Baltimore – Açların yoksulların mülksüzlerin isyanı

Baltimore – Açların yoksulların mülksüzlerin isyanı

VOLKAN YARAŞIR – Diğer Yazıları

Açların, yoksulların, mülksüzlerin isyanı – Baltimore ve yeni kent savaşları                                                                   
Sokaklar, mülksüzlerin varolma ve dayanışma alanıdır.

Baltimore isyanı yoksulların ve açların öfke çığlığı oldu. 25 yaşındaki Freddie Gray’in, polisin yaptığı işkence sonucu öldürülmesi Baltimore’da Siyah öfkeyi tetikledi. Yaygın protestolar, hızla isyana dönüştü.

Sınıfsal ve ırksal eşitsizliğin ve diskriminasyonun en rafine ve en konsantre uygulandığı ülke olan ABD, yeni Siyah isyanlara gebe.

“Sıradan ırkçılık”

ABD’deki kapitalizmin gelişmesinde köle emeği stratejik rol oynadı. Irkçılık sistemin genlerini oluşturdu. Beyaz ırk üstünlüğüne dayanan sistem, köle kanı ve emeği üzerinde “yükseldi”.

1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı, plantasyon ve esasta köle emeğine dayalı Güney’in yenilgisiyle, 1865 yılında sona erdi. Sanayiye dayalı Kuzey, iç savaşın galibi olarak çıktı. Güney her ne kadar askeri olarak kaybetse de ideolojik düzeyde zafer kazandı. Irkçılık sistemin ruhuna sirayet etti.

İç savaş sonrasında ” hukuki” olarak kölelik kaldırılsa da ırkçı uygulama ve yasalar en katı haliyle 1960’ların sonuna kadar sürdü.*

1968 ABD’de üç eksende gelişti. Birincisi Vietnam Savaşı’na karşı oluşan, savaş karşıtı muhalefetti. İkincisi, refah toplumunun ruhları kadavra edişine karşı şekillenen alternatif hareketler oldu. Üçüncüsü ise Sivil Haklar Hareketi’ydi. Malcom X, Martin Luther King, Kara Panterler gibi yapı ve karizmatik kimlikler bu dönemde ortaya çıktı. Muhteşem sivil itaatsizlik eylemleriyle, ABD’nin her kenti sarsıldı.**

Bu direniş hareketi açık ırkçı yasakları (Özellikle Güney eyaletlerinde Siyahlarla Beyazların oturduğu, yemek yediği, yaşadığı, gündelik hayatın sürdüğü alanlarda, genelde kamusal alanda ırkçı uygulamaları) ortadan kaldırdı. Ama ırkçı uygulamalar daha rafine, daha içsel ve kültürel ırkçılık boyutlarıyla beslenen bir içeriğe büründü. Bu süreç bir yandan da “Beyaz Zencilerin” önünü açtı. Sistem Beyaz Zencilerle varlığını ve ırkçı uygulamalarını meşrulaştırdı. Yanılsamalar yarattı. Gündelik ırkçılık sıradanlaştı, hatta normalleşti. “Sıradan ırkçılıkla”, WASP yüceltildi. WASP yani Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan kökenli olmak ABD’nin gerçek yüzü oldu. Ya da “gerçek” Amerika.

Diğerleri ötekilerdi. “Lânetlenenlerdi”. Onlar her zaman “öteki Amerika’yı” oluşturdu. Yani başta Siyahlar, Hispanikler (Latin Amerika kökenliler), kadınlar, göçmenler, işsizler, evsizler, kısaca yoksullar ve mülksüzler…

Irk ve sınıf, sömürü ve tahakküm

Başından itibaren tekelci bir karakterde gelişen ABD kapitalizminin yoğun işgücü ihtiyacı, dünün kırbaçlı kölelerinin ücretli köle haline getirilmesiyle sağlandı. Tırnak içinde kölelikten kurtulan milyonlarca Siyah, Güney’den göç ederek Kuzey’in fabrikalarında işçileşti.

ABD kapitalizmi hızlı ve yıkıcı bir gelişim seyri gösterdi. ABD’deki her sanayi merkezi bu gelişimin parçası oldu. Bu merkezler, Siyahların yaşam alanı ve çalışma alanına dönüştü. Tabii ki dün Güney’in kulübelerinde yaşayanları, sanayi merkezlerinde daha iyi koşullar beklemiyordu. Sanayi kentlerinin çevresinde, oluşan gettolar yeni ücretli kölelerin yaşam alanı oldu. Bugüne kadar özellikle 1975 sonrasında yaşanan her Siyahi ayaklanmanın, geçmişin önemli sanayi merkezlerinde gerçekleşmesi rastlantı değildir.

ABD kapitalizminin tranformasyon süreci ve aynı tarihlerde başlayan kapitalizmin yapısal, genelleşmiş krizi,  ülkede sosyal ve ırksal eşitsizliği şiddetlendirdi ve kent sosyolojisinde önemli farklılaşmalara yol açtı.

Baltimore kenti de bunlardan biri oldu. Kent, bir zamanlar sanayi işçilerinin merkeziydi. Demir-çelik sektörünün en önemli odaklarından biri olan Baltimore’da, çalışan işçilerin çok büyük bir yoğunluğunu Siyahi işçiler oluşuyordu.

1970’li yılların ikinci yarısından sonra (kapitalizmin organik krizinin dışavurması ve neo-liberal restorasyon politikalarıyla birlikte), Baltimore gibi bir çok sanayi merkezinin sosyolojinde ve demografik yapısında ciddi değişimler yaşandı.

Yeni sermaye birikim rejimine ya da sermayenin yeniden yapılanmasına bağlı olarak ve bu sürecin uluslararası yeni işbölümüne yansımasının sonucu, sanayi sektöründe önemli daralmalar ve tasfiyeler görüldü. Bunun işçi sınıfı için anlamı (işyeri kapanmaları ve toplu tensikatlar ve) işsizlikti. Sermayenin bu stratejik saldırılarından en çok etkilenen kesim özellikle Siyahi işçilerdi.

Baltimore’un bugün (600 bin civarında olan) nüfusunun, yüzde 65’e yakınını Siyahlar oluşturuyor. Siyahlar arasında işsizlik oranı ise yüzde 50’ye yükselmiş durumda. Yani her iki Siyahtan biri işsiz. Çalışanların büyük bir oranı ise güvencesiz, en alt iş gruplarında ve informel sektörde çalışıyor. Siyahiler kentin Batı ve Kuzey’inde bulunan alt yapısız, sağlık ve eğitim problemlerinin yoğun olduğu gettolarda yaşıyor. Öte yandan ağırlıkta Beyazların yaşadığı bölge olan kentin merkezi, “soylulaştırılmış” ve üst sınıfların yaşadığı yer olarak dikkat çekiyor. Böylesi bir kent sosyolojini aşağı yukarı her ABD kentinde görmek mümkün.

Sosyal atık: Siyahiler

Kriz ve neo-liberal yıkım politikaları Siyahileri kronik ve kitlesel bir yoksulluğa sürüklerken, geleceksiz ve işsiz bıraktı. Gettolar devletin özel politikalarıyla kentin safraları olarak işlev gördü. Sistematik olarak kriminalize edildi. Aynı zamanda bu alanlar polis şiddetinin en yoğun uygulandığı ve yoksullara sosyal atık muamelesinin yapıldığı bölgeler olarak dikkat çekti.

Sınıfsal, ırksal ve sosyal eşitsizlik ABD düzeyinde Siyahiler için yıkıcı sonuçlar yarattı. Siyahilerin kriminalleştirilmesi ve diskrimine edilmesinin bir sonucu olarak bugün, ABD’de yaşayan her üç siyahtan biri hapishane deneyimine sahip. ABD’deki hapishanelerde 750 bin Siyahi bulunuyor. Bazı özel hapishaneler bir nevi yeni endüstri mekanlarına, modern fabrikalara dönüşmüş durumda. Köle işçiliğin yeni biçimi, hapishanelerde gerçekleşiyor. ABD’de hapishane fabrikalar olağanüstü karların elde edildiği mekanlar olarak işlev görüyor. Son derece düşük ücret ve ağır çalışma koşullarının olduğu bu mekanların işgücü kaynağını, ağırlıkta Siyahiler ve Hispanikler oluşturuyor.

Bir suçlu imgesine dönüşen ve potansiyel tehlike olarak görülen Siyahiler, sistematik mülksüzleştirme ve yoksullaştırma politikalarına maruz bırakıldı. ABD’de yaşayan Siyahi nüfusun yüzde 50’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Sınıf ve ırk temelli bölünme, eşitsizlik ve sistemli diskriminasyon, yapısal ve gündelik devlet şiddeti Siyahilerin “kaderi” olarak görülüyor. Yine aynı nedenler Baltimore isyanını tetikledi. ABD’de birçok kent benzer potansiyelleri bünyesinde taşıyor.

Polis şiddeti, kuşatılmışlık duygusu ve yıkıcı yoksulluk Siyahi hayatları değersiz kılıyor. Siyahilere uygulanan şiddet “normalleştiriliyor”. Bunu kısa zaman önce New York’ta Eric Garner’ın boğazı sıkılarak öldürülmesinde, 2014’te Ferguson’da Michael Brown’ın polis kurşunuyla katledilmesinde ve son olarak Baltimore’da Freddie Gray’ın polisin yaptığı işkence sonucu öldürülmesinde gördük.

ABD’de Siyahilerin öldürülmesi, aşağılanması, şiddete maruz kalmaları ve şiddetin olağanlaşması inanılmaz bir noktaya ulaştı. Son 4 yıl içinde sadece Baltimore’da tutuklananlara, haksız tutuklama ve kötü muameleden dolayı polisin ödediği tazminat miktarı 5 milyar doları geçti. Bu çarpıcı rakam polis şiddetinin boyutunu açığa çıkarıyor. ABD düzeyinde vaka ele alındığında korkunç bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Devletin ödediği tazminat polis şiddetini azaltmıyor, hatta daha çok artırıyor ve yaygınlaştırıyor. Polis parasını ödeyerek pervasızca işkence ya da kötü muamele yapabiliyor, katliamlara girişebiliyor.

Bütün bu veriler sistemin sınıfsal ve ırksal eşitsizlik üzerinden kendini yeniden ürettiğini ve buradan beslendiğini gösteriyor.

Baltimore isyanında sistemi, devleti, iktidarı simgeleyen yerlerin yakılması boşuna değil. Bu tavır ezilenlerin sınıfsal öfke ve kininin dışavurumudur.

Bunun yanında burjuva basında talan ve yağma olarak gösterilen ve vandalizm diye en yetkili ağızlardan yorum yapılan market ve işyerlerinden kitlelerin el koyma eylemleri, ABD’deki olağanüstü eşitsizliğin ve yoksulluğun göstergesidir. Hatta yoksulların yaratıcı yıkıcılıkların en estetik biçimidir.

Şiddet, yoksulların iktidarlarına karşı varlığını gösterme biçimidir

Baltimore İsyanı ve daha önce yaşanan Siyahi isyanlarda kitlelerin gerçekleştirdiği şiddet, yoksulların iktidara karşı bir varlık göstergesi oldu. Kitlelerin yaratıcı yıkıcılığının somut biçimi olan şiddet, düzen ve ezber bozucu yönler taşır, kitlelere ruh ve muktedir olma duygusu kazandırır.

Şiddet tekelini elinde bulunduran ve düzeni tahsis etmekle yükümlü devlet ya da iktidarlar yoksulların bu gücü kullanmasından korkar. Varlık zeminini yitirdiğini hisseder. Kitlelerde yarattığı “toplumsal sözleşme” yanılsamasının aşıldığını, kolektif büyünün bozulduğunu görür. Bundan dolayı ideolojik aygıtlarıyla kitleleri ve eylemlerini kriminalleştirir, “vandalizm” olarak lanse eder, patolojik bir vakaya dönüştürür, orta sınıfların ve küçük burjuvazinin konformist ve hedonist duygularını tetikler ve onlara ayrıcalıklarını kaybetme tedirginliği yaşatarak, düzenin devamının ne kadar önemli olduğunu hissettirir ve suç ortağı haline getirir. Devlet, tekelinde tuttuğu şiddeti yoğunlaştırarak eylemleri, isyanı bastırmaya çalışır. Düzeni sağlar. Hayatı “normalleştirir”.

Dün Los Angeles ayaklanması, bugün Baltimore İsyanı bu içerikteki pratikler oldu.

Kapitalizmin yapısal/organik/genelleşmiş krizinin derinleşmesi, çok boyutlu yıkıcılığı, jeo-politik gerilimlerin yoğunlaşması, emperyal özneler arasında hegemonya “savaşları” önümüzdeki dönemde yeni ve daha sarsıcı kent isyanlarının önünü açıyor.

Baltimore, yoksulların ve Siyahilerin isyanı olarak iz bıraktı. Artık yalnızca ABD’de değil her metropolde yoksulların ve ezilenlerin ayaklanmalarının ortaya çıkacağı yüksek bir konjonktüre girdik. İngiltere’de 1981 Brixton, 1985 Broadwater, 1995 ikinci Brixton, 2001 Leed’s, 2011 Londra -Tottenham- isyanları, Fransa’da 1981 Lyon, 2005 Paris banliyö ayaklanmaları, ABD’de 1992’de büyük Los Angeles ayaklanması göçmenlerin, Siyahilerin, yoksulların, ezilenlerin isyanları olarak hafızalara kazındı. Ayaklanmalar ve isyanlar metropolleri günlerce alt üst etti ve sarstı.

Yeni dönem kitlelerin yıkıcı enerjisinin açığa çıktığı yeni kent ayaklanmalarına gebedir. Bu büyük öfke patlamaları bugün her gettoda, banliyöde ve sokakta mayalanıyor. Baltimore isyanını kapitalizmin kalbinde yaşanan sarsıcı bir spazm olarak görmek gerekiyor.

Yaşanan pratikler, kent isyanları karşısında iktidarların ne derece kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.

Sistemin işleyişini sağlayan kentler, sınıf ve kitle hareketleri karşısında birden sistemin felç olduğu alanlara dönüşebiliyor.

Küresel iç savaş stratejisi ve kent savaşları

Kentler artık kapitalist devletlerin iç savaş stratejilerinin odağında yer alıyor. Küresel finans kapitalin bir dizi kurumunun, bazı savunma bakanlıkları ve güvenlik örgütlerinin, gizli servislerin ve karşı devrimci birçok think tank kuruluşunun yakın gelecek projeksiyonlarında kentlerin iç savaş merkezi olarak gösterilmesi boşuna değil.

Kentler mega hapishanelere ve hiper denetim merkezlerine dönüştürülerek, kitlelerin ruhu esir alınmaya ve kitleler kadavra haline getirilmeye çalışılıyor.

Polise olağanüstü yetkiler verilmesi, iç savaşa göre yeniden yapılanması, özel birliklerin oluşturulması, Ferguson’da yaşandığı gibi ordunun bir iç savaş gücü gibi devreye sokulması ve yeniden yapılandırılması ve yoğun denetim, istihbarat ağının kurulması ve hatta para-militer yapılanmaların (Meksika ve Brezilya’da olduğu gibi) organize ve mobilize edilmesi bu sürecin parçasıdır.

Yeni kent savaşlarının eşiğindeyiz.*** İşçi sınıfı, kitleler ve devrimci özneler bu küresel karşı devrimci stratejiye göre konumlanmalı, hazırlanmalı, örgütlenmeli ve yığınların yıkıcı enerjisini kristalize etmelidir.

 

*Amerikan İç Savaşı, sonuçları ve ABD’de kapitalizmin gelişme biçimi hakkında daha geniş bilgi için bakınız; Volkan Yaraşır, Gerçeğin Çölüne Hoş Geldiniz – 11 Eylül; Gendaş Yay., 2001.

** 1968’de ABD’ye damgasını vuran Sivil Haklar Hareketi ve dönemin karizmatik kimlikleri hakkında daha geniş bilgi için bakınız; Volkan Yaraşır, Reddin Gücü; Mephisto Yay. 2004. / Gücün Reddi; Mephisto Yay., 2005.

*** Yeni kent savaşları ve kent mücadelesinin farklı boyutları hakkında bilgi için bakınız; Taksim Ayaklanması ve Kentin Metalaşması; Volkan Yaraşır (makale).

VOLKAN YARAŞIR – Diğer Yazıları

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler