Çürütüyorlar ülkeyi: Memleket ihbarcı kaynıyor!

SİYASİ HABER’den - Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün 2018 verileriyle karşılaştırmalı olarak yayımladığı 2019 ihbarcılık verileri bugün medyaya yansıdı.Veriler bir hakikati apaçık gösteriyor. Türkiye hiç zaman yitirmeksizin Türkiye’yi çürüten AKP İktidarı’ndan kurtulmalıdır.

Çürütüyorlar ülkeyi: Memleket ihbarcı kaynıyor!

SiyasiHaber

2018 yılıyla karşılaştırmalı olarak bakıldığında 2019 yılında Cumhuriyet Başsavcılıklarında ihbar edilen kişi sayısı iki kat arttı. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre 2019’da saatte 20 kişi hakkında savcılıklara ihbarda bulunuldu.

2018'de, savcılıklara yapılan ihbar sayısı 80 bin 866 iken, 2019'da bu sayı rekor kırarak, yüzde 118 artışla 176 bin 380'e ulaştı. Önceki seneden devreden ihbar dosyaları da eklendiğinde, son iki senede hakkında herhangi bir suçla ilintili olduğu gerekçesiyle ihbarda bulunulan kişi sayısı 297 bin 225 olarak kayıtlara geçti.

Sözcü'den Başak Kaya'nın haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “İhbar mekanizması, toplum üzerinde korku, tedirginlik ve yılgınlık yaratmak için sıklıkla kullanılan bir silah haline dönüştü'' dedi ve şunları söyledi:

“2019'da savcılıklarca işleme alınan 167 bin 293 ihbar dosyasından yalnızca yüzde 14'ü için soruşturma talimatı verilmiş. Geri kalan 119 bin 623 dosya yani yüzde 72'si için soruşturmaya gerek görülmedi.”

İlgezdi, ihbar sayısının ikiye katlanmasının baskı, otoriterleşme ve ayrımcılık politikalarının hız kazanmasına paralel olduğuna işaret etti. 2013 yılında mahallelere ihbar kutusu yerleştirme uygulamasının gündeme geldiğini anımsatan İlgezdi, 2014 yılında da öğrenci evleriyle ilgili ihbarlarda bulunulması tartışmalarının yaşandığını, özellikle 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından asılsız ihbarlarda patlama yaşandığına dikkat çekti. FETÖ’nün kumpas davalarını da asılsız ve isimsiz ihbarlarla başlattığını anımsatan İlgezdi, “Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte ihbar kültürünün de yaygınlaştığı görülmektedir. FETÖ dönemini aratmayacak biçimde yaygınlaşan ihbarcılık, muhbircilik ya da jurnalcilik artık telafisi mümkün olmayan hak ihlallerini beraberinde getirmekte, adli sisteme olan güveni yok etmekte ve insanların geleceğini karartmaktadır” dedi.

ih1

Halkı birbirine düşman etme siyaseti 

Gezi ayaklanması AKP’nin ideolojik hegemonyasını yitirmeye başladığının önemli bir göstergesiydi. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde HDP’nin büyük yükselişi bunu tescil etti. AKP toplumsal tabanını yitirme sürecine girmişti. Süreç olağan akışında ilerlemeye devam etmiş olsaydı bugün yüz yüze kaldığımız AKP İktidarı olmayacaktı.

Bu trendi gören Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP kurmayları, olağan gidişatı durdurmak için bilinçli bir gerginlik, kutuplaştırma siyaseti izlemeye başladılar. Bu siyaset yurttaşın yurttaşa düşman edilmesi esası üzerine kuruluydu. AKP seçmeni, hurafeler, yalanlar, entrikalar, milliyetçilik, siyasal İslamcılık, işe yarar hangi araç varsa kullanılarak diğer seçmenlere düşmanlaştırılarak konsolide edilecekti. AKP’nin iktidar katında tutunabilmesinin yegane yolu buydu.

Berkin Elvan’ın annesinin yuhalatılmasından, “türbanlı bacımızın üzerine işediler” yalanına; “Ananı da al” git söyleminden, Kılıçdaroğlu’nun “şehit” cenazesinde linç edilmesi girişimine; Soma’da protesto gösterisinde bulunan madencinin tekmelenmesinden, Mehmet Cengiz’in “bu milletin ….. koyacağız!” vecizesine; “Kadın mı kız mı bilemedim” lafından “Af edersiniz Ermeni” garipliğine; Erdoğan’ın yine Soma’da kendisini protesto eden gencin ensesinden tutup “niye kaçıyorsun ulan İsrail dölü” diye bağırıp yumruklamasından Hakan Fidan’ın "Gerekirse Suriye'ye dört adam gönderirim. Türkiye'ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesi’ne de saldırtırız" ifadesine; “Sıfırlı oğlum”dan “iki ayyaşın yaptığı yasa” ifadesinde tanık olduğumuz üslup halkı halka düşman etme siyasetinin tezahürüdür.

ih2

Maksat vicdanın kabul etmeyeceği söylemleri olağanlaştırmaktır

Anayı yuhalatmak… Cenazede provokasyon yapmak… Kadınların “iffetiyle” uğraşmak… Ekmeğinin peşinde koşan insanı küçüksemek, tekmelemek, hatta yumruklamak… Toplumun azımsanmayacak bir kesiminin itibar ettiği tarihsel şahsiyetleri aşağılamak… Bazıları halkın tümünün, bazıları azımsanmayacak bir kesiminin vicdanında kabul görmeyecek söylemlerdir. AKP kurmayları bilerek, bilinçli biçimde bu üslubu kullanmaktadırlar.

Yolsuzluğu kanıksatmaya çalışmak… Farklı etnisitelere hakareti sıradanlaştırmak… Devlet provokasyonunu normalmiş gibi sunmak… Bu liste böyle devam eder gider.

Maksat anormal olanı olağanlaştırmaktır. Ahlaken kabul edilemez olanı sıradanlaştırmaktır. Toplumsal doku bu türden söylemler olağan hale getirilip çürütülmeli, toplum vicdan skalasını yitirmelidir ki AKP’nin toplumsal tabanı konsolide edilebilsin, gözü hiçbir hakikati göremesin.

 

İhbarcılık kurumsallaşmalı ki AKP İktidar katında tutunabilsin

İktidar katında tutunabilmek için bu üslubu kuranlar aynı zamanda düşmanlığı kurumsallaştırmak istemektedirler. İşte bu yüzden ihbarcılık olağanlaştırılmak isteniyor. Ne kadar çok insan ne kadar çok insanı ihbar ederse halkın içinde düşmanlık da o kadar kökleşmiş olacak. Kökleştikçe AKP’nin toplumsal tabanı kemikleşecek, kemikleşen taban “Tayyip Erdoğan’ın …… kılıyım!” deme noktasına sürüklenecek.  Yapılmak istenen budur...

Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün bugün medyaya yansıyan istatistikleri AKP İktidarı’nın ihbarcılığı yaygınlaştırmakta yol aldığını gösteriyor. Bunu yurttaşı yurttaşa düşman etmekte ilerleme sağladıkları şeklinde anlamak gerekir.

Bu çürümedir, toplumsal dokunun onulmaz biçimde sakatlanmasıdır. AKP İktidarı kendi çürümesi ölçüsünde ülkeyi de çürütmektedir. Bütün siyasal faktörler dışta bırakılsa dahi bu faktör AKP’nin iktidar katından indirilmesi için yeterli nedendir. Türkiye temiz hava solumak istiyorsa bir an evvel AKP İktidarı’ndan kurtulmalıdır.

Yorumumuza Nur Betül Çelik’in Kasım 2019’da yayımlanan yazısındaki saptamayla bitirelim:

 “Toplumsallığın her düzeyinde yaygınlaşan, yerleşik hale gelen ihbarcılık, kurumların çöküşünü hızlandırıyor. Sinsice ikiyüzlülüğün sığınağında bekleyen, ardında koskoca devleti varsaydığı sürece pervasızlaşan muhbirler artıyor, ihbarcılık hepimizi kuşatıyor; muhbirimiz yabancımız değil, kendimiz kadar yakın. Onu çok iyi tanıyoruz. Ondan korktukça suskunlaşıyoruz. Kurumun korunması, devletin bekası gibi gerekçeler, ihbar edeni meşru kıldıkça muhalefet etme alanımız daralıyor. Muhbirliğin makbul hale gelmesine direnmek gerekiyor. Muhbirin ifşa edilmesiyle işe başlayabiliriz. Ne dersiniz?”[1]


[1] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/11/01/muhbir-dolayisiyla-makbul-vatandas/

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler