kaçınılmaz bir olgu! Bana kalırsa iyi de... Yeter ki okur, daha besleyici olanı, zararsız olanı fark edebilsin! Öte yandan, nitelikli web sitelerine, kişisel sayfalara, elektronik dergilere çok iş düşüyor. Şiir, bir heves değil, emek isteyen, herkesin üstesinden gelemeyeceği ciddi bir iş. Sanal ortamlarda boy gösteren ya da şiire yeni başlayan şair arkadaşlar, sanal olmayan bir dünyadan beslendikleri; yani, bir önceki soruya verdiğim cevaptaki gibi, ‘daralan mekandan’ kurtuldukları sürece kalıcı olacaklardır.

İşte, tam da bu noktada, Nijeryalı şairlerden, 1983 doğumlu Senator Ihenyen’in, sanal ortamdan şikayetçi olmamasına rağmen, şikayetçi olduğu konular var; günümüzde çok ama çok, nerdeyse ifrazat oranında, şiir yazılması, şiirin bu durumdan zarar görmesi, genç şairlerin kitaplarını bastırmakta aceleci davranması, manzumeyi şiir sanmaları, şair imajı yaratma isteği... Ülkemizde de şikayetçi olduğumuz şeyler, aynı şeyler değil mi? Ihenyen’in dediği gibi ‘poetik gökyüzü herkes için aynı büyüklükte olamaz.’

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler