Edebiyat zamansızlıksa… Ben Bir Uçurum İncisiyim

Korkut AKIN yazı: Haberler, günlüktür ve bir süre sonra güncelliğini yitirir. Etkisi uzun sürse de, ayrıntıları unutulur gider. Arşive girmek (şimdilerde Google yeterli oluyor tüm bilgi kirliliğine rağmen), araştırmak gerekir anımsamak ve anımsatmak için.

Edebiyat zamansızlıksa… Ben Bir Uçurum İncisiyim

 

Ya edebiyat! Edebiyat zamansız ve zeminsizdir, yani bütün zamanlara ve zeminlere yöneliktir anlattığı... Zamandan ve zeminden ayrıştırarak konunun/olayın özünü işler. Buna da bağlı olarak unutturmaz. Hem zaten şurada ya da burada, onun veya ötekinin başından geçmiş olması önemli mi? Yazarlar kendilerince anlatırlarken konunun özünü güçlendirir, haklılığını ya da yanlışlığını vurgulayarak öne çıkarır, insanların belleklerinde yer etmesini sağlarlar. Bu, ister roman olsun isterse öykü (hatta film, müzik, resim, heykel, dans bile), okuyan/izleyen/dinleyen/gözleyen o duyguyu yakalar ve bir daha bırakmaz ölesiye…

 

“iki kirpik arasından”

İnsanın tüylerini diken diken eden, içini acıtan, çaresizlikten gözünü döndüren ve sövdüren (öyle ya, çaresiz insan küfredermiş) olaylar yaşadık, yaşıyoruz. Kimi siyaseten egemen erkin gözü dönmüşlüğünden, kimi ekonominin çökmüşlüğünden, kimi çaresizlikten… Açlık, işsizlik, hukuksuzluk, varsıl yoksul eşitsizliği gibi cinsiyet ayrımı ve kadın ölümleri de var, çocuk yaşta evlendirilen kadınların çektikleri de… Böyle olunca da gün geçmiyor ki içimizi acıtan bir hukuksuzlukla, adaletsizlikle, haberle yüz yüze gelmeyelim. Gündemin yoğun olduğu ülkemizde, en derin acılar bile birkaç günde önemini yitiriyor, unutuluyor…

Şeyma Koç, öykülerini topladığı “Ben Bir Uçurum İncisiyim” adlı kitabında, zamanın acımasızlığıyla unut(turu)lan toplumsal yaşamın haksızlıklarını aktarıyor okurlarına. Evet, ölüm kokuyor öyküleri. Evet, acı tütüyor. Evet, hüzün karası yüklü hepsi. Hayat da öyle zaten ve en tam da onun için içiniz kararıyor. Evet, en tam da onun için içten içe kararlılıkla mücadele etmeyi istiyorsunuz, sizin başınızda olmasa bile. Çocuklarının ısınması için eline saç kurutma makinesi tutuşturan annenin çaresizliğini, ablası panzerle çiğnenen ve ölü beden parçalarını elleriyle toplamak zorunda bırakılan kardeşin gözyaşlarını yaşıyorsunuz. Aile içi şiddete karşı duran kızın minibüsün camından babasını son kez görmesindeki hüznü hissediyorsunuz.

 

Hayaller gelecekle mi sınırlı?

Şeyma Koç, kısa kıpkısa öykülerinde (“Ben Bir Uçurum İncisiyim” on öyküden oluşuyor ve toplamda 84 sayfa); yalın betimlemeleriyle sarıp sarmaladığı, çoğunlukla da sarstığı okurlarını edebiyatın geniş zamanına ve geniş coğrafyalardaki toplumlarına değer katıyor. Öyle ya, kitabın adında da yer alan “inci” hepimiziz aslında. Sadece değer katmakla yetinmiyor, güç ve güven de katıyor. Bana kalırsa, ayağa kalkıp haksızlıklara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara, ölümlere itiraz etmemizi de istiyor.

 

Ben Bir Uçurum İncisiyim
Şeyma Koç
Öykü
İthaki Yayınları
Eylül 2019, 84 s.

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler