Eğitim emekçileri pandemi gerekçesiyle dijital dünyaya esir edilmek isteniyor

Bazı Eğitim Sen üyeleri siyasal iktidarın koronavirüs salgınını bahane ederek gündeme getirdiği sanal eğitim projelerinin tehlikelerine karşı Eğitim Sen yönetici ve üyelerine yönelik kamuoyuna açık bir mektup yayımladı.

Eğitim emekçileri pandemi gerekçesiyle dijital dünyaya esir edilmek isteniyor

SiyasiHaber

Eski İzmir 1. Nolu  Şube Başkanı Bahri Akkan, Eski Antalya Eğitim Sen Şube Başkanı Kadir Öztürk ve Eğitim Sen Ankara üyesi Ercan Eroğlu’nun kamuoyuna açık olarak yayımladıkları mektup siyasal iktidarın koronavirüs salgınını bahane ederek gündeme getirdiği sanal eğitim projelerinin tehlikelerine dikkat çekiyor ve Eğitim Sen yönetimini AKP İktidarı’nın gündeme getirdiği bu projelere karşı yeterli mücadele vermediği için eleştiriyor.

“Kazanılmış hakların salgın bahanesiyle geri alınma girişimlerine dur diyemezsek yarın çok geç olur. Sınıf ve kitle sendikacılığının mantığı ile kurulan sendikamız Eğitim Sen ve KESK, bugün o sınıfın tavrını kararlılıkla göstermek zorundadır. Koşullar, mazeret kabul etmeksizin esnek çalışmayı, işinin dışında işlerde çalışmayı beraberinde getirecek ve getirmektedir.” denilen açıklamada, “Bugün kriz ortamında ölüm gösterilerek sıtmaya razı olma durumu söz konusudur. Bu çok tehlikelidir. Eğitim Sen yaptığı açıklamalarla ‘EBA hariç demekte’ ve sınıfın altını oymaktadır. Salgın bahanesiyle denenen sanal eğitim projeleridir.” şeklinde Eğitim Sen Genel Merkezi’nin yaklaşımı eleştiriliyor.

Eğitim Sen üyeleri Kadir Öztürk, Bahri Akkan ve Ercan Eroğlu’nun kamuoyuna açık olarak yayımladıkları mektubun tamamı şöyle:

 

Eğitim Sen Yönetici ve Üyelerine;

            21. yüzyıl başında birileri ulus devletlerin ve bu bağlamda tarihin sonunu ilan ederken medeniyetler çatışmasını öngörerek halkları birbirine kırdırarak neoliberalizmin önündeki engelleri temizlemeyi hedefliyordu. Ama ulusötesi sermayenin beslemesi olan “thinktankgiller”in öngörüleri boşa çıktı.

            Dünya ekonomi politiği radikal dönüşümler yaşarken adeta paradigmalar savaşı da yaşanmaktadır. Covit-19 salgını sürecinde herkesin evine adeta gönüllü kapandığı-tecrit edildiği bugünlerde sermaye ve kendisine hizmet edecek işgücünü yetiştiren eğitim sistemi de yeniden yapılanma sürecine girmiş bulunuyor.

Son dönemde salgın gerekçesiyle, geleceğe yönelik kapitalizmin ulus devlet eliyle döşediği taşlara bugün tepki göstermez ve mücadele etmezsek yarın çok geç olabilir.

Bugün atılan adımların dününe baktığımızda hep olağanüstü koşullar bahane edilip (örneğin deprem gibi) önce mesleki teknik eğitimde, tepki olmayınca da tüm eğitim kurumlarında gece eğitimi ve hafta sonlarını da kapsayan tam gün eğitimde atılan adımlar bugünlerin hazırlayıcısıdır.

Son çıkan torba yasa ya henüz kavranılmadı ya da Eğitim Sen de virüs tatilinde... Yapılan değişiklik ile hafta sonu, ara tatiller ve yaz tatilinden en az bir ay elimizden alınmış durumda. Salgın bahane edilerek değişik illerde torba yasa öncesi başlayan görev alanı dışında çalıştırılmalar torba yasa ile ateşlenmiştir. Adana’da başlayan kötü örnekler kararlı bir mücadele verilmezse kalıcı hale gelecektir. Bayramın gelişinin habercisi arifedir. Meslek lisesi öğrencileri ve öğretmenleri maske, tulum vb. sağlık ürünleri üretirken, Anadolu Ajansı’ndan öğretmenlerin maske dağıtımına başladığını öğreniyoruz!

Kazanılmış hakların salgın bahanesiyle geri alınma girişimlerine dur diyemezsek yarın çok geç olur. Sınıf ve kitle sendikacılığının mantığı ile kurulan sendikamız Eğitim Sen ve KESK, bugün o sınıfın tavrını kararlılıkla göstermek zorundadır. Koşullar, mazeret kabul etmeksizin esnek çalışmayı, işinin dışında işlerde çalışmayı beraberinde getirecek ve getirmektedir.

Şimdi tarihten ders alma zamanıdır. Sanayi devrimi sırasında makinalar Avrupa’da ve özellikle İngiltere’de tekstil işkolunda yoğun bir şekilde işsizliği getirmiş, işsiz kalanlar işsizliğin sorumlusu olarak makinaları gördüğünden dolayı makinalara saldırmışlardır. Bugün bizler sanayi devriminin “Ludistleri” olalım demiyoruz ama yarını da bugünden görelim istiyoruz. Sermayenin, krizi kendi için de nimete çevirmesine izin vermemeliyiz.

Uzun yıllardır MEB’in üzerinde çalıştığı ve gururlandığı oysa milyonlarca lira aktardığı, binlerce eğitim emekçisinin emek verdiği E okul Yönetim Bilgi Sistemi ve özellikle Eğitim Bilişim Ağı (EBA) tarihin bu döneminde eğitim sürecinde hiç düşünülmeyen bir rol üstlenmiştir, yüz yüze eğitimin yerine ikame edilmeye çalışılıyor. Eğitimin doğasına aykırı olan EBA eliyle örülen bu süreç Eğitim Sen tarafından hala görülememektedir.

Örgün eğitimde EBA kabul edilmiş olabilir. Bugün kriz ortamında ölüm gösterilerek sıtmaya razı olma durumu söz konusudur. Bu çok tehlikelidir. Eğitim Sen yaptığı açıklamalarla “EBA hariç demekte” ve sınıfın altını oymaktadır. Salgın bahanesiyle denenen sanal eğitim projeleridir. Bakan “150.000 öğretmen canlı eğitim verdi, hedef 1.200.000 canlı eğitim” diyor.

Yıllar boyunca çocuklarımızı bilişim teknolojilerinden kontrollü bir şekilde sınırlandırarak uzak tutmaya çalıştık. Şimdilerde ise kontrolü tamamen bırakarak bilgisayarlarıntabletlerin başında yalnız bıraktık, üstelik saatlerce. Yeter ki derslerini izlesinler diye. Eğitimden çocuklarımızın toplumsallaşmalarını, yaşam becerilerini ve akademik başarılarını geliştirmesini bekleriz. Çocuklarımızın akademik başarılarını değerlendirecek nesnel ölçme araçlarından şimdilik yoksunuz. Ama çocuklarımızın yaşam becerilerinin EBA karşısında tek boyutlu olarak geliştiğini gözlemliyoruz. Çocuklarımızın, hapishane hücrelerine dönüştürdükleri odalarında bir başlarına bilgisayar karşısında radyasyona maruz kalarak akademik ve yaşam becerileri anlamında ne öğrenebildiklerini bilmiyoruz. Bizce MEB’de bilmiyor. Edilgen bir pozisyonda ekran karşısında bekleşen çocuklarımızıngençlerimizin ruh halini, kaygılarını, fiziksel rahatsızlıklarını hesaplamak mümkün değil.

Teneffüs ya da paydos zili çaldığında sevinçle ve çığlık çığlığa koşarcasına sınıfları terk eden, okuldan çıkan çocuklarla konuşulduğunda okullarını, öğretmen ve arkadaşlarını özlediklerini ifade ediyorlar. Sanal âlem gerçek dünyanın yerini tutmuyor. Arttırılmış gerçeklikte bir yere kadar…

Kısaca toparlarsak, çocuklarımızgençlerimizin internetesanal dünyaya bağımlılığı daha da artmış bulunmakta, öğrencilerin akademik ve yaşam becerilerinin geliştirilmesinde önemli bir yeri olan değerlendirme süreci tam anlamıyla gerçekleştirilememiş, güdük kalmış, uygulamalıdeneysel eğitimler ciddi anlamda aksamıştır, öğrencilerde okul toplumunun bir üyesi olma duygusu geliştirilememiştir, öğrenciler ve veliler okul rehberlik hizmetlerinden yararlanamamışlardır, akran öğrenmesi sekteye uğramıştır, öğrenciler kendi iç dünyalarına daha çok dönmüşlerdir. Aslında eğitimin özellikle insani yönü bu dönem eksik kalmıştır.

Noeliberal politikalar nedeniyle yoksulluk her geçen gün daha fazla küreselleşirken Toffler’ler Zenginlik Devrimi adlı yapıtlarında (2006) “Zenginlik devrimi yoksulluk açısından da yepyeni bir gelecek getiriyor. Hiçbir geleceğin garantisi olmamakla birlikte, Üçüncü Dalga bilgiye dayalı ekonominin gelişi, küresel çapta yoksulluğu kırmak adına şimdiye dek görülmüş en yüksek şansı getiriyor.” diyerek teknolojinin zenginlik getireceğini iddia ederek dünyanın büyük bir çoğunluğunu da ikna etmişlerdi. Aslında yaşanan insanlık üzerinde ideolojik hegemonya kurarak geleceği sermaye adına çarpıtmaktı. Kazcynski’ye göre ise: Sanayi devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. Bu sonuçlar, “gelişmiş” ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun dengesini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara (Üçüncü Dünya’da fiziksel acılara da) yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zararlara uğrattı. Teknolojik ilerleyişin devamı durumu daha da kötüleştirecek; insanları daha büyük aşağılamalara maruz bırakıp, doğal yaşamda daha fazla zarara sebep olacak; büyük olasılıkla daha fazla sosyal bozulmaya ve psikolojik acılara yol açacak; belki de “gelişmiş” ülkelerde bile fiziksel acıların artmasına neden olacak. Pandemi sürecinde herkesin evinde sıkışıp kaldığı süreci yeni bir dönemin başlangıcı kabul edip teknolojiyi kutsayanlar eğitim alanında da eğitim emekçilerinin yerine internete ve yapay zekâya dayalı uygulamaları gündeme getirmeye başladılar. Oysa Bahçeşehir Üniversitesi tarafından İstanbul, İzmir, Antalya ve Kocaeli kentlerinde, 4 bin 435 ilkokul öğencisi, 9 bin 536 ortaokul ve lise öğrencisi, 5 bin 661 öğretmen ve 25 bin 395 veli ile uzaktan eğitime ilişkin yapılan araştırma bulguları bize uzaktan eğitimin tek başına çok yetersiz olduğunu  söylüyor.  Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 81.8’i yüz yüze eğitimin gerekli olduğunu belirtmiş, yüzde 81.90’ı da uzaktan eğitimin yüz yüze öğrenmeyle birleştirildiğinde daha yararlı olacağını düşünüyor. Velilerin çoğunluğu (yüzde 83.5) sınıf içi eğitimin daha verimli olduğunu belirtmişler. Yüzde 82.5’i, uzaktan eğitimin sınıfta eğitim yapılmadığı zamanlarda ya da sınıf içi eğitimleri desteklemek amacıyla kullanılması gerektiğine inanan velilerin yüzde 59.2’sine göre de uzaktan eğitimin geleceğin eğitim modeli olarak gösterilemeyeceğini belirtmişler.

Metropollerde bile yapılan anketlerde öğrencilerin telefon hariç internet erişimi %60’lardaysa, taşraya doğru gidildikçe bu oranın %30’lara düştüğü görülür. Bu yüzden EBA’ya sanal ortamda hayır demenin argümanları ve kararları acilen yaratılmalıdır.

Küreselneoliberal dünya küresel salgın yaşarken eşitsizliklerin de derinleştiğini gözlemliyoruz. Eğitim alanında yaşanan eşitsizlikler ise birçok boyutta yaşanıyor. İnsan yaşamını her alanda etkileyen eğitim, insanı ilgilendiren her şeyden de etkileniyor. İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre, özel okula giden bir öğrencinin uzaktan eğitimle her gün ders yapabilme olasılığı, devlet okuluna giden bir öğrencinin en az iki katı. Aynı araştırmaya göre düşük gelir gruplarındaki öğrencilerin evde ders çalışma sürelerinde, öğrenme kalitelerinde ve ebeveynlerinden destek alabilme fırsatlarında ciddi düşüşler gözleniyor. Öğretmenlerin %55’i, yoksul öğrencilerin günde 1 saatten daha az ders çalıştıkları öngörüyor. Ülkemizde de devlet okullarının birçoğunun çeşitli nedenlere bağlı olarak uzaktan eğitim sürecini etkili bir şekilde yönetemediklerini, öğrencilerin sistem içinde özel okul öğrencilerine göre daha az kaldıklarını, özel okul öğrencilerinin ise, daha donanımlı araçlarla, daha hızlı internet erişimiyle ve deneyimleriyle veli desteğiyle birlikte süreci daha iyi yönettiklerini gözlemliyoruz. Eğitimin doğası gereği öğrenmenin ekonomipolitiği öne çıkarak yüzyıllar öncesinden Nasrettin Hocanın ünlü özdeyişi bugün yankı buluyor; “Parayı veren düdüğü çalar!”

ABD yaşanan Katrina Kasırgası’ndan, 2009 yılında Avustralya'da yaşanan ve "Kara Cumartesi" olarak adlandırılan orman yangınlarından, Batı Afrika’da 5 milyon çocuğun etkilendiği ve etkileri 8 ay kadar süren 2014 Ebola krizinden sonra çocukların öğrenme süreçlerinde çok ciddi uzun süreli sorunların ve telafisi kısa sürede mümkün olmayan sorunlar yaşadığı biliniyor. Benzer süreçleri 1999 depremi sonrası ülkemizde de yaşadık. Pandemi sürecinde yaşananları ve sonrasında yaşanacak olanları öngörmek geçmiş deneyimlerden çıkarımda bulunurak öngörmek ve önlemler geliştirmek olası. Fakat bu önlemleri ne MEB ne de demokratik kitle örgütleri gündemlerine alabilmiş değil!

Robotların Yükselişi adlı kitabın yazarı ve aynı zamanda işveren olan Martin Ford, çalışmasında 2013 itibarıyla tipik bir üretim işçisinin, 1973’tekine göre hem de üretkenliğin %107 artmış olmasına rağmen %13 daha az kazandığını belirtirken, barınma, eğitim ve sağlık gibi büyük gider kalemlerindeyse eskisine göre daha çok artmış olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda zaman içinde yapay zekânın, otomasyonun yaygınlaştıkça işsizliğin söylendiği gibi azalmayacağını aksine ciddi anlamda artarak yaygınlaşacağını belirtmektedir.

Yukarıda yer alan verili durumdan bakıldığında yaşanan bu dönüşümün bizim için işsizlik, bunun yoksulluk, bunun açlık anlamına geldiğini ne zaman fark edeceğiz. Özel eğitim kurumları çalışanları daha şimdiden ya düşük ücrete ya da işsizliğe ve çaresizliğe mahkûm edildi.

Atama bekleyen öğretmen sayılarında yakın bir gelecekte patlama bekleyebiliriz. Bunun için kâhin olmaya gerek yok!

İşsizliğin taşlarını döşeyen EBA sistemine hayır!

Eğitimde eşitsizliği derinleştiren, sanal eğitimi meşrulaştıran sanal eğitime hayır!

İnsanlık tarihi (Tarih Sümer’de Başlar!) kadar eski olan eğitim ve eğitim emekçilerinin rolü, değişen üretim ilişkilerine bağlı olarak sürekli değişim göstermiştir. Yaşanan tarihsel gelişmeler, “eğitim emekçileri tarihinin” sonunu getirememiştir. Büyük insanlık ailesinin gelişim sürecinde anahtar rol oynayan eğitim emekçilerinin yerini alabilecek herhangi bir unsur hala ufukta görünmemektedir. Eğitim emekçilerinin olmadığı bir eğitim sistemi mankurtlaşmanın işaret fişeğini taşır.

Önderlik geleceği ön görmekle başlamalı, bu öngörüyle hareket kabiliyeti insanlığın geleceğiyle birlikte geleceğimizin karartılmasına da engel olmayı gerektirir. Görev ve sorumluluk, kararlılık ve mücadeleyi çağırıyor.

Eğitim emekçileri pandemi gerekçesiyle dijital dünyaya esir olmayacaktır!

Başka bir dünya mümkün, direnmek ve kazanmak için şimdi değilse ne zaman?

Bahri AKKAN (İzmir Eski 1 Nolu Şube Başkanı)

Kadir ÖZTÜRK (Antalya Eski Şube Başkanı)                   

Ercan EROĞLU (Ankara Eğitim Sen üyesi)

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler