Endüstriyel tarım ve tabiatın tahribi (1)

Cengiz ONUR yazdı – Kapitalist üretimin rakunlar, vizonlar, tavuklar ve civcivlere uyguladığı vahşet, hayvan yemleri ve gıdalarındaki saatli bombalar (Arsenik) ve korona salgınıyla ilişkisi… Cengiz Onur kapitalist üretimin ekolojik felakete yol açan çıplak vahşetine ayna tutuyor.

Endüstriyel tarım ve tabiatın tahribi (1)

Korona virüsünün nereden kaynaklandığı, nasıl yayıldığı, kimin taşıyıcı ya da ara taşıyıcı olduğu konusunda yaratılan basmakalıp spekülasyon ve efsaneler medyada hızla yayılırken; Almanya’dan Profesör Dr. Christian Drosten İngiliz Guardian Gazetesi’nde ezber bozan kısa bir açıklamada bulundu.(1) (2) Kendisine göre virüsün sıçramasında, taşıyıcı ve/veya ara taşıyıcı olarak Pangolin(3) adındaki hayvan değil, daha büyük bir ihtimalle Rakun (ingl. Raccoon Dog) veya Misk kedisi (Viverridae) belirleyici bir rol oynamış olabilir.(4) (5)

Profesör Drosten, herhangi biri değil; kimilerinin aksine akademik ünvanını fazlasıyla hak etmiş bir bilim insanı. Kendisinin uzmanlık alanı viroloji ve özellikle de SARS-Corona virüsü. 2017’den itibaren Berlin’de Avrupa’nın en büyük üniversite kliniklerinden biri olan Charité’de ders veren, buradaki üniversiteye bağlı olan Viroloji Enstitüsü’nün müdürü olan bir şahıs. 2017’den önce de başka üniversitelerde ve kurumlarda eğitim vermiş, araştırmalara katılmış ve bunları yönetmiş. Kendisi sadece SARS-Corona virüsünü keşfeden şahıslardan biri değil aynı zamanda 2003 yılında bir meslektaşıyla beraber dünyada ilk defa olarak bu virüsü tanılayabilecek olan bir testi icat eden bir insan.(6) (7)

Drosden verdiği röportajda Rakun’un bu virüsü yayabilme olanağını bu hayvan türünün muazzam bir sayıda çiftliklerde tutulmasına/üretilmesine, bunun ÇHC’de (Çin Halk Cumhuriyeti) bir endüstri sektörüne dönüşmüş olmasına bağlıyor. Kürkü için üretilen bu hayvan türünün bu rolü alana kadar izlemek zorunda kaldığı yol, sadece bu türe karşı gaddarca uygulanan inanılamayacak eziyetleri içermiyor. Aynı zamanda arz/talep, pazar açma/koruma, maksimum kâr sağlama mekanizmaları içerisinde kapitalist sistemin hayata, canlılara, doğaya karşı olan tavrını/gelişmesini, merhametsizliğini, aç gözlülüğünü de sergiliyor.

Resim 1 Rakun

Çiftliklerde milyonlarca Rakun, kürkü ve dünya pazarı için tutulmakta/yetiştirilmektedir(8)

Rakunlar; yoğun çalılar ve yeşillik altında, dere yakınlarında yaklaşık 10 km2’lik doğal bir alan içinde tekeşli yaşayan, ürkek ve geceleyin aktif olan, hava durumuna göre toprak altında kış uykusuna yatan hayvanlardır. Doğal yaşam ortamlarında tuzaklarla yakalanan bu hayvanlar, en fazla 1 m2 büyüklüğünde ve 75 cm yüksekliğindeki telden kafeslerde ayakları/patileri parçalanıncaya ve vücutları, kemikleri deforme oluncaya kadar tutulmakta/üretilmekte, yarı aç ve susuz bir şekilde ölümü beklemektedirler. Sadece ÇHC’de binlerce hayvan çiftliğinde dünya pazarı için her yıl kürkü/derisi için tutulan/üretilen ve öldürülen hayvan sayısının yetmiş-seksen beş milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. HER YIL 85 MİLYON! Bu duruma çiftlikler dışında yakalanan ve öldürülüp satılan hayvanlar da hesaba katılırsa bu sayı 100 milyona ulaşmaktadır. Bu sayılar sadece Rakunları değil aynı zamanda kürke/deriye sahip olan ve dünya pazarında değer biçilen tilki, vizon ve hatta kedi, köpek gibi tüylü/kıllı hayvanları da içermektedir ve bu hayvanlarda aynı yaşam ve doğa düşmanı koşullar altında tutulmaktadırlar.

“Hasat” toplama zamanı geldiğinde çiftlik sahipleri her işçiye hayvan başı yüzülen derideki kürk için yaklaşık 0,7 Euro yani 70 Cent vermektedir. Dolayısıyla bir işçi ne kadar çabuk bir hayvanın derisini yüzerse o kadar çok para kazanmakta, bu yüzden de hayvanların gerçekten ölüp ölmediğine pek bakılmamaktadır. (9) Ardından bir hayvandan elde edilen bir adet kürk pazarda yaklaşık 70 Euro’ya alıcı bulabilmekte, bir işletme sahibi bu kürkle bir yün berenin ponponunu 4-5 Euro’ya, bir kürk yakayı 11-13 Euro’ya üretebilmektedir. Sonuçta lüksün, tüketimin neredeyse din haline geldiği kapitalist toplumların emperyal yaşantı biçimlerinin bir ifadesi olan mağazalarda, AVM’lerinde satılan ponponlu yün berenin fiyatı 40-70 Euro arasında oynayabilmektedir.

Artık gerçek deri/kürkün üretilmesi, sentetik yollardan üretilen suni ve taklit ürünlere nazaran daha ucuz olmaktadır. Buna ilaveten bu sektörde çiftlik sahipleri devlet tarafından sübvanse edilmektedir. Bu faktörler sonuçta doğanın bir parçası olan bu hayvanların tahribini daha da körüklemektedir.  

Kürk üretimi konusunda kapitalizmin doğaya/hayvanlara karşı olan benzer saldırıları ÇHC dışında Polonya, Hollanda, Danimarka ve Finlandiya’da da sürdürülmektedir.

Resim 2 Vizon

Sadece Danimarka’da geçtiğimiz yıl dev çiftliklerde yetiştirilen vizon sayısı 19 Milyon kadardır.(10)

Almanya’da vizonların yetiştirilmesi kanuni kısıtlamalar ve yasaklar dolayısıyla geçtiğimiz yıldan itibaren artık neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Fakat hedef kâr etmek olduğunda; kapitalizmin “yaratıcılığı” hiçbir engel tanımıyor. Almanya’nın Danimarka sınırındaki Schleswig- Holstein eyaletinde, sınıra sadece birkaç km uzaklıkta bulunan Jagel Mahallesi’nde hayvan kadavralarını bertaraf edebilen Rendac isimli bir şirket bulunmaktadır. “Kürkü size/gerisi bize” gibi bir iş bölümü içinde Danimarka’da kürkü için öldürülen vizonların kadavraları bu şirkete getirilmekte ve burada bu kadavralardan elde edilen yağlar akaryakıt/dizel üretiminde kullanılmaktadır. Ardından gözünü kâr bürümüş olan kapitalist sistemin tipik bir uzantısı olan bu şirket, doğaya ve bir hayvan türüne karşı sapıklık derecesine ulaşıncaya kadar sürdürülen bu saldırıyı meşru ve ekoloji için faydalı olarak gösterebilmek adına, bu ürünü “biyolojik” etiketi altında akaryakıt istasyonlarında satmaktadır.(11)

Rakunda görüldüğü gibi vizon da dar bir alanda türüne ve doğasına uygun olmayan anormal/aykırı koşullarda, yani çiftlik ortamında büyük sayıda tutulduğu taktirde patolojik salgın hastalıkları yaratılabilmekte, üretilebilmekte, yayabilmektedir.(12) Bu koşullar altında SARS-CoV-2’nin bir mutasyondan geçip gelecekte SARS-CoV-3 olarak veya başka bir isim altında tekrar insanlığın karşısına dikilmesini normal bir gelişme olarak görmek gerekecektir. Bu yüzden dikkatlerin sadece ÇHC’ne değil, sanayi tarımını kapitalizme uyarlı ve yoğun olarak uygulayan bütün ülkelere çevrilmesi gerekir. Ayrıca belirtmek gerekir ki ÇHC, doğaya ve insanlığa karşı olan sömürü, kıyım, vahşet, tahrip gibi kapitalizme özgü uygulamaları ve bütün bunları “büyüme”, “ilerleme”, “gelişme” gibi gönül çelen sözcüklerle maskeleme ikiyüzlülüğünü; sömürgeciliğin ve kapitalizmin kaynaklarından, ABD ve Avrupa’dan kopya etmiş ve öğrenmiştir. Elbette ÇHC kendi devlet çıkarlarını da izlemekte ve korumaktadır. Fakat kendisi aynı zamanda sanayi üretiminde, endüstriyel tarımı da içermek üzere; batılı kapitalist ülkelerin pek çok sektörünün uzantısı olan bir atölyedir.

 

Kapitalizmde gıda üretimi

Endüstriyel boyutlarda işleyen çiftliklerde büyük sayıda tutulan hayvanların sadece gıda sektöründe değil aynı zamanda giyim sektöründe de patolojik salgınların oluşmasında nasıl önemli rol oynayabileceği bu yazılanlarla tekrar görülmektedir. Kolayca tahmin edileceği üzere, giyim sektöründen de büyük, yaygın bir sorun ve tehlike; gıda sektöründeki kitlesel hayvan üretiminde yatmaktadır. 

Kapitalizmin monokültüre dayalı tarımsal yöntemi, yani tek ürüne, tek türe dayalı tarımı sadece bitkisel alanda yüksek hasat oranlarına ulaşabilmek için değil; aynı zamanda her boyuttaki hayvan türü üretiminde de yoğun bir şekilde uygulamaktadır. Fizyolojisiyle, “vücut dizaynıyla”, türelliğiyle kâr marjına ayak uyduramayan, uygun düşmeyen hayvanlar hemen yok edilmekte, geriye ise sadece ürün olan, üreme seviyesine indirgenen hayvanlar kalmaktadır. Böylece bu monokültür ortamda yetiştirilen hayvanların virüslere karşı olan direnci engellenmektedir, çünkü bu durum genetik karışımın, çeşitliliğin güdükleşmesine ve azalmasına yol açmakta, virüslerin mutasyonuna karşı bağışıklık mekanizmasının çeşitli tepkiler/çözümler geliştirmesini kısıtlamaktadır. Monokültüre sıkıştırılan hayvanların genetiğinde bağışıklığın bütün doğal engelleri artık bir işleve sahip olamamaktadır. Hayvanların yüksek sayıda ve dar alanda tutulması patojenlerin hızla yayılmasına, bağışıklığın ise düşmesine yol açmaktadır. Virüslerin bulaşabilme kabiliyetinin gelişmesinde, yükselmesinde anahtar rolü oynayan faktör sürekli, yoğun ve yeni savunmasız taşıyıcıların gelip gitmesidir. Yeteri kadar enfekte edilebilecek taşıyıcı olduğu sürece virüs gelişebilmektedir. Bu yüzden dev boyutlarda hayvan üreten çiftlikler patolojik hastalıkların ortaya çıkması ve gelişmesi için en ideal ortamları sunmaktadır. Burada en tipik örnek, tavuk çiftliklerinin sunduğu olanaklardır(13) ve bu çiftliklerde sadece grip virüsleri gibi patojenlere uygun ortam yaratılmamaktadır. Buralarda, aynı zamanda evrimleşebilmek, mutasyondan geçebilmek, bulaşabilmek için sırasını bekleyen başka bir sürü patojen aday mevcuttur.

Her yıl büyük eziyetlere maruz kalan milyarlarca tavuk dar bir alanda fabrika gibi işleyen dev çiftliklerde üretilmekte ve tutulmaktadır. Sadece 2019 yılında dünya çapında 97 510 000 ton tavuk eti işlenmiştir ve bu sayının 2020 yılında 100 milyon tonu aşacağı beklenmektedir. Burada hedef tavukların mümkün olduğu kadar, anormal olan bir hızla ve yine anormal olarak kilo almasıdır. Çünkü bu hız, aynı Rakun derisinin yüzülmesinde gördüğümüz gibi, satışı ve kârı arttırmaktadır. Kapitalizmin bu monokültüre dayalı tarımsal yöntemi hindi, ördek, kaz, domuz gibi hayvanların tutulduğu çiftliklerde de yoğun olarak uygulanmaktadır.

Resim 3 hayvan üretimi

Endüstriyel tarımdaki hayvan üretiminde en önemli hayvan türleri 

Hayvanların mümkün olduğu kadar dar bir alanda tutulmalarının altında yatan başka bir amaç da; hareket edememelerini sağlamaktır. Hareketsizlikten serbest kalan enerji böylece hayvanların çabuk büyümesine, yani kilo almasına yönlendirilmektedir.

Resim 4 Tavuk Hangarlari

Patojenler için en ideal ortamlar: On binlerce tavuğun büyütüldüğü hangarlar

Suni ve loş bir ışıkta, yani doğal gün ışığının olmadığı, batarya sistemi adı da verilen dar koşullarda tutulan on binlerce tavuk, 6-8 hafta içinde kesilebilir hala gelene kadar, daha birçok müdahalelere maruz kalmaktadır. Burada tüketicinin talebine ve pazara göre, hayvanların fizyolojisine aslında ağır bir saldırı yürütülmektedir. Örneğin beyaz et seven tüketici pazarını tatmin edebilmek için, hayvanların göğüsleri aşırı derecede büyültülmektedir. Hayvanlar kendi iskeletlerine, omurgalarına, kemik yapılarına uymayan bir vücut içinde yaşamaya zorlanmaktadırlar. Anormal bir kısa zaman içerisinde anormal kilo/büyüklüğe ulaşan hayvanların ayakları artık kendi vücutlarını taşıyamamaktadır. Günümüzde bu hayvanlar 1950’li yıllara nazaran dört katı daha fazla bir hızla büyümeye zorlanmaktadırlar. Kemik kırılmaları, osteoporoz, artrit, göğüs kemiğinde deformasyonlar, karaciğer tahribi, kalp yetmezliği ve daha birçok hastalık artık bu hayvanlarda sanki normal, doğal ve kabul edilebilir bir olgu olarak görülmektedir. Bu koşullar bir insanın yaşantı süreci ve fizyolojisiyle yapılan hesap ve orantılamalar ile karşılaştırılırsa, iki aylık bir bebeğin 300 kg. olması gerekir. Bu hayvanlar hayatlarının neredeyse tümünü üzerine oturdukları dışkılar ve bunların yol açtığı yaralar içinde geçirmektedirler. Bu hayvanlarda ayrıca tüy çekme, yamyamlık gibi ciddi davranış bozuklukları görülmekte ve buna karşı önlem olarak hayvanların gagaları kesilmektedir. Doğal olmayan koşullar altında yaşamak zorunluluğu, bu davranış bozukluklarına yol açmaktadır. Komşusu tarafından gagalanan ve tüyü çekilen hayvanlarda bu durumlar sadece acıya, korkuya, daha fazla strese değil, aynı zamanda ölüm oranlarının yükselmesine yol açmaktadır. Vücutta tüysüz kalan ve çıplaklaşan yerlerin gagalanması, yaraların açılmasına, kanamalara ve sonuçta yamyamlığa kadar ulaşabilmektedir. Açılan yaralara dışkıların bulaşması enfeksiyonları tetikleyen başka bir ayrıntıdır.

Konvansiyonel kafeslerde, endüstriyel boyutlarda yürütülen üretim, tavukçulukta en yoğun üretim şeklidir, buna civciv üretimi de dahildir. Burada kapitalist üretim gerçek yüzünü civcivlerin dünyaya gelir gelmez karşılaştığı muameleyle tekrar kendisini göstermektedir. Yumurtlayamayan ve hızlı olarak büyüyemeyen erkek civcivler yumurtadan çıkar çıkmaz, hemen bir seleksiyona mağdur kalmakta(14) ve kitle halinde öldürülmektedirler. Bu civcivler ya ismine homojenizatör denen, hızla dönen bıçaklardan oluşan bir aletin içine sokularak doğranmaktadırlar(15) veya 60 saniye kadar 80%’i karbondioksitten oluşan bir hava ortamı içerisinde boğularak öldürülmektedirler. Fazla üretilen ve alıcı bulamayan binlerce dişi civcivde aynı imhadan geçmektedir. Kapitalizm için bu hayvanların hiçbir değeri yoktur ve bu yüzden bu sistem için sadece ölümü hak etmişlerdir. Sadece Almanya’da 2019 yılında öldürülen civciv sayısı 45,3 milyon kadardır.

Resim 5 Dogranmis Civcivler

Bir etiğe sahip olmayan kapitalist sistemin hastalıklı semptomları: Yumurtadan çıkar çıkmaz doğranan milyonlarca civciv

Hayvan yemleri ve gıdalarındaki saatli bombalar

Kapitalizm sadece hayvanlara karşı değil aynı zamanda gıda üretimi/tüketimi üzerinden de insan sağlığına karşı bir vurdum duymazlık içindedir. Kendisi kâr marjının azami seviyeye çıkmasını garanti altına almak için her türlü yolu, yöntemi izlemektedir. Hayvancılıkta kullanılan yemlerin kalitesi ve kompozisyonu tamamen bu marjı yüksek tutmaya hizmet etmektedir. Örneğin bu yüzden balık unundan (!) oluşan tavuk yemlerinin içine arsenik maddesi katılmaktadır. Bu uygulamadaki hedef parazitlerin yol açtığı enfeksiyonları engellemek, hayvanların kilo almasını teşvik etmek ve hızlandırmak, kesimden sonra tavuk etine sağlıklı gibi görünen pembemsi bir renk vermektir. Arsenik(16) tarihte genellikle yemek/içmek üzerinden sessizce uygulanan suikastlarda kurbanlarını yavaşça ve şüphe uyandırmadan öldürmeyle ün sağlayan bir maddedir. Verilen/alınan dozaja göre kısa vadede hemen veya uzun vadede daha geç kanser ve başka diğer öldürücü hastalıkları tetikleyebilen özelliklere sahiptir. Kümes hayvanı üretiminde ABD’nin üçüncü büyük şirketi olan Perdue Farms’a bir sözleşme ile bağımlı olarak çalışmak zorunda kalan çiftçi Carole Morison, bu boyunduruktan kurtulmadan önce şunları söylemişti: “İnsanların aArsenik gibi bir zehire maruz kalması muazzam olarak canımı sıkıyor. Fakat bizim başka seçimimiz yok. Bizler Perdue’nin emrettiği yemleri tavuklara vermek zorundayız”.

Resim 6 kanatli hayvan

2017 yılına ve ülkelere göre kümes hayvanı üretimi

Hayvan yemlerinde on yıllardan beri tema edilen, Arsenik’e nazaran daha yaygın ve bilinen bir sorun ise hem yemlere katılan hem de hayvanlara aşılanan antibiyotiklerde(17) yatan tehlikedir. Neredeyse bütün dünyada hayvansal üretimde antibiyotiğin girmediği bir alan kalmadığı için, bu durum her an düğmesine basılmasını bekleyen bir pandemi muhtevasına ulaşmıştır. Dünya çapında antibiyotiklerin yaklaşık 70% kadarı tarımsal alanda hastalıklardan korumak ve büyüme oranını hızlandırmak için hayvanlara verilmektedir. Hayvan üretimindeki koşulların hayvanları hasta edeceği bilindiği için bu uygulama bir önlem olarak yıllardan beri artık neredeyse bir standart ve prensip haline gelmiştir. Bu uygulamaların yoğun olarak devreye sokulması bir süre sonra mikropların bu antibiyotiklere karşı bağışıklık sağlamasına yol açmaktadır. Bu mikropların gıda maddeleri üzerinden insana ulaşması halinde, sahip oldukları öldürücü enfeksiyonları durdurabilecek ilaçları bulabilmek artık neredeyse imkansızlaşmaktadır. Zaten bu yüzden Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2011 yılında dünyanın birçok sıradan enfeksiyonun artık iyileştirilemediği ve ölümle sonuçlandığı bir post-antibiyotik çağa doğru ilerlediğini açıklamıştı.(18) WHO daha şimdiden yılda 700.000’den fazla insanın antibiyotiklerin artık mikroplara karşı bir tesir gösterememesinden dolayı öldüğünü belirtiyor. Artık değil standart, buna ilaveten daha da etkili olan rezerv antibiyotikler bile etkisiz hale gelmektedir.

Özellikle son yıllarda hastanelerde görülen/yayılan çok dirençli mikropların aslında ilk olarak hayvan çiftliklerinde ortaya çıktığını belirten uzmanlar şu soruyu soruyorlar: Bir bakteri türü kendisine karşı geliştirilen bir ilaca karşı daha bu ilaç piyasaya/satışa sürülmeden önce direniş geliştirebilir mi, hazırlıklı olabilir mi? Uzmanlar bu soruya evet cevabı veriyor. Çünkü hayvan çiftliklerinde de benzer antibiyotikler kullanılmakta ve bakteriler buralardan savunma konusunda tecrübe edinmektedirler. Deyim yerindeyse bakteriler gittikçe daha fazla öğrenip akıllanıyorlar ve ileride kendilerine karşı gelebilecek saldırıların/önlemlerin ne olabileceğini görüyorlar. 2017 yılında bilimsel bir dergide(19) yayımlanan bir araştırma, son yıllarda özellikle hastanelerde görülen/yayılan çok dirençli mikropların daha önce hayvan çiftliklerinde ortaya çıktığını belirtmekte ve anlatılan örnekler de bu tezi kanıtlamaktadır. Örneğin hayvan çiftliklerindeki bakterilerin, bir geniş spektrum antibiyotiği olan Ampisilin’e karşı çoktan bağışıklık kazanmasının ardından; bu ilacın bakteriyel bir hastalığa bulaşan insanlara da verilmesi halinde, tedaviden beklenen başarı elde edilememektedir. 

Görüldüğü gibi kapitalizmin monokültüre dayalı tarımsal yöntemi sadece virüsleri değil, benzer muazzam tahriplere yol açabilen bakteri gibi patojenleri de sürekli üretmekte, körüklemekte ve yaymakta, insanları ve hayvanları hem kendisine ve hem de çevresine zarar verebilecek saatli bombalara çevirmektedir. Aktüel durumdan dolayı bütün dikkatlerin korona virüsüne odaklanmış olması normal, fakat ağaçların arasında dolaşırken ormanı görmemek tehlikesine düşmemek lazım. Tarihsel açıdan bakıldığında virüslere nazaran veba, kolera ve daha birçok bakteriyel hastalıklar herhalde her açıdan daha fazla tahribe yol açmıştır. Bu sadece geçmişe özgü bir durumda değildir, örneğin sadece veremden (tüberküloz, kısaca TB) dünyada dakikada yaklaşık üç, günde 4500 kadar insan ölmektedir, bu eder yılda en az 1,5 milyon insan. Tahminlere göre dünya nüfusunun 1/3’ü verem mikrobunu içinde taşımaktadır ve kendisi uzmanlar tarafından günümüzde en öldürücü enfeksiyon hastalığı olarak tanımlanmaktadır. Her ne kadar şimdiye kadar antibiyotikler erken teşhisle bu hastalığı yenebilse ve kontrol altında tutabilse de, artık bu çarelerde azalmaktadır. Çünkü ortama artık önceden belirtildiği gibi daha “akıllı“ ve deneyimli olan çok dirençli verem mikropları hakim olmaya başlamıştır. 2017 yılında 600.000’den fazla insan olağan antibiyotiklerin yenemediği bu çok dirençli verem mikroplarıyla ölüm-kalım mücadelesi vermek zorunda kalmıştır.(20) Sadece verem konusunda değil, genelde bakterilerin geliştirdiği bu çok dirençli olma özelliğine karşı zamanında gerekli tedbirlerin alınmaması halinde Bangkok ve Oxford’daki iki araştırma merkezinin incelemelerine göre yılda 10 milyon insanın ölebileceği belirtilmektedir.(21)

Yaklaşan bu büyük tehlikeye rağmen, WHO vereme karşı mücadelede yılda yaklaşık 2 milyar Euro’ya ihtiyaç duyulduğuna, fakat bu mali kaynağın olmadığına (22) ve ayrıca yeni test ve ilaçların araştırmasında da mali olanakların yokluğuna dikkati çekiyor. Başka bir kaynağa göre verem hastalığının kökünü orta vadede kurutabilmek için 2011 - 2015 yılları arasında araştırmaya aktarılması gereken mali kaynağın sadece 1/3’sine sahip olunabilmiştir.(23)

Burada görülen en büyük sorun ve engel kapitalist sistemin karakterinde yatmaktadır: İlaç tekelleri için verem gibi hastalıklara yol açan bakteriler üzerine araştırmalarda bulunmak ve buradan çözüm getirebilecek antibiyotikler üretmek pek kazançlı ve cazip gözükmemektedir. Çünkü buna daha çok yoksulluğun dayatılmış olduğu ülkelerde satın alma gücü düşük olan insanlar muhtaçtırlar. Verem dünya genelinde yoksul insanların hastalığıdır. İlaç sürümünün ve dolayısıyla kârın fazla olamayacağı böyle bir durumda kapitalist sistem veremde her yıl 1,5 milyondan fazla insanın ölmesini tercih etmektedir. Bir enfeksiyonu yenebilmek için sadece birkaç hafta satılabilecek, gittikçe daha az ihtiyaç duyulabilecek iyi bir ilaca böyle bir sistem yatırım yapmaz. Bir tarafta antibiyotiğin diğer tarafta ise kapitalizmin işlevselliği birbirine zıt iki kutuptur. Bu yüzden birçok ilaç tekeli yeni antibiyotiklerin araştırılmasını ve üretilmesini durdurmuştur. Hastaların kronik hastalıklara karşı pahalı, her gün ve mümkünse hayat boyu aldıkları ilaçlar bu şirketler için daha caziptir.

Endüstriyel tarım alanı üzerinden kapitalizmin hayvan ve insan sağlığına, genelde doğanın gelişimine nasıl azgınca ve sistemli bir saldırı halinde bulunduğunu, dünyanın geleceğini daha ne gibi başka tehlikelere soktuğunu bu yazının devamı olan diğer dizilerde göreceğiz.

 

Kaynaklar/Dipnotlar

(1) https://www.theguardian.com/world/2020/apr/26/virologist-christian-drosten-germany-coronavirus-expert-interview

(2) https://www.n-tv.de/wissen/Drosten-bringt-neue-Virusquelle-ins-Spiel-article21741200.html

(3) https://www.dw.com/en/coronavirus-from-bats-to-pangolins-how-do-viruses-reach-us/a-52291570

(4) https://tr.wikipedia.org/wiki/Rakun_k%C3%B6pe%C4%9Fi

(5) https://tr.wikipedia.org/wiki/Misk_kedisigiller

(6) https://de.wikipedia.org/wiki/Christian_Drosten

(7) https://en.wikipedia.org/wiki/Christian_Drosten

(8) https://www.youtube.com/watch?v=VEneWyW03KY

(9) Dikkat: Son derece itici ve çarpıcı görüntüleri içeren bu kısa videoyu çocukların görmemesi tavsiye edilir  

        https://www.youtube.com/watch?v=Yx2xC__9Kk8

(10) http://www.tekstildershanesi.com.tr/bilgi-deposu/vizon-nedir.html

(11) https://www.daserste.de/information/wirtschaft-boerse/plusminus/videos/pelzindustrie-nerze-video-100.html

(12) https://tr.euronews.com/2020/05/26/hollanda-da-vizondan-insana-ikinci-kez-covid-19-bulast

(13) https://www.youtube.com/watch?v=DGt5P5SlaV4

(14) https://www.youtube.com/watch?v=kaeQLoGG-9c

(15) https://www.youtube.com/watch?v=telQxTFzLqo

(16) https://tr.wikipedia.org/wiki/Arsenik

(17) https://tr.wikipedia.org/wiki/Antibiyotik

(18) https://www.who.int/mediacentre/news/statements/2011/whd_20110407/en/

(19) https://www.thelancet.com/journals/laninf/article/PIIS1473-3099(17)30705-3/fulltext?elsca1=tlpr

(20) http://apps.who.int/iris/bitstream/10665/259366/1/9789241565516-eng.pdf?ua=1

(21) https://aricjournal.biomedcentral.com/articles/10.1186/s13756-018-0384-3

(22) https://www.who.int/tb/publications/factsheet_global.pdf?ua=1

(23) https://www.treatmentactiongroup.org/resources/tbrd-report/tbrd-report-2016/

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler