‘Çevresel tepki değerlendirmesi’

Tunahan GÖZLÜGÖL yazdı - Cerattepe’de, Yırca’da, Kirazlıyayla’da direnen kadınlar, halklar ÇED’in ta kendisidir. Burjuva hukukunun Çevresel Etki Değerlendirmesi değil, asıl halkların çevresel tepki değerlendirmesi gerekir. Nerede bir talan varsa orada çevresel tepki veren, direnen halklar çevresel etkinin boyutunu bize gösteriyor.

‘Çevresel tepki değerlendirmesi’

 

Doğanın talan edildiği ve/veya davalık olduğu her olayda bir kavram duyuyoruz: ÇED. Ne anlama geldiğini az çok tahmin ediyoruz veya zaten biliyoruz. Ancak kısaca açıklamak gerekirse Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), yapılacak eylemin çevreye etkisinin ne olacağını belirlemek için yapılan bir uygulamadır. ÇED, burjuva hukukunda 2872 sayılı kanunun 10. maddesi ile koruma altındadır. Bu maddeye göre ÇED olumlu veya gereksizdir kararı çıkmadığı müddetçe ruhsat verilemez. Yani yapılacak işlemler hukuksuz olur ve müdahale edilir. Eylem eğer inşaat alanı içinde gerçekleşiyorsa o alan mühürlenir. Yasal süreç bu şekilde işler ancak bunun bir de kapitalist süreci var ki pek yaygın ve yasal (!) olanı bu süreç olarak görülüyor.

Pek çok insan hukuku bir güvence olarak görmekte. Hukukun çerçevesi içerisinde var olan normları da birer gerçeklik olarak görmekte ve ona güvenmekte. Bir noktada haklılar ancak liberal bir düzen içerisinde sermayeyi korumayan bir hukuk sisteminden bahsetmek zor olacaktır. Bunu daha dar bir sahada, Türkiye nezdinde tartışınca ise buna verilecek birçok örnek var. Adalet kavramı sadece siyasi suçlular (!) için gözardı edilmiyor. Söz konusu sermaye iken hukuk adeta kaçış rampası işlevi görüyor. Mesela “milletin a… koyacağız” beyanından dolayı TCK 216’dan yargılanmış ve ceza almış bir Mehmet Cengiz göremezsiniz. Oysa “millet” ne kutsal ne büyük bir değerdi bugünlere gelmiş burjuva için! Tek millet formasyonundan çeşitliliği tekçilik ile açıklayan ılımanlığa kadar milletin değeri dillerden düşmüyor. Bir şeyleri yok etmeyi millet adına yaparak meşruiyet arıyorlar. Değilse kim yok edilecek bir Salda Gölü’ne ‘millet bahçesi’ der? Bu denli bir absürtlüğü ancak ve ancak burjuva hukuku kaldırabilir.

tun1

İsmi ne kadar değerli gibi dursa da çevreye etkisinin ne olacağını değerlendiren bir merci ancak bu kadar çevreyi görmezden gelebilirdi. 2015 yılında Kirazlıyayla’da 273 hektarlık alana verilen ruhsat; halkın merasını, gölünü kirletirken hangi çevrenin hangi etkisine bakılmış oldukça merak konusu. Sahil şeridinde yanan ormanlar ÇED’den çok daha fazla bilgi veriyor bizlere. En azından daha güvenilir. Yanan bir yerde ne çapta bir flora ve fauna yok oldu ve bu yok oluşun üzerine kaç odalı bir otel dikilebilir tahmin edebiliyoruz sonuçta. Mesela Kaş’ta denize nazır yanan ve birkaç ay sonra açılan imarla gündeme gelen yanmış alanı hatırlarsınız. Oraya tahmini kaç villa dikileceğini basit alan ölçme bilgisiyle tahmin edebiliriz. Öte yandan, ÇED onaylı bir alanın doğaya ne kadar zarar vereceğini herkes tahmin edebilir. Bu, alan ölçmek kadar basit ancak bunun reddini sermayeye dayatmak kişi sayısına bakıyor. Kamuoyu ile belirlenen bir sistem güdülüyor. Hewsel Bahçeleri kayyım belediye başkanının da göz yummasıyla molozlara boğulurken Gezi Parkı koskoca bir direniş başlattı. Politik değer olarak karşılaştırmıyorum burada. Birinde şehirden şehire yayılan bir kamuoyu varken bir diğerinde yerelde kalan bir kamuoyu görüyoruz. İşte ÇED bu kamuoyunun temsilidir. Yeteri kadar muhalif gücünüz varsa ÇED onayını redde çevirebilirsiniz. Bunun dışında ne yazık ki sessiz sedasız bir yıkımdan başka bir şey konuşamayız.

ÇED ile ilgili bu kadar laf etmişken istatistiksel kısmını da eksik bırakmamak gerekir ki ekolojik talan ve burjuva hukuku arasındaki bağı en iyi açıklayan gerçeklik bu istatistikler oluyor. ÇED ilk defa 1993 yılında hukuki bir norm halini aldı. 1993 yılından 2018 yılına ait ÇED raporlarını incelersek oldukça ilgi çekici sonuçlar göreceğiz. Verilere göre 5288 ÇED olumlu sonuç bulunuyor ve bunun yanında ise 53 tane ÇED olumsuz rapor bulunmakta. Bu oransal olarak ÇED olumsuz kararının sadece %0,99 olduğu sonucuna varıyoruz. Öte yandan ÇED gereklidir sonucu 1005 iken ÇED gerekli değildir sonucunun sayısı 60694. Bu da oransal olarak %1,62’ye tekabül ediyor. Böyle bir durumda hala burjuva hukukunun üstün gücüne inanan var mı? ÇED aslında burjuva hukukunun bir yansıması sadece. Ekolojik saldırının ne kadar açık olduğunu anlamamızı sağlayan sadece bir norm.

tun3

ODTÜ’de 1 yıla yakın bir süredir direnen Kavaklık Direnişçilerine kim kavak ağacının ticari olduğunu, kesilebilir olduğunu anlatabilir? O kavaklar içinde yaşattıkları flora ve faunanın hesabını sormayacak mı? Peki Kanal İstanbul için verilen ÇED onay kararının hukuksal doğruluğunu kim açıklayabilir? Yürütmenin durdurulduğu inşaat alanlarında kaçak kesilen ağaçların ne kadar hukuka uygun olduğunu kim açıklayabilir? Burjuva hukuku sadece bir normlar bütünüdür. Mahkemelerse böyle bir sistem içerisinde sermaye yandaşı ve koruyucusu olmaktan öteye gidemiyor. Farklı bir konu olsa da bu her alanda geçerli. Hadi ağacın dili yok, hukukun uygun dediği yerde neleri yok oldu anlatamıyor. Bir de af ile salınan tacizciye ve bir de siyasi ‘suçlu’ olana sorun. Aradaki fark bir hukuk sisteminin ne kadar düzen buyruğuna girebileceğinin gerçekliğidir. Bu noktada ÇED hukuki uygun olmakla birlikte sosyal olarak uygun olmuyor birçok noktada. Cerattepe’de, Yırca’da, Kirazlıyayla’da direnen kadınlar, halklar ÇED’in ta kendisidir. Burjuva hukukunun Çevresel Etki Değerlendirmesi değil, asıl halkların çevresel tepki değerlendirmesi gerekir. Nerede bir talan varsa orada çevresel tepki veren, direnen halklar çevresel etkinin boyutunu bize gösteriyor. Elbette direniş olmayan yerde ÇED olumludur demiyorum ancak bütün bu kelamlardan oldukça kritik bir soruya geliyoruz: Eyyyy ÇED, sen kimsin ya?

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler