2 Temmuz 1993 Sivas-Madımak Alevi katliamı

İsmail HARDAL yazdı - Kızılbaş/Alevi katliamlarında, soykırım yönteminin son basamağı, insanı canlı ya da cansız ateşle yakmaktır. Madımak Oteli’nde insanların canlı canlı yakılması, yangının bir ritüele dönüştürülmesi, ortaçağın sömürücü egemen güçlerinin, dönemin toplumsal dinamiklerine uyguladıkları cezalandırma yöntemiyle de bire bir örtüşüyor.

2 Temmuz 1993 Sivas-Madımak Alevi katliamı

 

1990’lı yıllar, sınıfsal-tarihsel-ulusal toplumsal muhalefet dinamiklerinin ayağa kalktığı ve yükselişe geçtiği yıllardı.

Kızılbaş/Alevi Hareketi, yeniden doğuş sancılarını atlatıyor, dirilişten bağımsız hareket olma yönünde gelişme gösteriyor, burjuva egemenlik sisteminden ideolojik ve siyasal olarak kopuş işaretleri veriyordu. Tarihsel bir dinamik olarak yükselişe geçiyordu.

Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi, kendi varoluşunu sağlayan beslendiği güçleri harekete geçiriyor, kapitalist devletin “ideolojik ve siyasal aygıtları”na “kök söktürür” hale geliyor, burjuva egemenlik sistemi serhildanları nasıl etkisiz hale getireceğinin telaşına kapılıyordu. Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin direnişi ve serhildanlar, burjuva egemenlik sisteminin ideolojik çimentosunda (Türk milliyetçiliği ve Ortodoks Sünni İslam Sentezi) kırılmalara yol açıyordu. Burjuva egemenlik sisteminden ideolojik ve politik kopuşlar hızlanıyordu.

İşçi-sendikal hareket özelleştirme saldırısına karşı koymaya, direnmeye çalışıyordu. İşçi ve kamu çalışanları hareketinin ortak buluşma noktaları ön plana çıkıyordu. Özelleştirilen KİT işyerlerinde direnişler yükseliyordu. Kamu çalışanları, filli ve meşru mücadele hattını geliştiriyor, mevcut yasaları işlemez/kadük hale getiriyordu.

Sosyalist Hareket’in unsurları, dağınık ve çok parçalılıklarına rağmen toparlanma, kitle bağlarını kurma, sendikal ve işçi hareketine yönelme, sınıf mücadelesinde taraf olma konusunda kayda değer yol alıyordu. Kızılbaş/Alevi Hareketi’ne ve Ulusal Kurtuluş Hareketi’ne yakınlaşma girişimlerinde bulunuyordu.

siv3

Ayrıca Türkiye ve K. Kürdistan coğrafyasındaki ulusal azınlıklar, etno-kültürel topluluklar, heterodoks inanç ve farklı inanç toplulukları kendi gerçekliklerine yöneliyorlardı.

1990’lı yıllarda tarihsel, sınıfsal, ezilen ulusal dinamikler, sık sık “3 K” argümanı ile dillendiriliyordu.

1. K (Kızılbaş/Alevi),

2. K (Komünist; Sosyalist Hareket ve Sınıf Hareketi),

3. K (Kürt; K. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi).

3 K’nin birbirlerine yakınlaşma, yan yana gelme, buluşma zemininin nesnel ve öznel koşulları oluşuyordu. Bu buluşma gerçekleşip yeni nitelikler kazanarak “Cephesel” bir kurumlaşmaya kavuşursa, burjuva egemenlik sisteminin başı daha büyük bir ‘bela’ya girebilirdi. Tekelci sermaye devleti, legal ve illegal bütün kurumlarını, gizli-açık cinayet şebekelerini (sağlı-‘sol’ görünümlü burjuva partileri, ordu, polis, özel harp unsurları, paramiliter güçler, istihbarat birimleri, faşist hareket, kontrolde tuttukları Ortodoks-Sünnni inançlı kitleler vb.) hızla harekete geçirdi; 3 K’yi dışından ve içinden kuşatmaya aldı, 2 Temmuz 1993’te uygun provakasyon ortamı yarattı ve müdahale etti. Burjuva ulus devletin Ortodoks dininin kontrolündeki “Ortodoks Sünni inançlı kitleler”in Kızılbaş/Alevi katliam, soykırım dönemlerinde provoke edilmeleri ve rol almaları, oldukça düşündürücüdür.

Katliama aranan gerekçe/bahane de “Pir Sultan Abdal Festivali”, festivale gelen aydınlar, Kızılbaş/Alevi aşıkları, semah dönen gençler, özellikle Aziz Nesin ve Aydınlık Gazetesi’ndeki Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” kitabının yazı dizisin oluşturduğu tepkiler olarak karşı propagandaya dönüştürüldü.

Tekelci sermaye ve devletinin içeriden kuşatmaktaki amacı, kendi “sahte 3 K”sini yaratmak, dışarıdan kuşatmaktaki amacı ise, gerçek 3 K’yi tasfiye etmektir.

Tekelci sermaye ve devleti, tarihi Kızılbaş/Alevi katliam-soykırım zincirine “2 Temmuz 1993 Sivas-Madımak Katliamı” halkasını ekledi.

Tekelci sermaye ve devleti açısından Kızılbaş/Alevi katliamı amacına ulaştı. 3 K’nin yan yana gelmesi ve “Cephesel Birliği” engellendi.

siv1

Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemindeki sömürücü egemen güçlerin gerçekleştirdikleri Kızılbaş/Alevi katliamlarının, soykırımlarının ‘gerekçeleri’, bahaneleri, manipülasyonları  ayrıntılı incelenip anlaşılırsa, 2 Temmuz 1993 Sivas-Madımak Kızılbaş/Alevi katliamının gerekçeleri, bahaneleri, manipülasyonlarının ortak noktaları da anlaşılır hale gelir.

Tarihsel olarak Kızılbaş/Alevi katliamlarında, soykırım yöntemi, tarzı uygulanmıştır. Katletme tarzının son basamağı, insanı canlı canlı ya da cansız ateşle yakmaktır. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nin ateşe verilerek insanların canlı canlı yakılması, yangının bir ritüele dönüştürülmesi, bu katliam tarzına verilecek en yakın örnektir. İnsanı yakma tarzı, Ortaçağın sömürücü egemen güçlerinin, dönemin toplumsal dinamiklerine uyguladıkları cezalandırma yöntemiyle de bire bir örtüşüyor. Batı’da “engizisyon” mahkemelerinin verdiği katletme kararları ile Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet engizisyon kurumlarının Kızılbaş/Alevi katliamı, soykırımı kararları da bire bir örtüşüyor.

Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet’in egemenlik sistemlerindeki ideolojik dayanak noktalarındaki ortak nokta ortaya çıkarılırsa-Egemen sınıflarının Ortodoks Sünni İslam dini-, Kızılbaş/Alevi katliamı, soykırımı zincirine yeni halkaların eklenmesinin yolu da açılır.

 

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler