İçinde bilgiyi saklı tutan yaşam… Silsile

Korkut AKIN yazdı: Eren Aysan, yeni romanını “Eylül çocuklarına” ama Öner Yağcı ile Sevgican Yağcı Aksel’e ithaf etmiş en çok. Onların 12 Eylül sürecinde yaşadıkları, aslına bakarsanız, birçok insanın yaşadıklarından daha acı, daha vahim ve daha üzücü.

İçinde bilgiyi saklı tutan yaşam… Silsile

 

İnsan bazen kendi içine döner. Her ne kadar benzemese de günü buluşturur belleğinde. Tam da öyle günler yaşıyoruz. Tam da anne özlemi, tam da özgürlük beklentisi… hani doluya koyarsınız almaz, boşa koyarsınız da dolmaz ya, işte öyle… Her şey uzaklaşır, keşke düş/ünce/lerin de uzaklaşsa, huzura erse... Pek mümkün olmaz bu, çünkü bıraktığın yerde durmamış herkesçe kendi doğrusuna sürüklenmiştir.

Eren Aysan, yeni romanını “Eylül çocuklarına” ama Öner Yağcı ile Sevgican Yağcı Aksel’e ithaf etmiş en çok. Yazarın kendisi de “Eylül çocuğu” olmasına karşın Öner ve Sevgican öne çıkıyor. Onların 12 Eylül sürecinde yaşadıkları, aslına bakarsanız, birçok insanın yaşadıklarından daha acı, daha vahim ve daha üzücü. Hemen ilk sayfada adanmayı görünce, acaba doğrudan onların öyküsü mü diye düşünmeden edemedim. Hepimizi çok üzen, Öner ve Sevgican’ın yaşamına damga vuran o unutulmaz karardan yola çıkmış Eren Aysan. Sonra kendi romanını kurgulamış.

 

Kişiler önemli değil…

Olay örgüsünün içinde yer alan herkesin görüşlerini, düşüncelerini okuyoruz, hatta evin kedisinin bile. Ancak hepsi kendi penceresinden bakıyor yaşananlara. Yazar, bizi yönlendirmiyor, karakterlerinin de söylediklerine karışmıyor. Açık ve net takip ediyoruz. Roman kişisi şu veya bu olması, şu ya da bu kentte yaşaması, şu ya da bu düşüncede olması da önemli değil. Çünkü kahramanlar (karakterler aslına bakarsanız) 12 Mart ve 12 Eylül’ü yaşayanlar; yani hepimiziz. Bu karantina günlerinin ardından koronavirüs salgını da dahil buna.

Ancak yine de her kişi kendince yazsa (anlatsa) da –hayata bakışları çerçevesinde- yazarın dili benzeşiyor. Bu, bir yerden sonra okurun kendisiyle çatışmasına, tartışmasına, çözüm yolu aramasına yol açıyor. Herkesin aynı pencereden bakıp farklı detayları (aslında detay da değil, yaşamın ta kendisi) öne çıkarması, yaşamın herkes için her zaman farklılıklar taşıdığının da kanıtı aynı zamanda.

 

“Günleri değil, anları anımsarız!”

Şair, şiirce, güzel şarkıların sonunun olmadığını söyler. Sizin düşbazlığınız ölçüsünde, kendi yaşamınıza uyarlarsınız dizeleri. Eren Aysan da karakterine, “kimi şarkılar vardır, bambaşka bir dilde söylense de, sözlerini anlamasan da ruhu içini ezer ya. Hani bütün hayatı anlatır sana” dedirtiyor. Bu da anlatılanın sadece roman karakterleriyle ve adanan kişilerle, yazarla sınırlı olmadığının göstergesi.

Dünyayı daha yaşanabilir kılmak amaçlı çabaya bağlı aşk, nefret ve koşulsuz sevgi duyan insanları buluşturmuş yazar. Anlatılan bizim hikayemizse, doğaldır ki bir tek ihanet olmayacaktır. Tam da bu noktada, insanın aklına takılmıyor değil, bunca insanın, bunca ayrılmanın, kavuşmanın, buluşmanın, kucaklaşmanın, aşkın içinde nasıl olur da ihanet olmaz. Okursanız hak vereceksiniz, kesinlikle. Belki de biz kaba gerçeği değil masal gibi bir rüyayı yaşıyoruz. Belki de beklentimiz, arzumuz, hedefimiz güneşli güzel günler.

 

Hayat da aşklar gibidir…

…bakım isterler. Ama her ne olursa olsun sona ererler, bir gün mutlaka. Eren Aysan çok güzel tanımlıyor, “günü gelince birinde bedenen, diğerinde ise kalben ölüyordun”. Sussan da konuşsan da…

Yanıtı olmayan sorular vardır; ne soran yanıtlayabilir ne bir başkası. Bilinir, siz de bilirsiniz, ama dile gelmez o. Yine de sorgulanması gerekir, iyiliği kötülüğü, etikliği doğruluğu çerçevesinde. Dile bile getiremediğiniz o yanıt ancak gözünüzde parıldar bir an. Siz fark edersiniz ve içiniz rahattır artık. Yaşadıklarınızdan şikâyet etmezsiniz, sevinci, ama daha çok da hüznü içinize gömerken bir kez bile sitem etmezsiniz.

Silsile, doğrudan sizi anlatıyor.

 

Silsile
Eren Aysan
roman
Kırmızı Kedi Yayınları
Şubat 2020, 178 s.

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler