Bölgenin kadim halkı

Bölgenin kadim halkı

YAŞAR KÜÇÜKASLAN – Diğer Yazıları

Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olan, Asuri/Süryani/Keldani halkı, binlerce yıl boyunca Mezopotamya coğrafyasında kendisini kültürel, edebi, bilimsel ve teknik, siyasal, askeri, alanlarda vb örgütlemiş, geliştirmiş ve yaratıcı olmuştur. Bu yaratıcılığı sayesinde kimi zamanlar; Mezopotamya merkezinden bölgeye de yayılmıştır.

Günümüzün Irak, Suriye ve Kürdistan coğrafyasında yer alan Akad, Asur, Babil ve Aram uygarlıklarının mirasçısı olan Asuri/Süryani/Keldani halkı, bölgenin birçok yönden gelişmesine, ilerlemesine katkıları olmuş ve insanlığa önemli değerler bırakmıştır. Çivi yazısıyla birlikte, günümüze kadar halkımız sekiz alfabe kullanmıştır. Bu durum genel edebiyat açısından önemli bir zenginliktir. Büyük ve görkemli mimari eserler, çok çeşitli sanat eserleri, çivi yazısıyla yazılmış binlerce tablet bu halkın insanlığa katkılarını gösteriyor.

Babil asma bahçeleri, İştar kapısı, Harran üniversitesi, Ninova surları ve bu tarihi başkentte bulunan Nemrut uygarlık merkezi, halkımızın yarattığı eserlerdir.

Asur İmparatorluğu, bu halkın siyasal, ekonomik ve kültürel yükselişinin zirve noktasını oluşturmuştur. Bu devlet M.Ö. 612 yılında, Babil güçlerine yenik düştükten sonra, halkımız her ne kadar Babil siyasi otoritesiyle kendi siyasi konumunu devam ettirmeye çalıştıysa da, git gide siyasi anlamda zayıflama sürecine girdi. Hristiyanlığın çıkışıyla birlikte bu inancı kendisine kurtuluş yolu olarak gördü ve bu inançla kendisini örgütledi. Hristiyan inancın gelişmesinde, yayılmasında ve kurumlaşmasında büyük emek sarf etti. Bunu için dünyanın en eski Hristiyan mabetleri olan Deyrul Zafaran, Mor Gabriel, Meryem Ana, Mor Evgin, Mor Matay vb tarihi manastırlar Mezopotamya coğrafyasındadır.

Bir halkın yaşam mücadelesi

Ortadoğu’ya gelen Roma, Bizans gibi hegemon güçler, Asuri/Süryani/Keldanilere her yönüyle büyük zararlar vermişlerdir. Batı Hristiyanlığı ise, bu dini ilk benimseyip yayan halkın Ortadoğu merkezli Süryani Ortodoks Kadim Kilisesi’ni zayıflatmak, Ortadoğu Hristiyanlarını kendine bağlamak için bu Kilise’nin cemaatini 5-6 farklı kilise halinde örgütleyerek parçalamıştır.

Daha sonra bölgeye hakim olan İslamiyet de, insanlarımızı katliama uğrattı, halkımızın mabetlerini, incil ve dini-edebi yazılı eserlerini, dini resim vb sanat eserlerini yakıp yıktı. Ancak diğer yandan da İslamiyet, dünyanın önemli bir bölümünde siyasi hakimiyetini kurar ve yeni bir uygarlık yaratırken, halkımızın taşıyıcısı olduğu felsefe, sanat-edebiyat, mimari, siyaset ve askerlik birikiminden geniş biçimde yararlandı. Yunan felsefi düşüncesi, Süryanice’ye çevrilmiş Yunanca eserlerin bu dilden Arapça’ya çevrilmesi yoluyla İslam uygarlığına aktarıldı.

Soykırım ve sürgün

Osmanlı’nın son dönemlerinde İttihat ve Terakki’nin yürüttüğü Türk milliyetçiliği ve Cumhuriyet’in kurucularının yaratmaya çalıştığı Türk ulus-devleti, Rumlar ve Ermenilerle birlikte halkımızın da ulusal, inançsal ve fiziki bir tasfiyesi anlamına geliyordu. Osmanlı’nın 1914-15’te halkımıza yaşattığı ”Seyfo” (soykırım) felaketi bu tasfiye hareketinin bir parçasını oluşturuyordu.

Bu katliamın öncesine kadar Asuri/Süryani/Keldaniler Adana, Sivas, Adıyaman, Antakya, Antep, Maraş, Urfa, Mardin, Nusaybin, Midyat, Amed, Siirt, Van, Hakkari, Bitlis, Elazığ, Malatya, Dersim vb yerlerde, bunların kasaba ve köylerinde yaşamaktaydılar. Katliamdan sonra bütün buralarda yaşayan halktan geri kalanlar Mardin, Midyat, Hakkari ile köylerine sığındılar. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin devam ettirdiği ”tek ulus” yaratma politikası sonucu halkımızın çok büyük bölümü buralarda da barınamayıp çoğunlukla Avrupa ve kısmen bölge ülkelerine göç etmek zorunda kaldı. Bugün halkımız Ortadoğu’da Türkiye, Kürdistan, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin’de küçük topluluklar halinde yaşamaktadır. Önce Irak’ta, şimdi Suriye’de yaşanan çatışmalar ve radikal İslamcı örgütlerin baskı ve katliamları sonucunda bu ülkelerdeki insanlarımız yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalıyor.

Özgür geleceği birlikte kuracağız

Türkiye’de ise, Osmanlı/Cumhuriyet politikalarını sürdüren AKP, halkımıza ”dini cemaat” muamelesi yapmakta ve siyasi/demokratik haklarını inkar etmektedir.

Bizler halk olarak her ne kadar baskılara, zülme, sürgünlere ve katliamlara uğramışsak da hiç bir zaman kimliğimizden taviz vermedik, inancımızı değiştirmedik ve halkların düşmanı olan anti-demokratik sistemlerin işbirlikçileri olmadık. Özellikle hayatta kalmak adına, başka halkların imhasına alet olmadık.

Bizler ikibin yıldır Batı’nın sömürgeci ve kapitalist; Doğu’nun gerici ve tekçi politikaları sonucu bu felaketleri yaşadık. Bundan dolayı halkımızın kendi tarihine sahip çıkma, tüm değerlerini koruma, geleceğini bölge halklarıyla birlikte inşa etme ve eşit koşullarda birlikte yaşama arzusunun gerçekleşme imkanını sosyalist, özgürlükçü ve demokratik hareketlerde görüyoruz. Bizler halklarla birlikte, Demokratik Üçüncü Alternatifle bir yere varacağımıza inanıyor ve demokratik dayanışmayı gerekli görüyoruz.

YAŞAR KÜÇÜKASLAN – Diğer Yazıları

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler