Demirtaş: Muhalefet, AKP'nin gündemine fazla enerji harcıyor, umutları ziyan ediyor

HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AKP’nin kendinden olmayan herkesi ötekileştiren bir hatta sahip olduğunu söyledi ve ekledi: “Hatta AKP seçmeni bile potansiyel ötekidir.”

Demirtaş: Muhalefet, AKP'nin gündemine fazla enerji harcıyor, umutları ziyan ediyor

 

Tutuklu siyasetçi Selahattin Demirtaş, iktidarı zayıflayan AKP’nin kendisinden olmayan herkesi öteki ilan ettiğini söyledi.

 

“Muhalefet sözcüleri hadlerini bilsinler”

HDP’nin Tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhuriyet gazetesinden Enver Aysever’e mektup yoluyla gündemi değerlendirdi. HDP’nin Millet İttifakı’nın açık ve ya gizli ortağı olmadığını söyleyen Demirtaş, “Bize parmak sallayıp söylem dayatan bazı muhalefet sözcülerinin hadlerini ve hudutlarını bilmelerinde fayda var. Biz zulme karşı direnirken bunlar devlet imkanlarının tadını çıkarıyordu. Şimdi bize vebalı muamelesi yapmaya kalkmasınlar” ifadelerini kullandı.

 

Muhalefet AKP’nin gündemiyle fazla enerji harcıyor

Türkiye’de muhalefetin yanlış bir yol izlediğini söyleyen Demirtaş, “Muhalefet AKP’nin gündemiyle fazlaca meşgul olup enerji harcıyor. Bu şekilde umutları da ziyan ediyor. Bunun yerine, bir araya gelerek doğrudan halkla birlikte açık hava forumları, açık hava grup toplantıları, mitingler ve yürüyüşler yapsalar hem yıkımın etkisini azaltabilirler hem de çözüm politikalarını halkla birlikte oluşturabilirler. İktidarın algılatmak istediğinin aksine, sokak demek şiddet demek değil. Sokak haktır ve demokrasinin olmazsa olmazıdır. Her türlü barışçıl gösteri hem anayasal hak hem de demokratik muhalefetin teminatıdır. Muhalefet halktan kopmamaya özen göstermelidir” dedi.

 

“AKP’ye göre herkes öteki”

İktidarın ayrıştırıcı bir dile sahip olduğunu söyleyen Demirtaş, “AKP elitinden olmayan herkes artık ötekidir. Hatta AKP seçmeni bile potansiyel ötekidir. Çünkü bir süre sonra artık AKP’ye oy vermeyecekler ve onlar da ötekileşecekler. Tüm ötekilerin duyguda ve itiraz noktasında birleştikleri düşüncesindeyim. Halka güveniyorum” şeklinde konuştu.

 

“Cumhuriyet’in 100. Yılı demokrasi ile buluşma yılı olabilir”

Türkiye’de adalet ve barışın hala mümkün olduğunu söyleyen Demirtaş, “Biz artık Kürt sorununun önümüzdeki dönemde nihai olarak çözülmesini ve hep birlikte Türkiye’yi büyütecek projelerin etrafında kenetlenmek gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla mesele sadece seçim ittifakı değildir. Mesele, Türkiye’nin büyük barışını sağlayabilecek, Cumhuriyeti 100. yılında demokrasi ile buluşturma meselesidir. Yoksulluğu, işsizliği, açlığı da barış, demokrasi ve adalet programıyla yenebiliriz” dedi.

 

“Tek yol mücadele”

Kürt Sorunu’nun çözümünde meşru mücadelenin tek yöntem olduğunu söyleyen Demirtaş, “Demokratik meşru mücadele dışında hiçbir yol ve yöntemi savunmuyoruz, savunamayız. Siyasi yol ve yöntemlerle, diyalogla, müzakere yoluyla çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Silahların nihai olarak susması gerektiğine inanıyorum. Tabii ki çözümün yeri her durumda parlamentodur. Nihayetinde, Türkiye’nin birliğini tartışmaya açmadan, ancak her yurttaşın hakkını, hukukunu ve özgürlüğünü de sağlayarak şiddeti de bitirecek barışçıl çözümler bulmak, siyasetin görevi ve sorumluluğudur” ifadelerini kullandı.

 

İttifak tartışması

Aysever’in Millet İttifakı’na yönelik sorusuna da cevap veren Demirtaş, “HDP, Millet İttifakı’nın gizli veya açık ortağı değildir, bu defalarca belirtildi. Ben parlamento seçimleri için HDP’nin bir ittifaka ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. HDP, tek başına rahatlıkla yüzde 15’i geçebilecek güçtedir. Cumhurbaşkanlığı seçimi içinse zaten resmi olarak ittifak mümkün değil. Fakat bu konuda demokratik ilkeler etrafında işbirlikleri yapılabilir. Yeni anayasa, demokratik parlamenter sistem, örgütlenme özgürlüğü, ifade ve basın özgürlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı konularında ilkesel uzlaşma sağlanması yeterlidir bana göre. Bu da imkânsız değildir. Bu ilkeler etrafında HDP ile yan yana gelemeyenler ne iktidara alternatif olabilirler ne de seçilseler bile ülkenin sorunlarını çözebilirler. Kaldı ki bugün HDP’lilerin dik duruşu, cezaevlerindeki ve dışarıdaki direniş olmasaydı kimse umuttan ve AKP’nin gerilemesinden söz edemezdi” şeklinde konuştu.

 

HDP çuvaldızı kendine batırmalı

HDP’nin sürekli şiddet ile yanyana anılmasını da değerlendiren Demirtaş, “Bir partiye veya kişiye söylem dayatmak faşizan bir yaklaşımdır. Siz sorarsınız, karşınızdaki istediği cevabı verir, siz de buna göre tavrınızı belirlersiniz. Ama ille de “benim kelimelerim ve cümlelerimle benim söylediklerimi tekrar edeceksin” diye baskı yaparsanız bu kesinlikle yanlış ve kabul edilemez bir tutum olur. Yandaş medyanın HDP’ye yönelik yaklaşımı da bu ilkesizlik şeklindedir. Ancak HDP’liler olarak bu faşizan yaklaşımı bir tarafa bırakıp iğneyi kendimize batırmamız lazım. Türkiye’nin barış için en çok çalışan, en çok bedel ödeyen partisi olarak neden en çok biz, şiddetle yan yana anılıyoruz? Burada büyük bir haksızlık var elbette. Bu haksızlıkta kirli ve kara propagandanın etkisi var. Ancak biz de kendimizi doğru bir şekilde anlatacak eylem ve söylemlerde bulunamamışız demek ki. “Tabanın sosyolojisi nedeniyle şiddet konusunda HDP tavır koyamıyor” tespitini de tabanımızı sanki şiddet yanlısıymış gibi gösterdiği için haksız ve yanlış buluyorum. Bizim tabanımız savaş karşıtıdır, barış sever. Bununla birlikte şiddet sorununun tek taraflı olmadığı görülmeli” ifadelerini kullandı.

 

“Etnik ve dinsel kutuplaşma Sosyalist hareketin büyümesine izin vermiyor”

Sosyalist hareketin hep dar bir çerçevede kaldığını söyleyen Demirtaş, “Gerek Türkiye’nin gerekse tüm dünya halklarının başındaki en büyük bela kapitalizmdir. Bugün yoksulluğun, işsizliğin, açlığın, sefaletin, doğa kıyımının, savaşların ve sömürünün en büyük sebebi neo-liberal kapitalist sistemdir. Kapitalizmin biricik panzehiri ise sosyalizmdir. Emek sömürüsünün ve işsizliğin bunca yoğun olduğu bir toplumda sol hareketler büyüyemiyorsa bunun birinci nedeni elbette bu hareketlerin kendi yetersizliğidir. İkincisi ise etnik ve dinsel kutuplaşma. Sınıf hareketleri ve sınıf çelişkisinin öne çıkarılabilmesi için öncelikli olarak toplumda felç duygusu yaratan tüm kimlik sorunlarını demokrasi ve eşit yurttaşlık çerçevesinde çözmeliyiz. Bu yönlü derin kamplaşmaların sönümlenmesini sağlamalıyız. Sonrasında tüm sol ve sosyalist hareketlerin birleşerek kuracakları bir “sol blok” ile ortak mücadeleye girişebilmeliyiz. Sol, Türkiye’de yönetime gelmeden ne işsizlik ne sömürü ne açlık ne de yolsuzluk bitecektir” dedi.

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler