Ayasofya’da Fatiha okumak Erdoğan’ın makus talihini değiştirmez!

SİYASİHABER’den - Çok sesli, çoğulcu, çok renkli itiraz AKP’nin çanına ot tıkamak için geçerli tek yoldur. İktidar karşıtı bütün güçler, kendi yol ve yöntemleriyle mücadeleye girişirlerse, ortaya çıkacak toplumsal sinerji karşısında AKP İktidarı bir gün bile ayakta kalamaz.

Ayasofya’da Fatiha okumak Erdoğan’ın makus talihini değiştirmez!

SiyasiHaber'den

Erdoğan nezle olsa Karagül kırkbir derece ateşle zatürre olur. “Çocuktan al haberi!” denir ya, Erdoğan’ın Ayasofya’da Fatiha suresini okumasının manasını anlamak, politik düşünce dünyasını kavramak isteyenler, İbrahim Karagül’ün Yeni Şafak’ta bugün yayımlanan “Ayasofya! Son Haçlı seferi de durduruldu. ‘Zulüm 1453’te başladı’ diyenler için tarih bitti” başlıklı yazısını okumalıdır.

Erdoğan’ın şu ya da bu gaileyle törpüleyerek, perdeleyerek, farklı bir kılığa büründürerek söylediklerinin çıplak manası İbrahim Karagül’ün makalelerinde vücut bulur. Karagül, Erdoğan’ın bir tür düşünsel “kara kutusu”dur.

Kara kutu şöyle konuşuyor:

“İstanbul’un fethinin sembolünü Cumhuriyet’in ilk döneminde nasıl müzeye çevirmişlerse, nasıl bunu dayatmışlar ve başarmışlarsa, bugün bu dayatmaların, zorlamaların bittiği gündür.

Zafer bizimdir ve biz zaferlere alışkın bir milletiz. Yenilgilere mahkûm edildiğimiz son yüz yıl parantezi kapanmıştır.”

“Son yüz yıl parantezi”nden ne anlaşılması gerektiği de Karagül’ün yazısında açıklıkla izah edilmiş:

“Bugün sadece Fatih’in değil; bu toprakları vatan yapan, bu milleti güç yapan, bu coğrafyayı kardeş yapan Alparslan’ların, Kılıçarslan’ların, Yavuz’ların, Kanuni’lerin, bu geniş coğrafyanın her karış toprağında kan akıtanların sevindiği gündür.

Bugün; büyük liderler zincirinin Erdoğan’la devam ettiğinin, büyük devletler sürekliliğinin Türkiye ile devam ettiğinin bir kez daha tescillendiği gündür.”

Özcesi söylenen şudur: “Yenilgilere mahkum edildiğimiz” iki ayyaşın devri kapanmıştır.

Ayasofya’nın açılması, yeni bir devrin, Türkiye’nin küresel güç olması devrinin başlangıcıdır Karagül’e göre? Hem de fetih yoluyla:

“Osmanlı Fetih’le küresel güç oldu. Türkiye Ayasofya ile öyle yapacak.”

Zaten bu yolda ilerliyor Karagül’e göre Türkiye:

“Bugün Akdeniz’de, Ege’de, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Basra Körfezi’nde, Kızıldeniz çevresinde varlığımız ne ise, Ayasofya’nın açılması da odur. Hepsi birlikte bir büyük amaçtır.

Dört yılda bir tarihi tersine çevirecek tek millet biziz. Onların çevreleme yaptığı bütün alanlara girdik, kuşatmaları yardık, şimdi merkezde çok büyük bir güç inşa ediyoruz. Bunlar olduğu için, yapıldığı için Ayasofya kararı alınabildi.

Son Haçlı seferi yine Anadolu’da durdurulmuştur. Soğuk Savaş döneminden sonra, İslam’la savaş doktrinini küresel hedefe dönüştürenlere, İsrail aşırı sağı ve neoconlar üzerinden yeni tür “Haçlı Savaşı” başlatanlara karşı, coğrafyanın “üçüncü büyük şok”tan sonra “üçüncü büyük yükseliş”i başlatılmıştır.”

 

Mahzenden çıkarılan paslı silah

Ayasofya’nın açılması talebi her zaman var olmakla birlikte esas olarak 1970’lerle gündeme getirildi. Talebin bayraktarlığını da Necmettin Erbakan ve Milli Selamet Partisi yaptı.

AKP 2002 yılında iktidara geldiğinden beri Ayasofya’nın ibadete açılmasını gündemine almadı. Daha ötesi bu talep birinci ağızdan, Tayyip Erdoğan tarafından manasız bulundu. Hatırlayalım Erdoğan’ın söylediklerini:

“Bu işin bir siyasi boyutu var, yanı var. Yan tarafta Sultanahmet'i doldurmayacaksın, 'Ayasofya'yı dolduralım' diyeceksin. Büyük Çamlıca Camii'ni yaptık, 4-5 tane Ayasofya eder."

"Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah. Biz ne zaman neyin nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Bu namussuzlar böyle dedi diye biz adım atmayız.” 

"Ayasofya'yı açmanın bir götürüsü var. Ayasofya'nın açılmasını isteyenler, yurt dışındaki camilerimizin başına ne gelir hiç düşünüyor mu? Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim."

Ne değişti de Siyasal İslam’ın avadanlığındaki en paslı silahlardan biri mahzenden çıkarılıp allanıp pullanıp piyasaya sürüldü?

Ne değişti de Erdoğan tezgaha geldi?

Ne değişti de, kamuoyu yoklamalarına büyük önem veren, politik stratejisini kamuoyu yoklamalarını dikkate alarak kuran Tayyip Erdoğan, Ayasofya’nın ibadete açılmasının AKP’ye getirisinin olmadığını bütün kamuoyu yoklamaları gösterdiği halde tezgaha geldi?

 

Toplumu kamplaştır ki iktidar katında kalasın!

AKP’nin toplumsal ve siyasal hegemonyası çözülüyor. %30 oy bandına düşmüş durumda. Gerileme trendini tersine çevirebilmesinin olanağı yok AKP’nin. AKP kurmayları bu hakikatin farkındalar. Ne yaparlarsa yapsınlar gerileme trendini durduramıyorlar.

Diğer yandan o kadar çok suç işlediler ki, iktidar katından indikleri gün yargılanmaları kaçınılmaz. Biriken öfkeyi olası burjuva seçeneklerin gemlemesi/dizginlemesi bir miktar olanaklı olsa da, biriken öfkenin sönümlendirilebilmesi için AKP’nin yüklü bir fatura ödemesi gerekiyor. Bu hakikatin de farkında AKP kurmayları.

Çözülmeyi durduramıyorlar ve iktidar katından indiklerinde yüklü bir fatura ödemek zorunda kalacaklar. İşte bu iki hakikat birleştiğinde AKP kurmaylarının rotası da belirlenmiş oluyor.

Ortam terörize edilmeli ki, toplum keskin kamplara ayrıştırılmalı ki, çözülmeyi durdurabilsinler. %30 bandında tutunabilsinler. Devlet elde, baskı aygıtları elde, mahkemeler elde, itiraz edeni de tepeleriz diye düşünüyorlar. Zaten bunun için “iç savaş çıkarmış, çıksın, ezer geçeriz” demişti Erdoğan. Tezgaha gelip Siyasal İslam’ın mahzeninden en paslı silahın çıkarılmasının nedeni budur. Her türlü argümanı, fırsatı oportünistçe kullanarak Türkiye’yi düşman kamplara ayrıştırmak istemelerinin nedeni budur. Bunların varlığı Türkiye’ye zarardır. İktidar katında kaldıkları her gün zarardır. Hiç zaman geçirilmeksizin derhal iktidar katından indirilmelidirler.

 

Halkın sırtında habis bir ur

Partizanlık seviyeleri arttıkça, dar parti oligarşilerinin çıkarlarının ötesini görme kabiliyetlerini yitirdikçe ülkenin sorunlarına çözüm üretme yeteneklerini kaybettiler, halkın sorunlarını anlama kapasiteleri ortadan kalktı. Halkın hakikatlerinden kopan, onun gündelik sorunlarına kulaklarını tıkayan bütün iktidarların başına gelen şimdi AKP İktidarı’nın başına geliyor.

Halka yabancılaşan siyasi güçler daha fazla şiddete başvurdukça halkı da daha fazla birbirine düşman etmeye soyunurlar. Çıkışı olmayan fasit bir daire bu. Bu konuma sürüklenen bir siyasi iktidar toplumsal dokuyu da çürütmeye başlar. Sonunda toplumun sırtından geçinen habis bir ur haline gelir. AKP İktidarı şimdi böyledir. Halka yabancılaşmış habis bir urdur. Böyle bir iktidarı toplum sırtında taşımak zorunda değildir. Aydınlık bir geleceğe doğru ilerleyebilmek için Türkiye’nin AKP İktidarı’ndan kurtulması zorunludur.

Bekle görcülük, zaten gidicilercilik, baskı aparatları başta olmak üzere devletin bütün olanaklarını elinde tutan, her gün ve her gün toplumu düşman kamplara bölmek için tezgah kuranların karşısında mezarlıktan geçerken ıslık çalmaktan farksızdır. Toplumsal tepkilerin boyutunun ortaya çıkaracağı maliyetin iktidar katından  indiklerinde ödeyeceği maliyetten daha fazla olacağını görmedikleri takdirde hiçbir yere gitmezler, olası bir  seçimin aleyhlerine olan ezici sonuçlarını bile tanımayıp iktidar katından inmezler.

AKP-MHP İktidar Bloku’na muhalefet eden kim varsa, herkes kendi bildiği yol ve yöntemle bu iktidar koalisyonuna karşı mücadeleye girişmelidir. Çok sesli, çoğulcu, çok renkli itiraz AKP’nin çanına ot tıkamak için geçerli tek yoldur. İktidar karşıtı bütün güçler, kendi yol ve yöntemleriyle mücadeleye girişirlerse, ortaya çıkacak toplumsal sinerji karşısında AKP İktidarı bir gün bile ayakta kalamaz.

Bunu başarabilir miyiz? Başaracağız…

Ayasofya’da Fatiha okumak Erdoğan’ın makus talihini değiştirmeyecek!

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler