Dünya Forum: Tarihin ilk işçi grevi III. Ramses’i sarsmıştı

SEÇTİKLERİMİZ - Tarkan Tufan'ın Duvar'daki yazısı: Tarihte ilk kez, M.Ö. 1170'de emekçiler üretimden gelen güçlerini bir mücadele aracı olarak III. Ramses’e karşı kullandı.

Dünya Forum: Tarihin ilk işçi grevi III. Ramses’i sarsmıştı

Dünya Forum: Tarihin ilk işçi grevi III. Ramses’i sarsmıştı

Eldeki bulgulara göre M.Ö. 1170 yılında, Mısır’daki piramitlerin inşasına karşı tarihte kaydedilen ilk grev gerçekleşti. İşçilerin grev ve işgal eylemleri, Yeni Krallık döneminin 18 ilâ 20. hanedanları sırasında Krallar Vadisi’nde işçilerin yaşadığı Deyr el-Medine’den başladı ve sistemin dinamiklerini derinden sarstı. Tarihte ilk kez, emekçiler üretimden gelen güçlerini bir mücadele aracı olarak III. Ramses’e karşı kullandı.

 Ramesses III
 
Eski Mısır’daki en önemli kültürel değer toplumsal uyumdu ve Mısırlılar tarafından “ma’at” biçiminde adlandırılırdı. Ma’at, dünyanın, tanrıların isteği doğrultusunda işlemeye devam etmesini sağlayan evrensel, toplumsal ve kişisel dengeyi işaret ediyordu. Mısır tarihinin büyük kısmında bu inanç, Mısır kültürüne oldukça büyük hizmetler sağlamıştı. Kralın asli görevi, insanlar ve tanrılar arasındaki dengeyi korumaktı. Bunu yaparken, tebaanın tamamına iyi bakıldığından, sınırların güvende olduğundan ve dini ayin ve ritüellerin kabul edilmiş geleneklere uygun biçimde yapıldığından emin olmalıydı. Kralın görevleri olarak tasvir edilen, halkın ve ülkenin iyiliği için oluşturulan bu anlayış, herkesin bir işi olması ve insanların toplumsal hiyerarşi içindeki yerlerini bilmesi gerektiği anlamına da geliyordu.

Ne var ki, kimi zamanlarda kral (firavun), dönemsel baskılar ya da kaynak eksiklikleri sebebiyle bu uyumu sürdürmekte zorlanabiliyordu. Bu durum, ‘krallıklar’ adıyla anılan üç dönemin her birinin sonuna doğru açıkça görülmekteydi ve Yeni Krallık’ta (M.Ö. 1570-1069) yaşanan ilginç bir olay, Firavunlar döneminin çöküşünden hemen önce gerçekleştiği için tarihi bir önem taşıyordu. Yeni Krallık, kimi bilim insanları açısından sonun başlangıcının göstergesiydi ve kaydedilmiş tarihteki ilk işçi grevi de bu dönemde yaşanmıştı.

Kumların altından çıkan tarih

Eldeki bulgulara göre M.Ö. 1170 yılında, Mısır’daki piramitlerin inşasına karşı tarihte kaydedilen ilk grev gerçekleşti. İşçilerin eylemi, Yeni Krallık döneminin 18 ilâ 20. hanedanları sırasında Krallar Vadisi’ndeki mezarlarda çalışan zanaatkârlara ev sahipliği yapan eski bir Mısır köyü olan Deyr el-Medine’de gerçekleşti. Bu küçük yerleşimin antik adı Set Maat’tı. Hıristiyanlığın Ortadoğu’da yayıldığı dönemdeyse, burada bulunan Hathor Tapınağı, Deyr el-Medine (şehir manastırı) ismi verilerek bir kiliseye dönüştürülecekti.

1922-51 yılları arasında, tanınmış bir antik Mısır uzmanı olan Bernard Bruyere (1879-1971) liderliğindeki bir ekip, yerleşim bölgesinde kazılar gerçekleştirdi. Bruyere’in ekibinde görev yapan Jaroslav Cerny de 1970 yılındaki ölümüne dek yaklaşık elli yıl boyunca köyü incelemeye devam etti ve birçok insana ilişkin kayıtları tanımlayarak hayatlarına dair bilgileri açığa çıkardı. Çalışma, oldukça kapsamlı belgelere ulaşmıştı. Bir topluluğun organizasyonu, sosyal etkileşimleri, çalışma ve yaşam koşullarının ayrıntılı olarak incelenebildiği benzer bir bölge daha yoktu.

Günümüze ulaşan metinlerde günlük yaşama ilişkin sayısız olay kaydedilmişti. Kişisel mektuplar, köylülerin ekonomik ve sosyal yaşamı hakkında birçok ayrıntıyı ortaya koyuyordu. Yerleşim, işçi olarak (taş kesiciler, sıvacılar, su taşıyıcıları) çalışan Mısırlılar, Nubyalılar* ve Asyalılardan oluşan bir işçi nüfusuna ev sahipliği yapıyordu. Ana içme suyu, köyden otuz dakikalık yürüme mesafesinde olduğu için, su taşıyıcıları köye düzenli olarak su getirmek için çalışıyordu.

Gelir ve fiyat analizlerine bakıldığında, köyde yaşayan işçiler, modern dünyada orta sınıf olarak kabul edilirdi. Ücretli devlet memurları, sıradan işçilere kıyasla üç kata kadar ücret alırken, çoğu kez gayri resmi olarak ikinci bir işte çalıştıkları biliniyordu. Kadınların da dahil olduğu toplumun büyük kısmı okuma yazma biliyordu Bu durum, antik dönem için oldukça sıra dışıydı.

İşçiler ve aileleri köle bir toplum değil, adalet sistemine tâbi özgür yurttaşlardı. Topluluğun, ustabaşı, halk sözcüsü, zanaatkâr ve mahkeme kâtibinden oluşan bir mahkemesi vardı ve temel olarak mal veya hizmetlerin ödenmemesi ile ilgili tüm medeni davalar ve kimi ceza davalarıyla ilgilenmeye yetkiliydi.

Greve yol açan sorunlar

III. Ramses (M.Ö. 1186-1155) Yeni Krallık’ın son firavunu olarak kabul edilir. Mısır’ın sınırlarını savunmuş, yabancı güçlerle ilişkilerde yaşanan belirsizliklere ilişkin çaba sarf etmiş ve ülkedeki tapınak ve anıtları restore edilerek yenilemişti. Tıpkı II. Ramses (M.Ö. 1279-1213) gibi halkça kabul gören ve başarılı bir kral olarak hatırlanmak istiyordu. Bununla birlikte, Mısır, II. Ramses dönemindeki gibi muktedir bir ülke değildi ve III. Ramses yönetimindeki ülke, doğal kaynaklar, toplanan vergiler ve ticarette yaşanan azalma nedeniyle git gide güç yitirmekteydi.

M.Ö. 1178’de Deniz İnsanları** olarak bilinen şehir devletleri konfederasyonu, ülkenin kaynaklarını daha da zorlayan büyük bir işgale girişti. Deniz Halkları daha önce, II. Ramses ve onun yakın halefi Merenptah’ın (M.Ö. 1213-1203) hükümdarlıkları sırasında iki kez Mısır’ı işgal etmeye çalışmıştı. Bu kralların her ikisi de işgalcileri yenmişti; buna karşın, III. Ramses’e doğru ilerleyen ordu çok daha büyüktü ve Mısır’ın kaynakları çok daha azdı. Buna rağmen Kral, ülkede güçlü bir savunma inşa etti, sınırlardaki ve iç kısımlardaki kaleleri güçlendirdi ve donanmasını istilacı gemilere karşı sefere çıkardı. III. Ramses’in planları işe yaradı ve Deniz İnsanları deniz savaşında yenildi, birçoğu kıyıdan atılan oklarla ya da gemileri ele geçirildiğinde can verdi. Kayıtlara göre Mısır’ın kayıpları da oldukça yüksek görünüyordu. Resmi kayıtlar bir yana, kaydedilenden çok daha fazla Mısırlı yaşamını kaybetmiş olabilirdi ve bu durum ülkedeki çiftliklerde büyük bir iş gücü kaybına ve daha düşük hasatlara, daha az ticarete ve diğer mesleklerde de büyük kayıplara neden olmuştu.

Yaşanan tüm bu sorunlara karşın Firavun ülkeyi Yeni Krallık’ın olmasını istediği duruma yükseltmeye çalışıyordu ama yetersiz kaynaklarla bunun gerçekleşmesi neredeyse imkânsızdı. Kralın maiyetinin Mısır’ı gezerken yaptığı masraflar, daha fazla kaynak talebi hususunda yapılan iyileştirmeler ve tadilatlar nedeniyle oluşan inanılmaz büyüklükteki harcamalara ekleniyordu. Yaşanan savaşlar hem Ortadoğu ve Asya ile olan ticarete darbe vurmuş hem de ülkenin tahıl üretimini neredeyse yıkıma uğratmıştı. Bu koşullar, III. Ramses açısından tehlikeli bir toplumsal gerginliğin fitilini ateşlemişti.

III. Ramses, 20 yılı aşkın bir süre halk için elinden geleni yapmıştı ve 30. yılına yaklaşırken, tacı bırakacağı gün onurlandırılmak için kendisine büyük bir jübile festivali hazırlamaktaydı.

Yıllar boyu süren bir grev

Sorunlar, festivalden üç yıl önce M.Ö. 1159’da başladı. Set-Ma’at’ta (Deyr el-Medine) yaşayan mezar işçileri ve zanaatkârların aylık ücretleri neredeyse bir aydır ödenmiyordu. Bir saray görevlisi olduğu ve dönemsel kayıtları tuttuğu bilinen Amennakht, yerel memurlarla işçilerin hakkı olan tahılın dağıtımı konusunda görüşmüştü; ancak bu görüşme oldukça acil olan soruna geçici bir çözüm oldu. Ödemeler kısa süre sonra tekrar kesildi.

Yetkililer nelerin yanlış gittiğine bakmak ve bunları çözmeye çalışmak yerine, III. Ramses’e adanan büyük festival için hazırlık yapmaya odaklanmışlardı. Bu dönemde Deyr el-Medine’deki işçilere yapılan ödeme sistemi bütünüyle bozuldu ve tarihin bilinen ilk grevlerine de yol açmış oldu. İşçiler maaşlarının ödenmesi için 18 gün beklediler ve daha fazla beklemeyi reddettiler. İş araçlarını bıraktılar ve “Hepimiz açız” diye bağırarak şehre doğru yürüyüşe geçtiler. İlk önce III. Ramses’in mezar binasında bir gösteri yaptılar ve ardından III. Thutmose tapınağının yakınlarında oturma eylemi gerçekleştirdiler.

Yerel yetkililer durumla nasıl başa çıkacaklarını bilmiyordu, çünkü ülke tarihinde daha önce böyle bir şey hiç yaşanmamıştı. Maaşlarını ve diğer haklarını talep eden işçilerin sakinleşmesi imkânsızdı; çünkü yönetim ‘ma’at’, yani uyum ilkesini ihlal ediyordu. Hiçbir fikri olmayan yetkililer, grev yapan işçilere verilmek üzere hamur işleri sipariş ettiler ve memnun kalmalarını ve evlerine dönmelerini umut ettiler.

Ancak hamur işleri yeterli değildi ve ertesi gün insanlar Tebeş’teki merkezi hububat deposu olan Ramesseum’un güney kapısını ele geçirdiler. Bazıları ücretlerini talep etmek amacıyla odaları dolaşmış ve tapınağın yetkili polis şefi Montumes adında bir adamı aramışlardı. Montumes, grevcilere tapınağı terk etmelerini ve işlerine geri dönmelerini söyledi ama işçiler bunu reddettiler. Çaresiz kalan Montumes geri çekildi ve sorunun çözümünü yetkililere bıraktı. Ödeme sorunu, nihayet rahip-yetkililer ve grevciler arasındaki görüşmelerden sonra gerçekleşti; ancak işçiler bir sonraki ay için kendilerine ödeme yapılmayacağını keşfettiklerinden, bir kısmı iş bırakıp köyüne geri döndü.

İlk işgal eylemi

Deyr el-Medine’de kalan işçiler tekrar greve gittiler. Bu sefer Krallar Vadisi’ne giden tüm yolları ele geçirip giriş çıkışları engellediler. Bu eylemin stratejik yanı, mezar ziyaretine giden rahiplerin veya aile üyelerinin ölülere yiyecek ve içecek götürememesiydi ve bu, öbür dünyaya geçmiş olanların nezdinde ciddi bir kabahat olarak kabul edilirdi. Yetkililer işçilerin karşısına silahlı muhafızlarla dikilerek onları kılıçtan geçirmekle tehdit ettiler. Grev, III. Ramses’in kişisel hırsları uğruna aç ve sefil bıraktığı işçiler ve sarayın kiralık adamları arasında bir ölüm-kalım savaşına dönüşmek üzereydi.

O zamana dek, insanlar geç yapılan ödemelere pek ses çıkarmamıştı; ancak artık bu davranış ciddi bir insan hakkı ihlali olarak görülüyordu. Kralın halkına bakması gerekiyordu ve bu da ödemeyi yapan yetkililerin ödemeleri doğru ve zamanında yapmasını gerektiriyordu. Grevlerin başlamasının ardından üç yıl geçmiş ama durum değişmemişti. İşçiler maaşlarını alamıyorlardı, bu nedenle artık her ay grev yapmak zorunda kalıyorlardı. Buna karşın yetkililer asla yeterli kaynağı bulamıyordu.

M.Ö. 1156’da III. Ramses için yapılan tahttan ayrılma festivali başarılı geçmişti ve tüm festivallerde olduğu gibi, katılanlar günlük sıkıntılarını dans ve içki ile unutmuşlardı. Ne var ki, sorunlar olduğu gibi yerinde duruyordu ve işçiler grevlerini ve adil ödeme mücadelelerini sürdürdüler.

Sistem sonsuza dek değişti

Neticede, yetkililer işçilere zamanında ödeme yapabilecekleri bir sistem geliştirdiler; bununla birlikte, tapınak görevlileriyle işçiler arasındaki ilişkinin dinamiklerinde de bazı değişimler gerçekleşecekti. Ma’at (uyum) kavramının pratik uygulamasında büyük değişikliklere gidildi ve bir daha asla eski anlayışa geri dönülmedi. Aslında, uyumun denetlenmesi ve sürdürülmesi işçilerin değil, firavunun sorumluluğundaydı. Deyr el-Medine’deki insanlar, temel ahenk ve dengenin korunmasına yardımcı olan politikalarda yaşanan büyük sorunların düzeltilmesi için direnmek zorunda kalmışlardı. Belki de tarihte ilk kez, sıradan insanlar bir kralın sorumluluklarını üstlenmek zorunda kalmıştı.

Mezar işçilerinin ve zanaatkârların grevleri oldukça etkiliydi; zira bu insanlar ülkede en çok maaş alan ve en çok saygı görenlerdendi. Eğer bunlar kötü muameleye maruz kalırlarsa, ilerde diğer insanların hayatı adeta cehenneme dönebilirdi. Grevlerin etkisi o denli büyüktü ki, sonraki dönemde tüm görevliler ma’at ilkesine ve sürdürdükleri göreve çok dikkat ettiler; dahası, haksızlık yaşandığını hissettikleri bir hükümet pratiğine karşı çıkmaya yöneldiler. Geç ödenen ücretler konusunda bir şikayet biçiminde başlayan olaylar, yolsuzlukları ve adaletsizliği protesto eden bir eyleme dönüşmüştü. Grevlerinin sona ermesine doğru, işçiler artık açlıklarını değil, daha büyük meseleleri dile getiriyorlardı.

Mezar işçilerinin ve zanaatkârların yaptığı grevin başarısı, başkalarını da aynısını yapmaya teşvik edecekti. Grevlere ilişkin olarak Yeni Krallık ve Geç Dönem’in ikinci yarısındaki belgelerde birçok kayıt mevcut ve belgelere kaydedilen ilk grevlerin III. Ramses zamanında, Deyr el-Medine’deki işçilerle başladığı düşünülüyor.

*Nubya, Antik dönemde, Mısır’ın güneyi ile Etiyopya arasındaki bölgeye verilen isimdir.

**Deniz kavimleri ya da Deniz Halkları, Tunç Çağı’nın sonlarına doğru, özellikle M.Ö. 13. yüz yılda Yunan Yarımadası, Anadolu, Suriye, Fenike, Filistin, Kıbrıs ve Mısır’ı işgal eden denizci ve savaşçı halklardı. Hititler gibi antik dönemin büyük imparatorluklarının yıkılmasından sorumlu tutulurlar.

 

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler