Hepimiz tutsağız bir resimde - Eylül’le Büyümek

Korkut AKIN yazdı – Akın, Hüseyin Yavuz’un yeni yayımlanan kitabı “Eylül’le Büyümek”i tanıtıyor. Yavuz anı kitabının bir yerinde şöyle diyor: “Gelecek kuşaklar bize ne derse desin. Biz o kuşaklarla, sadece yaptıklarımızın coşkusunu yaşadık. Yapamadıklarımıza hiç ağlamadık.”

Hepimiz tutsağız bir resimde - Eylül’le Büyümek

 

Büyümek, insanın elinde midir? Fizik olarak doğar büyür, yaşarsınız ve ölüm sizi alır götürür. Ancak “büyümek” sadece fiziki değildir ki! Dev-Genç deyince “dev gibi genç”ler mi gelir aklınıza? Ancak yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla, yapılanlara verdikleri yanıtlarla büyürler insanlar.

Hüseyin Yavuz da yaşadıkça büyüyenlerden. İlk gençlik günlerinde devrimci olunca, eylemlerde, hapislerde, görüşmelerde büyümüş. Bu büyüme öyküsünü de yazmış. Alabildiğine içten, alabildiğine yalın ve alabildiğine heyecanla anlatmış başından geçenleri. Bugün, dönüp de baktığında arkasına, geçen yıllarla yaşıtlarından fersah fersah büyüdüğünü kabul etmemiz gerekiyor.

Büyümek çok para kazanmak değildir. Büyümek her şeyi bilmek demek de değildir. Büyümek sakin kalmaktır ya, bir o kadar da atak olmak, haksızlıklara boyun eğmemek, çabalamaktır da…

Anlatımında, “Dışarı çıktığımda bu mücadeleye girerken ilk kez silahı tutmama sebep olan insanlardan biri bana: ‘Yine devam edecek misin’ diye sormuştu. ‘Evet’ dediğimde, artık büyükçe bir fabrikanın sahibi olan bu kişi, ‘Bak şimdi her şey para’ demişti. Yanında çalışmaya başladığımda sigorta istemiştim. ‘Mücadele ederken sigortamız mı vardı’ demişti. Şimdi hızla bizim Eylül’ümüz bitiyor, başkalarının Eylül’ü başlıyor” (s.67) diyor.

 

n6ni9L

Bizim Eylül’ümüz…

Bazı şeylerin mutlaka iyi tarafı vardır. Derler ya, “yaşam insanların başına gelenlerin bileşkesidir”, Hüseyin Yavuz da başına gelenlerin kendisini, kendince büyüttüğünü anlatıyor. Hapishanede açlık grevi kararı verenlerin bir gün, Özal’ın prensi olarak devlet içerisinde önemli bir yerlere geldiğini, ama çoktan kendilerini unuttuğunu da unutmuyor. Siyaseten değil ama devrimci olarak başının dik, alnının açık olması gerektiği bilinçle geçmişini değerlendirirken geleceğe de umutla bakıyor.

 

Kendi faşizmini yazdı…

12 Eylül’ün kendi içinde kendi faşizmini yazdığını, kendilerine bir şey kalmadığını, 12 Eylül’ün filmini, tiyatrosunu, romanını, heykelini daha yapamadıklarını anlatıyor Hüseyin Yavuz. Bu kadar kesin bir yargıya varmak muhakkak ki beraberinde birçok tartışmayı da beraberinde getirir. Onun istediği kadar veya beklendiği kadar yapılamadığı söylenebilir. “12 Mart romanı, filmi, resmi” denilebilecek bir çerçeve var, bana göre de. Ancak 12 Eylül, çok daha geniş, çok daha kapsamlı, çok daha her alanda… Onun için de yapılanları küçümsememek gerekir. İHD ve Didar Şensoy’un, Leman Fırtına'nın yaptıklarını unutmamak gerekir. 12 Eylül’ün hemen ardından “Palyaço Mutlucu”nun çocukları kortej halinde İstiklal Caddesi’nden Taksim’e çıkarması bugün unutulmuş olsa da az bir eylemlilik değildir (acaba filmi duruyor mudur, o günün koşullarında tek kopyaydı ve montajlanamamıştı).

“Gelecek kuşaklar bize ne derse desin. Biz o kuşaklarla, sadece yaptıklarımızın coşkusunu yaşadık. Yapamadıklarımıza hiç ağlamadık” (s. 77) diyen Hüseyin Yavuz yaşadıklarını yazmış… Keşke herkes yazabilse… İşte o yazılanlar ileride 12 Eylül sanatının ilk işareti olacaktır.

 

Eylül’le Büyümek
Hüseyin Yavuz
Dorlion Yayınları
Anı
Mart 2020, 116 s.
 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler