+Ağaoğlu, “Üç Beş Kişi”, Birey ve Toplum

Metin ÇULHAOĞLU yazdı - Bugünü düşünerek soralım: Arayış içindeki birey için “yeni olan” ya da “yeni olduğu” söylenen nedir? Ya bu “yeninin” onu bulmanın huzurunu yaşayan bireyi yeni tıkanma noktalarına taşımayacağının garantisi? İşte, bu yoktur ve olamaz…

+Ağaoğlu, “Üç Beş Kişi”, Birey ve Toplum

 

Okuyacağınız yazı, yakınlarda yitirdiğimiz Adalet Ağaoğlu’nun “Üç Beş Kişi” adlı romanına ilişkin bir değerlendirmedir (Remzi Kitabevi 1984 basımı). Yazıda, Ağaoğlu’nun sadece bu romanı ele alınmakta, önceki ve sonraki yapıtlarıyla karşılaştırma çerçevesinde yazarın “gelişim çizgisi” ile ilgili herhangi bir yorum yapılmamaktadır.

Ağaoğlu’nun romanı, edebiyatta “bilinç akışı” tekniğinin kullanımına verilen örnekler arasında yer almaktadır. Bir diğer örnek, Orhan Pamuk’un Üç Beş Kişi’den bir yıl önce yayınlanan “Sessiz Ev” (1983) adlı romanıdır.

“Bilinç akışı” tekniğinin ya da anlatım üslubunun kabaca bir tanımını yaparsak şöyle diyebiliriz: Toplumsallığın, dışsallıkların, yaşananların ve gözlenenlerin, eserdeki karakterin düşünce dünyasına ve süreçlerine adeta bağımsızca, düzensizce, değişken ve sıçramalı şekilde yansımasının, kimi zaman “iç monolog” gibi yollara da başvurularak anlatılması…

Ağaoğlu’nun romanında bu tekniğin kullanıldığı başkarakter (bizce) Ferit Sakarya’dır.

Ferit Sakarya, Eskişehirli bir büyük sermayedardır. 

Burada bir parantez açma gereği duyuyoruz: Adalet Ağaoğlu 1979 yılında bir kazada yaşamını yitiren, 1970’li yıllarda Eskişehir Sanayi Odası Başkanlığı da yapan Mümtaz Zeytinoğlu ile tanışmış mıdır, bilmiyoruz. Bu konuda bir açıklama yapmışsa bundan da haberimiz yok. Ancak, bir burjuva için sıra dışı, aydın, gelişkin özellikleriyle Ferit Sakarya’nın Zeytinoğlu esinli olduğunu düşünmemek mümkün değildir. Dahası, Ağaoğlu’nun romanında geçen Sakarya’nın “milli sanayi çabaları” (a.g.e. s. 30), “işçilerle laubali oluşu” (s. 161) gibi özellikleri de bu çağrışımı güçlendirmektedir.

“Bilinç akışına” yeniden dönebiliriz; daha doğrusu buradan hareketle gelmek istediğimiz belirli bir noktaya doğru yol alabiliriz.

 

Siyasetle aşırı bitişik toplum

Özellikle romanda “tip” ve “karakter” ayrımına başvuracak olursak bunlardan “tip” belirli bir tarihsel dönemin, o dönemin başat özelliklerinin temsilcisidir; buna karşılık karakter, aynı dönemin ve toplumun bir parçası olsa bile daha çok yönlü, daha değişken, arayış ve tıkanmaları açısından daha “derinlikli” bireydir. Bu ayrım açısından bakıldığında Adalet Ağaoğlu’nun romanındaki Ferit Sakarya’nın bir “karakter” olarak aynı zamanda özne, çevresindeki diğer kişilerin ise “tip” olarak “taşıyıcı” (ya da temsilci) olduklarını söyleyebiliriz.

Bu, romandaki asıl dinamiğin Ferit Sakarya’da aranması gerektiği anlamına geliyor.

Buradan başka bir yere gelebiliriz: Romanda, bireysel olan-toplumsal olan diyalektiğinin kurulmasında birincisinin ağırlığı ne kadar artarsa, toplumsal olanın bireysel olanın düşünce dünyasına yansıması da o kadar parçalı, düzensiz, değişken ve sıçramalı özellikler kazanır. Bu tespit, bizi Türk romanı söz konusu olduğunda bir bakıma “kısırlaştırıcı” bir gerçeği kabule zorlar.

Türkiye’de 20. yüzyıl modernleşmesi ve toplumsal olan, gecikmiş her modernleşmede olduğu gibi, siyasetin aşırı doğrudan ve belirleyici etkilerini taşımıştır. Böylece bireyin kendi dinamikleri, bireyin ötesinde toplumsal olana gelip dayandığında siyaset hemen ve doğrudan devreye girmektedir. Toplumsal yaşamın aşırı siyaset belirlenimli olması da diyebiliriz…   

Bir bakıma, Ferit Sakarya’nın yakın çevresinden Gündüz’ün dediği gibi: “Olayların üstünde ya da dışında kalmak! Bu ülkede, bu mümkün mü? Bir seçme yapmaya zorlanıyoruz. Hiçbirine inanmadığım politik kümelenmelerden birini seçmek… Neyi seçeceksin?” (s. 237).

Bir kuraldır ve Ağaoğlu kalibresindekiler dâhil siyasete hep mesafeli durmuş olanlar için de geçerlidir: Bu yazarların eserlerinde birey, toplumsal ve siyasal olanla karşılıklı etkileşim içinde başkalaşıp başladığı noktadan farklı bir yere ulaşmaz, ulaşamaz; birey olarak kendi özellikleri, çelişkileri, arayışları vb. neyse bunlar üzerlerine doğru örtülen toplumsal-siyasal çarşafı bir yerinden delip dışarı çıkar…

Yukarıda söylenen, bir “eleştiri” değil durum tespitidir. Dahası, kendi siyasal tercihleri kesin ve yerleşik olanlar “başkalarının” temsil ettiği bu dinamiklerden, açmazlardan ve tıkanmalardan çok şey öğrenip insana ilişkin bakışlarını genişletebilirler. Olmayacak ya da olmaması gereken tek şey, siyaset ve örgüt angajmanını temsil eden kişilerin anlatılan türdeki roman karakterlerinde “kendilerini bulmalarıdır.”

Devam ederse şizofreniye kadar gidebilir.

 

Eylülist ve Özalist paradigma

Bizce Üç Beş Kişi, Eylülist (ve Özalist) izler taşıyan bir romandır.

“İzler taşır” dedik. Kastedilen, kuşkusuz yazar olarak Ağaoğlu’nun Eylülist ve Özalist bir kimlik taşıması değil, çalkantılı bir 5-6 yılın ardından gelen 12 Eylül döneminin ve bu dönemin hem öncesinde hem de sonrasında damgası olan Turgut Özal’ın eseri bir “paradigmanın” içinden yol alma çabası, belki de “denemesidir.”  

Örneğin, bir dönemin arayışçı ve eylemci gençleri “Keloğlan”a benzetildikten  (s. 28, batının Don Kişot’una karşı bizde Keloğlan!) sonra bu insanların “çüklerinin sorununu çözmeden” birtakım işlere atılanlar olarak nitelenmesi (s.35)  kendisine ciddi bir mesafe konulmasını gerektiren bir mesafeleniştir.

Değeri ve derinliği olan bir yaklaşım sayılması gerektiğini düşünmüyoruz.   

Sonra, Türkiye gibi bir ülkede, hem gelişkinliği hem de açmazları ve tıkanmalarıyla başat roman karakterinin belirli bir sınıftan (burjuvazi) seçilmesi, Türkiye’de Ağaoğlu gibi bir yazarı bile etkileyen bir paradigma değişiminin zorlanmakta olduğunun işaretidir. Oysa romandaki tiplerden Neval, DP döneminin “türedi burjuvalarından”, bunların kültür ve cesaret yoksunluğundan söz etmektedir (s. 210).

Kahramanın böyle bir sınıftan seçilmesini kuşkusuz peşinen “yanlış” bulmuyoruz; ama Özalist paradigmanın dayatıldığı bir dönemde “adıyla anılmayı istemeyen” bir sınıftan, olsa olsa bu olabilir düşüncesiyle bir kahraman yaratma çabası olarak değerlendiriyoruz.   

Buna rağmen Ağaoğlu “kalitesi” kendini, “çıkış yolunu” başkahraman Ferit Sakarya’da göstermek yerine Ferit Sakarya’nın çıkışsızlığının gösterilmesinde sergiler. Üstelik Sakarya özel sektörü dönüştürme çabasının yıkkın ve eylemsiz ayrının umut ışığı olabileceğini söylemesine rağmen (s.241)…

Bir kez daha, bireyin çok boyutlu, karmaşık ve derinlikli olduğu varsayılan (belki de sahiden öyle olan) çıkış arayışlarının, hemen devreye giren siyasetin sunduğu hiç de zenginlik taşımayan, basit ve ilkel mecralarda boğulması durumuyla karşılaşıyoruz:

Bir yanda “milli sanayi uğraşı” ve “özel sektörü dönüştürme” davası, diğer yanda ise daha “çüklerinin sorununu” bile çözememiş olanlar…

Gelgelelim, bireyin çıkış arayışlarında karşısına çıkan “siyasal mecraların” gerçekten bu kadar kısır ve kendi içinde sorunlu olduğunu varsaysak bile, arayışçı aydından bunları da zorlayıp aşacak çabalarda bulunması beklenir ki bu da bir romancı olarak Ağaoğlu’nun çok ötesinde Türkiye aydınının sorunudur.   

 

Birey de kendini indirgemeli

Ağaoğlu’nun “insanı” ya da “bireyi” bu noktaya kadar getirip orada kaderine terk ettiğini söylemek haksızlık olur…

Ağaoğlu’nun Üç Beş Kişi’deki temel mesajlarından biri, insanın, nereye angaje olmuş olursa olsun duygu ve yönelimlerini “bastırmaması” (inhibisyon) gerektiğidir. Romanda bunun ifadesi “bir telgrafı almamış gibi yapmamaktır.” Şöyle: “Bir telgrafı almamış gibi yapmayalım. Birini düşünmüşsek, şimdi onu bulsam ne iyi olurdu demişsek; yüreğimiz bu denli güçlü bir istekle tutuşmuşsa, bu güçlü isteği duymamış gibi yapmayalım. Biri, bambaşka, alışılmadık bir sevgi örneği vermişse…” (s.79).   

Güzel; gerçekten ne adına yapılırsa yapılsın “bastırma” olmamalı…

Ancak, şu da hiçbir zaman unutulmamalı: Siyaset, hiçbir zaman, bireyin sahip olduğu (ya da olduğunu düşündüğü) zenginliklerin, dalgalanmaların ve derinliklerin eksizsiz karşılık bulduğu bir alan olamaz. Siyaset, değişim adına bir sadeleştirme, indirgeme (evet, indirgeme!) ve hedef koyma eylemidir.

Uyum için, bireyin de kendi dünyasında kendine ait bir sadeleşmeye, indirgemeye ve hedef koymaya yönelmesi gerekir.

Romanlarda olmayabilir; ama gerçek yaşamda olmasından başka bir yol yoktur. 

Ferit Sakarya’nın sonu da böyle gelir…

 

Ferit Sakarya’nın yıkılışı ve sonrası

Romanda Ferit Sakarya bir tür “öncü” olarak anlatılıyor.

Aslında Sakarya sanıldığı kadar güçlü biri değildir; ne var ki zaafını ve güçsüzlüğünü ancak kendisi bilebiliyor, başkaları değil.  Zaaflarını ancak kendisi bilebilen, başkalarının hep güçlü gördükleri insan “öncü”, “önder” demektir.

İyi de, Ferit Sakarya neye, kime öncülük edecek?

“Özel sektörü dönüştürme” davasına soyunup başka burjuvaları mı peşine takacak?

Türkiye ve anlatılan tarihsel dönem bir yana hiçbir ülkede, tarihin hiçbir döneminde olmuş bir iş değildir. Sonuçta, toplumsal bir hareketle özdeşleşemeyen bireysel güç ve gelişkinlik kendi kendini aşındırmaya başlayacaktır (ss. 287-289). Bu bölümdeki öz tatmin, bir bakıma, Ferit Sakarya’nın da yıkılışıdır. 

Ağaoğlu, Sakarya’yı da yıktıktan sonra kendi temel yaklaşımını dillendirir. Bunu Kısmet’e söyletir: Romanlarda hep kuyuya düşüp orada çırpınan birilerini görmüştü; kuyudan çıkarken ölenler, birilerinin yardımıyla oradan çıkanlar, kuyudan kurtulma çabaları sonuçlanmadan biten romanlar, yazar tarafından kuyudan kurtarılanlar…

Ama romanlarda en çok sevilenler başkalarıdır:

“Ben en çok yeni hayatına ölümle başlayan roman kahramanlarını sevdim. İnsanın kendi kendine yeni bir hayatın içine doğru yürümesini, ölüme yürümekle eşdeğerde, onun kadar gözüpeklik isteyen bir iş olarak gördüm.” (ss. 370-371)

Kısmet, burada Aysel (Ölmeye Yatmak) oluverir: Bireyin, tek başına, yardımsız, yeni olanı seçip yeni olana başlaması…

“Üç Beş Kişi” üzerinden 36 yıl geçti…

Bugünü düşünerek soralım: Arayış içindeki birey için “yeni olan” ya da “yeni olduğu” söylenen nedir? Ya bu “yeninin” onu bulmanın huzurunu yaşayan bireyi yeni tıkanma noktalarına taşımayacağının garantisi?

İşte, bu yoktur ve olamaz…

Hiçbir romancı ya da siyasetçi de istisnasız herkesi tatmin edecek bir “işte budur” yanıtı veremez.  

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler