Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye

Korkut AKIN yazdı: Ahmet Emin Yalman’ın, 1930’larda İngilizce olarak kaleme aldığı “Turkey In The World War”, “Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye” adıyla yayımlandı. Kitapta İsyanlar, başkaldırılar, ölümler, öldürülmeler, karşılıklı katliamlar ve tehcir üzerine detaylı bilgiler yer alıyor.

Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye

1914-1918 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı, sadece Osmanlı İmparatorluğu için değil, tüm dünya için inanılmaz büyük değişimlerin dönüm noktasıdır. Sanayileşme ile birlikte pazar paylarını arttırmak isteyen emperyal güçlerin savaş dışında başka bir seçenekleri kalmamıştı ve bahane bulmak da kolaydı.

Peki, Osmanlı İmparatorluğu bu dönüşüme nasıl yakalandı? Hemen hiçbirimiz doğru dürüst bilmiyoruz neyi ne olduğunu. Çünkü ne okullarda öğretildi ne de kitaplar yayınlandı. Resmi tarih ise hep kendi gözlüğüyle bakınca… bugünümüzü ve içinde bulunduğumuz sosyokültürel, jeopolitik, sosyoekonomik durumumuzu irdeleyemiyoruz.

Birilerinin işine geliyor olsa da, kitle iletişim araçlarının gelişmesi, yabancı dil bilenlerin artması, yayınlardaki çeşitlilik insanların aklına kocaman, kasap çengeli örneği soru işaretleri getiriyor. Öyle de olmalı, geçmişini bilmeyenler geleceklerini kuramazlar.

 

Öncesi…

Ahmet Emin Yalman’ın, 1930’larda İngilizce olarak kaleme aldığı “Turkey In The World War”, “Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye” adıyla yayımlandı. Yalman’ın bu çalışması da, muhakkak ki belli bir pencereden bakıyor geçmişimize, ama farklı bir pencere olduğu kesin. “Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye”, Birinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasındaki ekonomik ve sosyal süreci sadece ülkeler açısından değil, hayatın içindeki tüm değerleri de içerecek bir şekilde ele alıyor. Toplumsal koşullar, temel gereksinimler, finansal gelişmeler ve bağlı olarak değer kazanan/kaybeden TL, fiyatlar ve enflasyon gibi geniş perspektifle, entelektüel bir gazeteci bakışıyla titiz ve ayrıntılı anlatılıyor.

 

Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki!

Gündeme getirilmediği, getirilse de önemsenmediği, önemli olsa da başta siyasiler olmak üzere devlet yöneticileri tarafından göz ardı edilen o kadar çok şey var ki… Okuryazarlık -zaten çok düşük- oranı bilinmiyor, üretim ekonomisi istatistiklere yansımamış, hatta nüfus sayımı bile yapılmamış… Padişah, buna rağmen, hafiyeliği alabildiğine destekleyerek insanların bilgi edinmesini engelleyebilmiş…

 

Bugün ile aynı…

Savaş sürecinde her şeyin, ekmeğin bile iki fiyatı var… Devletin temin ettikleri ucuz, ama bulunmuyor, dışarıdakiler ise alabildiğine zamlı günümüzün deyişiyle. Kalitesinin düşmesi de bir başka sorun… Tereyağı olarak satılan malın ¾’ünün su olmasından şikayet (s. 172) gazetelere bile yansımış. Bugün patates, soğan, patlıcan için olan o zaman örneğin limon için yaşanmış. Tıpkı bugünkü gibi rüşvetçilik ve aracıların çokluğu üretilenle satılanın arasındaki fiyat uçurumunu belirliyormuş.

100 yıl önceyi bilmediğiniz zaman, bugün sorunun kaynağını ve çözüm yollarını belirlemek güç oluyor.

 

Yerleşimden sağlığa…

İlk kez 1918’de özel bir iskan kanunu çıkmış, kira zam oranı yüzde 50 ile sınırlandırılmış. O zamana dek yüzde 200-300 artış, hem de yılda birkaç kez söz konusuymuş. Maaşlar ödenmiyor, yakacak bulunmuyor, insanlar (özellikle kadın ve çocuklar) çok ucuza çalıştırılıyormuş. Bu hayatın her alanında, her anında yaşanan bir gerçekken, savaşı ileri süren yetkililer yaşanan haksızlıklara göz yumuyormuş.

 

Savaşla birlikte…

Ahmet Emin Yalman yalın ve açık bir şekilde durumu açıklıyor. Savaş sürecinde ekonomideki duruma rağmen rasyonel ve ilerici bir atmosferin bulunduğunu, özellikle din, kadınlar, milliyetçilik gibi hususlarda gerçekten önemli adımların atıldığını belirtiyor. Takvim bu dönemde yenileniyor. Güzel sanatlar bu süreçte destekleniyor. Osmanlı Müzesi açılıyor. Kadın oyuncular sahneye çıkıyor…

Din konusunda yaşananları ise okurken bile şaşırmamak elde değil. Buna milliyetçiliği de eklemek gerekir. Çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı’da etnisite kavgaları yaşanıyor. Aynı dinin farklı mezheplerinden olanlar arasında derin düşmanlıklar olmamasına rağmen, aynı gruplar arasındaki gerilim bir savaş yıkımı oluşturabiliyor…

 

Dünden bugüne…

Milliyetçilik, bugün de ülkemizin en önemli sorunu, tabii, sadece Türk olarak ele alırsanız. Oysa Ahmet Emin Yalman, Arap, Kürt, Rum, Ermenileri de tek tek ele alıyor, azınlıklar sorununun halledilmesinden uzak düşüldüğünü vurguluyor, azınlık haklarının kağıt üzerinde çözümlenmesinin yetersiz kalacağını, bu durumun sorunun kaynağı olacağının altını çiziyor: “Sonuç olarak, çoğunluk azınlığa şaibeli insan grubu olarak bakacak, onları baskı altında tutma eğiliminde olacak ve birey olarak da onların hayatta başarılı olabilme fırsatlarını asgariye indirmeye çalışacaktır” (s. 240) diyor.

İsyanlar, başkaldırılar, ölümler, öldürülmeler, karşılıklı katliamlar ve tehcir üzerine detaylı bilgi veren Yalman, savaş ahlakı, sağlık, eğitim, kadınların özgürleştirilmesi konularını da irdeliyor.

 

Ya sonra…

“Türk milleti kendini tamamen yok olmaktan firar ederek kurtardı” cümlesi bile yeterli bu önemli, önemli olduğu kadar da rehberlik edecek kitabı okumaya…

Mondros Mütarekesiyle birlikte geri gelmesi, hükümetin kötü yönetimi, rüşvetçiliğin yeniden hortlaması belli bir başkaldırıyı da tetikliyor kuşkusuz. Burada mandacılık ve taraftarlarının durumu da ele alınıyor. Amerikan yanlılarıyla milliyetçilerin karşı karşıya gelmeleri belirleyici kuşkusuz. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu toprakları itilaf devletlerince işgal edildi. Sınırlar yeniden belirlendi…

Mustafa Kemal Ankara Hükümetini kuruyor… Kurtuluş Savaşı sonrasında yeni bir Türkiye doğuyor, hepimiz biliyoruz. Neler yaşandı, neler konuşuldu kapalı kapılar arkasında, bilmiyoruz. Yalman, işin magazinini değil gerçeğini ele alıyor… belgeler eşliğinde.

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye

Ahmet Emin Yalman, Çeviren Birgen Keşoğlu

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kasım 2018

376 sayfa

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler