Ensar davasını kazanan sendika başkanı konuştu

Karaman’da 45 çocuğun cinsel istismara maruz bırakılması skandalıyla hatırlanan Ensar Vakfı, Eğitim-Sen Antalya Şubesi tarafından açılan davayı kaybetti. Yaşanılan süreci Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez ile konuştuk.

Ensar davasını kazanan sendika başkanı konuştu

 

SiyasiHaber

Karaman’da 45 çocuğun cinsel istismara maruz bırakılması skandalıyla hatırlanan Ensar Vakfı ile Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında 2018 yılında Değerler Eğitim Protokolü imzalanarak bir diğer skandala imza atılmıştır.

Eğitim-Sen Antalya Şubesi bu durumu yargıya taşımış, geçtiğimiz günlerde ise konuyu karara bağlayan Antalya 4. İdare Mahkemesi protokolü iptal ettmişti.

Yaşanılan süreci Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez ile konuştuk.

 

Milli Eğitim Bakanlığı ve İl Milli Eğitim Müdürlükleri'nin eğitim-öğretim süreçlerinde, geçmişte birçok skandala imza atmış olan dernek ve vakıflarla olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Milli Eğitim Bakanlığı hem merkezi düzeyde hem de yerellerde İl Milli Eğitim Müdürlükleri aracılığıyla çeşitli vakıf, dernek, cemaat gibi başka kurumlarla protokoller imzalayarak onlara çeşitli okullarda, eğitim kurumlarında alan açmaya başladı. Çeşitli cemaatler Milli Eğitim Bakanlığı'ndan kendine alan açacak taleplerde bulundurlar. Gençlerle buluşmalar yaparak kendi ideolojilerini, düşüncelerini onlara aktarabilmenin yollarını aradılar. Ve bunu da Milli Eğitim Bakanlıkları ile yaptıkları protokollerle gerçekleştirmeye başladılar. Tabi buna paralel olarak, başka illerde de çeşitli protokoller yapıldı ve bu illerde farklı isimlerle çalışmalar yürütmeye başladılar. Bu eğitimin bilimsel içerikten hızla uzaklaştırılmasını beraberinde getirmeye başladı. Zaten bilimsel bir eğitim yok. Irkçı, gerici bir eğitim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bütün müfredatlar bütün yönetmelikler buna göre düzenlenmiş ve dizayn edilmiş. Ama bunu da yeterli bulmayan cemaatler ve vakıflar bakanlıkta kendisine alan açıp bu protokollerle gençlerle buluşmayı hedeflemekteydiler."

 

Ensar Vakfı çocuk istismarı gibi birçok skandala imza atmışken, Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından Değerler Eğitim Protokolü imzalanmakta. Bu çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Milli Eğitim Bakanlığı, Ensar Vakfı ile öncesinde merkezi düzeyde bir protokol imzaladı. Bu protokole göre Ensar Vakfı, okullarda seminerler düzenleyebilecek, paneller verebilecek, öğrencilere milli, dini değerleri öğretme başlığı altında yöntemler geliştirebilecekti. Bu protokole, Eğitim-Sen Genel Merkezi dava açtı ve bu davanın sonucunda Danıştay 8. Daire bu protokolü iptal etti. Bu protokolün iptal edilmesi ile yereldeki çalışmalarında sonlandırılması gerekmekteydi. Ancak yerellerde bu işler Milli Eğitim Müdürlükleri aracılığı ile devam etti. Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ise Ensar Vakfı ile bir protokol imzalayarak ‘Değerler Eğitimi’ noktasında bir görevi devretmiş oldu. Ensar Vakfı geçmişte birçok taciz, tecavüz vakaları ile anılmıştır. Bu durumlar basına ve kamuoyuna yansımıştır. Dolayısıyla böyle bir vakfa, gençlerimize ve çocuklarımıza değer öğretmesi için alan açılması bir skandaldır. Ama ne yazık ki bu protokol yapıldı. Bizim bütün uyarılarımıza rağmen, Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nin bizden önceki yürütme kurulunun görüşmelerine ve uyarılarına rağmen bu protokol yapıldı. Ve biz bu protokolü tabi ki mahkemeye taşıdık ve bugün ki sonuç ortaya çıktı. Mahkemenin öne sürdüğü en önemli gerekçeler aslında şunlar: Anayasaya aykırılık ve Milli Eğitim Temel Kanununa aykırılık. Yani şunu söylüyor, Milli Eğitim'le ilgili bütün kanunlarda ve Anayasa'nın ilgili maddelerinde, eğitim bir kamusal haktır ve iştir. Bu kamusal işi devlet başka derneklere, vakıflara devredemez. Kamu çalışanları aracılığıyla kendisi yapmak durumundadır deniliyor. Dolayısıyla buradan şunu belirtmek gerekir, eğitim kamusal bir haktır. Bütün öğrencilerin eşit bir şekilde yararlanmasını sağlamak devletin temel görevidir. Ve onların eğitime dair bütün ihtiyaçlarını karşılamaya dönük kararları, kanunları, adımları atmak durumundadır. Bunu başka bir kuruma devredemez. Tabi ahlaki açıdan da sorgulanması gereken bir durum. Öğrencileri, istismar vakaları ile anılmış bir vakıf ile buluşturuyorsunuz ve öğrencilere değerleri öğretiyor. Bizim öğrencilerimizin bizim gençlerimizin bu tür vakıflardan bu tür derneklerden alacağı hiçbir değer yoktur."

 

Devletin kamu görevi olan eğitim, dini vakıflara devrediliyor. Bu durum eğitimin dinselleştirilme ve özelleştirilme sürecini doğuruyor diyebilir miyiz?

"AKP’nin eğitimde uyguladığı politikayı iki aşamada değerlendirmek lazım. Birincisi, eğitimin hızla dinselleştirildiği bir süreci yaşıyoruz. Eğitimde artık laikliğin hiçbir esamesi okunmuyor. Laik eğitim ile ilgili hiçbir tartışma değerlendirme ve içerik yok. Bu nedenle AKP’nin bu tür vakıflarla, derneklerle, cemaatlerle protokoller yapması bununda bir sonucu aslında. Hızlı bir şekilde imam hatiplerin yaygınlaştırılması, din dersi ders saatlerinin arttırılması ve benzer yeni derslerin konulmuş olması gibi gelişmeler eğitimin gericileştirilmesine hizmet eden uygulamalardı. Devlet bu gericileştirmeyi de kendi eliyle yapmak istemiyordu. Ve bunları cemaatlere, vakıflara yaptırmak istiyordu. İkinci aşamada ise AKP döneminde eğitim hızla özelleştirildi ve piyasaya açıldı. Devlet kendi asli görevi olan eğitimi, piyasaya açıp özelleştirmek için onları da taşeronlara devretme modelini geliştirmeye başladı. İki aşamayı da birleştirip değerlendirmek lazım. Kısaca, eğitim gercileştiriliyor ama eğitim devletin asli görevi olmaktan da çıkartılıyor. Herkesin eşit ve özgür yararlanabildiği bir durum olmaktan uzaklaştırılıyor. Parası olanın okuduğu, özel okulların hızla yaygınlaştığı ve eğitimin artık bir sektör haline geldiği bir tablo ile karşı karşıyayız.

 

Teşekkürler hocam, sizin sürece dair son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Evet, bu yapmış olduğumuz tespitler doğrultusunda eğitim hızla gercileştiriliyor ve piyasaya açılıyor. Buna karşı olarak biz Eğitim-Sen olarak bulunduğumuz her platformda hem demokratik tepkimizi gösteriyoruz hem de yasal olarak kamuoyunun ve bizlerin haklarını savunmaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki birçok ilde Antalya’dakine benzer çeşitli protokoller imzalanmış ve bu derneklere, cemaatlere, vakıflara alanlar açılmış ve onlar gençlerimizi zehirlemeye devam ediyor. Dolayısıyla, tüm illerde bu tür protokollere veya çalışmalara izin vermemek gerekiyor. Hukuki olarak ve demokratik tepki açısından arkadaşlarımızın bu haklarını kullanmaları gerekiyor. Bu mahkeme kararı onlar için de emsal teşkil ediyor ve onlarında kendi yerellerinde bu tür çalışmalara geçit vermemesi gerektiğini gösteriyor diyebiliriz.

 

Bu karar umarım emsal bir sonuç doğurur ve diğer süreçlerde etkilenir…

Evet. Öyle olacağını umuyoruz. Şöyle bir kaygımız var. Milli Eğitim Bakanlığı ve yerellerdeki İl Milli Eğitim Müdürlükleri mahkeme kararını da tanımıyor bazen. Ya da mahkeme kararlarını başka bir şekilde yeni protokollerle yeni çalışmalarla geçersiz kılmaya çalışıyor. Umarım bunlar olmaz ve mahkemelerin verdiği kararlar tam anlamıyla uygulanır. Ve bunun takipçisi olacağımızı da bir kez daha söylüyoruz

 

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler