6284’ü Savunma Refleksi ve Kamu Sendikalarının Tutumu

Ayşegül SANDIKÇIOĞLU yazdı: Bugüne kadar hiçbir hak kaybı için meclisi göreve çağırmamış olan Memur Sen konu İstanbul Sözleşmesi olunca meclisi göreve çağırıyor. Peki kim için?

6284’ü Savunma Refleksi ve Kamu Sendikalarının Tutumu

 

Ülkede aklı salim vicdanı salim kadınlar, kadın mücadelesinin bir parçası olarak bugüne kadar 6284 Sayılı Kanunun ve İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için canla başla mücadele ederken bugün de söz konusu sözleşmeden çıkmaya çalışanlara karşı direniyor. Zira özellikle kadınlar için evin içinden sokakta yürüdüğü kaldırımın taşına kadar her yer direniş her yer çatışma alanı. Hal böyle olunca da özellikle bu coğrafyada feminist hareketin işi gerçekten başından aşkın halde çoğalıp gidiyor.

İstanbul Sözleşmesi bilindiği gibi toplumda kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin karşısındaki en önemli yasal düzenlemelerden birisidir. Bunun yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi ve homofobik toplum yapısının insani temellerde restore edilebilmesine dair önemli maddeler içeren ve Türkiye’nin de es kaza da olsa (ya da dönemsel zorunluluk) onayladığı bir sözleşme. Ancak 2011 yılında imzalanıp 2014 yılında yürürlüğe giren sözleşme malum ayrılıklar ve iç politik gereksinimler nedeniyle son süreçte yine bir gündem malzemesi.

1 Temmuz günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nın hemen ertesi günü AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş İstanbul Sözleşmesinin imzalanmasının “gerçekten” yanlış olduğunu açıkladı. Neden mi? “Bu metnin içerisinde iki tane önemli husus var dikkat çekmemiz gereken ve bizimle asla uyuşmayan, bunlardan birisi toplumsal cinsiyet meselesi biri de cinsel yönelim tercihi.” Kurtulmuş gerçekten de atılan imzadan rahatsızlık duyan kesimin bam telini oldukça kısa ve net bir şekilde özetlemiş.

Birkaç yıldır sivil toplum örgütlerinin tartışmalarına bırakılan ve bu minvalde imzadan çekilmenin yolunun yapıldığı Sözleşmeye karşı seslerin çoğu da gerçekten toplumsal cinsiyet ve cinsiyet yönelimi üzerinden geldi. Bu seslerin homofobik bakış açıları konusunda yazılacak söylenecek tonla şey var elbette. Ama ben alanım gereği kamu sendikalarından gelen itiraz seslerine biraz kulak vermek istiyorum.

İstanbul Sözleşmesi’nden Kim İçin Çıkılmalı?

Kamu emekçilerinin örgütlendiği üç büyük konfederasyondan birisi olan Türk Kamu Sen’den henüz konuya ilişkin net bir ifade ya da çalışma gelmedi. Bugüne kadar her kadın cinayetinde 6284’ün uygulanması için çağrıda bulunan KESK bugün de Sözleşme’ye sahip çıkan emek örgütleri arasında. Memur Sen ise yine beklenildiği üzere alabildiğine erkek sendikacılığın tarihini yazıyor. Sayıları 3 milyona varan kadrolu kamu çalışanlarının 1/3’ini adeta sendikal bir deha yaratarak örgütlemeyi başaran Memur Sen aynı zamanda 500 bine yakın kadın kamu emekçisinin de sendikası olma vasfını taşıyor. Ve 500 bine yakın kadın kamu emekçisinin haklarını “toplumsal cinsiyet eşitliğinin” ne kadar kötü bir şey olduğu söylemiyle savunuyor. Hatta bununla da yetinmeyip bugüne kadar hiçbir hak kaybı için meclisi göreve çağırmamış olan Memur Sen konu İstanbul Sözleşmesi olunca meclisi göreve çağırıyor. Pekii kim için?

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kim İçin Tehlikeli?

Geçtiğimiz yıl bu zamanlar Memur-Sen Kadınlar Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın yayımladığı yazılı bir açıklama ile İstanbul Sözleşmesi’nin iptali için Meclis’e çağrıda bulundu. “Türkiye’nin en büyük konfederasyonu Memur-Sen’in Kadın Komisyonu olarak görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmayı toplumsal bir sorumluluk ve taşıdığımız değerlerin bir gereği olarak görüyoruz… Zira sözleşme kadına karşı işlenen suçu devlete karşı işlenmiş bir suç olarak nitelemektedir ve sözleşmeyi onaylayan devletlerin tüm hukuk yapısında toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan bir restorasyon yapmayı zorunlu tutmaktadır… Tartışmaların odağında duran “toplumsal cinsiyet eşitliği”, “cinsel eğilim”, “toplumsal cinsiyet kimliği” gibi kavramlar dün olduğu kadar bugün de aynı tartışmaların merkezinde yer almaktadır. Çünkü bu kavramlar sadece biyolojik cinsiyete değil adeta insanın varoluşuna saldıran bir zemini inşa etmektedir… Ayrıca toplumsal cinsiyet gibi muğlak bir kavram ile toplumsal yaşam içerisinde temelli ayrımcılığın ve şiddetin ortadan kalkacağı ve adaletin tesis edileceği ön savına da şüphe ile baktığımızı deklare etmiştik[1]”…

Temel minvali tek kelimeyle kadın düşmanlığı olan bu itirazlar aslında erk zihniyetlerle yapılan kadın komisyonu açıklamalarından başka bir şey değil. Bir emek örgütü kadın komisyonu olarak örneğin kadınların kamudaki istihdam oranının artırılmasını, yönetici kademelerinde kadın istihdamın desteklenmesini istemek bir yana daha elinde olanların alınmasını isteyen bir komisyon var karşımızda. Şu anda 3 milyon 130 bin olan toplam kadrolu kamu çalışanının neredeyse 2 milyonu erkek. Güvencesiz istihdama hapsedilmiş kadın emeğinin kamunun güvenceli istihdamındaki yeri erkeklerin yarısı oranında iken söz konusu konfederasyon toplumsal cinsiyet eşitliğinin ne kadar tehlikeli olduğunu tartışıyor. Pekii bu üzerine yıllardır adeta külliyat oluşan ama sizin her ne hikmetse çok muğlak bulduğunuz toplusal cinsiyet ve eşitliği kavramı kim için tehlikeli?

Aileye Zeval Gelmesin, Kadınlar Ölebilir!

Kadına yönelik şiddetle mücadele konusundaki önemli maddeler ise apayrı hayati bir mesele zaten. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun Haziran ayı raporuna göre yalnızca Haziran ayında 27 kadın cinayeti 23 şüpheli kadın ölümü meydana geldi. Ve yine Platformun yaptığı çalışmaya göre öldürülen kadınların 3’ünün kim tarafından öldürüldüğü tespit edilememiş durumda. Diğer kadınlardan 11’i evli oldukları erkek, 2’si birlikte oldukları erkek, 3’ü tanıdık biri, 3’ü akraba, 3’ü baba, 1’i eskiden birlikte olduğu erkek ve 1 ‘i de erkek kardeşi tarafından öldürülmüştür[2]. Ortada canla ödenen bu koskoca bedeller dururken aileye zeval gelmesin, toplumsal cinsiyet eşitliği kabul edilemez, farklı cinsel eğilimleri meşrulaştırmayız gibi söylemlerle 6284 düşman ilan ediliyor. Tekrar soralım, 6284 kim için düşman?

Sonuç olarak;

İstanbul Sözleşmesi, kadınların her türlü şiddetten ve ayrımcılıktan korunması, toplumsal cinsiyet eşitliği sayesinde sosyal ve özel alanda varlıklarını gösterebilmeleri ve istihdam süreçlerinde yalnızca güvencesiz işlere hapsolmamaları için önemli bir sözleşmedir.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin dünyada ve ülkemizde artması nedeniyle ataerkiye karşı gerçekleştirilmiş olan özel bir uzmanlık çalışmasıdır. Tüm dünyada doğru bir şekilde uygulanabilirliği halinde insanlığın ayrımcılığa, patriyarkaya ve kendinden olmayana karşı yarattığı sömürü ve şiddete karşı elde edeceği önemli bir kazanımdır.

Ve neyse ki başta da söylediğim gibi ülkede aklı salim vicdanı salim kadınların içinde olduğu kadın hareketi ve nicelik olarak olmasa da nitelik olarak bu durumun farkında olan emek örgütlerinin kadın temsilcileri ve üyeleri 6284’e canı pahasına sahip çıkıyor. Bu mecralarda olmayan kadın emekçileri bekleyen soru ise oldukça net: “Kadın olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadınların yaşam haklarını savunan bir yerde misin, yoksa elinde olan hakların dahi alınmasını savunanların yanında mı?” Bakalım, belki de 6284’ü koruma refleksi daha fazla kadını bir araya getirip daha büyük bir alan yaratmamıza yardımcı olacaktır.  

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler