112 gündür tutuklu 6 gazeteci ilk kez hakim karşısında

“MİT Kanunu’na muhalefet” iddiasıyla 112 gündür tutuklu bulunan altı gazeteci bugün ilk kez hakim karşısına çıkıyor. Gazeteciler için 4 ila 10 yıl arasında değişen hapis cezaları isteniyor.

112 gündür tutuklu 6 gazeteci ilk kez hakim karşısında

 

SiyasiHaber

Libya’da hayatını kaybeden MİT mensubunun cenazesine ilişkin haber gerekçe gösterilerek Mart ayında tutuklanan gazeteciler Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv Sorumlu Haber Müdürü  Barış Terkoğlu, Odatv muhabiri Hülya Kılınç, Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik, Yeni Yaşam gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser ve Yeniçağ gazetesi yazarı bugün ilk kez hakim karşısına çıkıyor. Haklarında açılan davanın ilk duruşması, bugün Çağlayan’daki İstanbul 34’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak olan gazeteciler, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” ve “istihbarat görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak almak ve temin etmek” suçlamalarıyla yargılanıyor.

Dosya kapsamında yaklaşık 4 aydır tutuklu olan altı gazetecinin yanı sıra, gazeteci Erk Acarer ve Manisa Akhisar Belediyesi Basın Birimi çalışanı Eren Ekinci de tutuksuz yargılanıyor.

Haberin Var Mı? İnisiyatifi tarafından düzenlenen basın toplantısında konuşan gazetecilerin avukatlarından Celal Ülgen “Ülkede korku efekti yaratmak ve toplumu susturmak için gazetecilere komplo kuruluyor. Türkiye’de hukuk varsa Çarşamba günü görülecek davada tahliyeleri görmemiz gerekir” demişti.

Haberin Var mı? İnisiyatifi, gazeteci meslek örgütleri ve siyasi partilerin temsilcileri, tutuklu gazetecilerin davası öncesinde Çağlayan Adliyesi önünde buluştu.

 

“Asıl mesele ölümden sakınmak değil haksızlıktan sakınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar” diyen Sokrates’in sözleri kulağınıza küpe olsun!

Haberin Var mı? İnisiyatifi adına konuşan Gazeteci Mehveş Evin, gazeteci meslektaşlarının 112 gündür içi boş bir iddianame ile Silivri Cezaevi’nde tutuklu olduğunu ve  Mart başında bir “Kırmızı Pazartesi” senaryosu izlediklerini belirleterek, “Tezgahlar, tuzaklar, troll saldırıları birbirini izledi. Süreç başladığında sosyal medyada giyotinler çıkarıldığında, malum medyaya servisler yapıldığında gören gözler olarak, olanı anlamıştık. Önce Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç ardından Barış Pehlivan, sonrasında Murat Ağırel, Ferhat Çelik, Aydın Keser içeri atıldılar. Kumpas kurulmuş, haklarında hüküm çoktan verilmişti. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yalnızca malumu ilan etmek kaldı. Kırmızı Pazartesi işte tam da buydu” dedi.

 

Mehveş Evin tarafından okunan Haberin Var mı? İnisiyatifi metninin tamamı şöyle:

“Gazeteci  meslektaşlarımız, içi boş bir iddianame ile 112 günden beri Silivri Cezaevi’nde tutsaklar. Mart başında biz adeta bir “Kırmızı Pazartesi” senaryosu izledik. Tezgahlar, tuzaklar, troll saldırıları birbirini izledi. Süreç başladığında sosyal medyada giyotinler çıkarıldığında, malum medyaya servisler yapıldığında gören gözler olarak, olanı anlamıştık. Önce Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç ardından Barış Pehlivan, sonrasında Murat Ağırel, Ferhat Çelik, Aydın Keser içeri atıldılar. Kumpas kurulmuş, haklarında hüküm çoktan verilmişti. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yalnızca malumu ilan etmek kaldı. Kırmızı pazartesi işte tam da buydu. Meslektaşlarımızın hürriyetleri ellerinden alınıp, korona pandemisi koşullarında demir parmaklıklar arkasına atılırken, asıl mesaj bizlere, dışardaki gazetecileriydi. Görmeyin, duymayın, konuşmayın deniyor, üç maymunu oynamamız isteniyordu. Yalnız Barışları, Hülya’yı, Murat’ı, Ferhat’ı, Aydın’ı, Müyesser’i değil bizleri de susturmak, sindirmek, korkutmak istiyorlardı. Namık Kemal susmuş muydu? Ya Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet sinmiş miydi? Siz Uğur Mumcu’nun ya da Musa Anter’in biat ettiğini gördünüz mü? Ya Hrant Dink ve Metin Göktepe? Asla. Cezaevindeki gazeteci meslektaşlarımız gibi bizler de susmadık. Çünkü her birimiz hakikatin peşindeyiz. Bunu halkımızın gerçekleri bilmesi için yaptık, yapıyoruz. Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olsa da ipek bir halıya benzeyen bu toprak, bu cennet, bu cehennem bizim. İşte o nedenle kavgamız da, sevdamız da, davamız da birbirimizle dayanışmayla sürecek. Ne diyordu Adnan Yücel: “Saraylar, saltanatlar çöker. Kan susat bir gün zulüm biter. Menekşeler de açılır üstümüzde leylaklar da güler. Bu günlerden geriye bir yarına gidenler kalır. Bir de yarınlar için direnenler”

Daha dün baro başkanları Ankara’ya sokulmuyordu. Ama direndiler, mücadele ettiler ve kazandılar. Biz de inanıyoruz ki adalet kör topal da olsa, yavaş da yürüse mutlaka gideceği yere varır. Bugün yargıçlardan adil olmalarını, hukuku referans almalarını, vicdanlarını dinlemelerini ve meslektaşlarımızı serbest bırakmalarını talep ediyoruz.

Bilin, halkın ekmeğidir adalet. Ekmeğe haksızlık, hukuksuzluk, vicdansızlık doğramayın.  Kendisini mahkum eden yargıçlara “Asıl mesele ölümden sakınmak değil haksızlıktan sakınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar” diyen Sokrates’in sözleri kulağınıza küpe olsun! Başından beri söylediğimiz gibi, onlar tutukluyken hiç birimiz özgür değiliz. Özgür basın susturulamaz. Başta bu davada yargılanan gazeteci meslektaşlarımız olmak üzere hakikatten ayrılmayan tüm gazetecilere özgürlük.”

 

DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren: Tüm baskılara rağmen gerçekleri halka ulaştıran gazeteciler var!

6 tutuklu gazeteci için Çağlayan Adliyesi önünde olduklarını söyleyen DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren,  “Bugün sadece 6’si tutuklu 7 gazeteci arkadaşımız değil, çok sayıda arkadaşımız yargılanıyor ayrı davalarda. Dün, bugün ve yarın olmak üzere toplam 3 günde 20’ye yakın gazeteci yargılanıyor. Türkiye bir gazeteci hapishanesi durumunda. Sadece acı çekenler gazeteciler değil. Toplumun hangi kesimine dokunsanız bir ah sesi geliyor. Son bir haftadır baro başkanlarının yaşadıklarını gördük. Baro başkanlarının Ankara’ya sokulmadığını gördük. Avukatlar avukatlık yapamıyor. İki avukat ölüm orucunda. İşçilerin kıdem tazminatları yok edilmeye çalışılıyor. İşte bu yüzden gazetecilere baskı yapıyorlar. Bu yüzden gazetecileri yargılıyorlar, tutukluyorlar. Gerçekler duyulmasın, gerçekler, hakikat topluma ulaşmasın istiyorlar. Ama bu ülkede görevini yapan gazeteciler var. Her şeye rağmen gerçeği topluma aktarmaya çalışılıyor, gazetecilik yapmaya çalışıyor. Onlarla birlikteyiz” diye konuştu.

 

TGS Başkanı Gökhan Durmuş: Onlar Silivri’de biz dışarıda özgürlük için direniyoruz!

Habere ve haberciye düşman bir iktidar olduğu sürece, adliye önlerinde olmaya devam edeceklerini söyleyen Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş, “Haksız tutuklamalarla cezaevinde bulunan 79 meslektaşımızın özgürlüğü gelene kadar, birlikte dayanışmayla zor günleri geçireceğiz. Habere ve haberciye düşman olmayan bir ülkede yaşamanın sevincini göreceğiz. Bugün 6 meslektaşımız hakim karşısında ve özgürlüklerinden 100’ü aşkın gündür mahrum durumdalar ve hepsi tecrit edilmiş durumda.  Kimseyle görüştürülmüyorlar., birbirleriyle görüşmeleri engelleniyor. Buna rağmen onlar Silivri’de direniyor, bizler de dışarda direniyoruz. Özgürlüğümüz için direniyoruz ve özgürlüğü birlikte kazanacağız” dedi.

 

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş: Haber özgür kalıncaya kadar direnmeye devam edeceğiz!

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel sekreteri Sibel Güneş de, Türkiye’de demokrasinin yeşermesi için haberin serbest dolaşımına ihtiyaç olduğunun altını çizerek, “15 yıldır iktidar haberin serbest dolaşımını engelleyerek, basın ve ifade özgürlüğünü de engelliyor. Bugün 6 tutuklu meslektaşımız için bir aradayız. Çağlayan Adlisi bir yaz mevsiminde yine gazetecilerin ikinci adresi olmaya devam edecek.  Biz haberin serbest dolaşmasını istiyoruz. Tutuklu 84 meslektaşımızın cezaevlerinden özgür bırakılmasını istiyoruz. İktidarın bilmesini istemediği her haber ve habercilik faaliyeti için ya terör ya da casusluk faaliyeti olarak tanımlamasından artık vazgeçmesini istiyoruz. Haber özgür kalıncaya kadar direnmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

 

HDP Milletvekili Hüda Kaya: Birbirimizi ötekileştirmeden dayanışmayı büyüterek aydınlık geleceğe ulaşacağız!

“Hukukun, hakkın, adaletin, insanlığın, eşitliğin, özgürlüğün gerçekleşmesini istediğimiz Adliye Sarayı denilen bu mekanda, bu meydanda bir kez daha adaletin katledilmesi, gerçeklerin kapatılması sebebiyle toplandık” diyen Halkların Demokratik Partisi  (HDP) Milletvekili Hüda Kaya, “Gazeteciler açısından dünyada ülkemizin içinde bulunduğu durum içler acısı. 83 milyon insanımızın her bir kesiminden yurttaşlarımız var burada.  Her birimizin derdi, insanca yaşamak, gerçekler katledilmesin, düşünceye, ifadeye, habere, gerçeklere yasak getirilmesin. İnsanların özgürlüğü gasp edilmesin, insanlar haksız yere zindanlara konulmasın. Hepimizin mücadelesi bu. Bizler adaleti burada bulunan tablo gibi hep beraber, biraraya gelebildiğimiz müddetçe, adalet için, insanlık, için özgürlük için ifade özgürlüğü için, yaşam özgürlüğü için, hiç kimsenin ötekileştirilmediği huzur dolu bir ülke için dayanışmamızı büyütebildiğimiz oranda umudumuzu da büyütebiliriz. Dayanışmayı büyüttükçe ülkemizin geleceği daha aydınlık olacak” dedi.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek: Gazeteciler iktidara hizmet için değil halka hizmet için var!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, 100’ün üzerinde gazetecinin cezaevinde olduğu, 10 bine yakın gazetecinin işsiz olduğu bir ortamda basının özgür olamayacağını, basın özgür olamadığı noktada da toplumun da özgür olamayacağını ifade ederek, “Ülkemizi yönetenlerin, iktidarın bilmesi gereken çok önemli birşey var. Gazeteciler, basın iktidarlara hizmet için değil, halka hizmet için, yönetilenlere hizmet için görev yaparlar, gazetecilik yaparlar. Kinle, intikamla ülke yönetilmez. Devletin dini adalettir, devletin temeli adalettir. Adaleti çürütürseniz, işte o zaman gerçek anlamda bir beka sorunuyla karşı karşıya kalırsınız. Adaleti çürütürseniz, işte o zaman ekonomik büyümeyi, aş, iş, ekmeği de kaybedersiniz. Adaleti çürütürseniz, işsizliği, yoksulluğu büyütürsünüz. Bu haksız, hukuksuz yargılamalar ve büyütülen adaletsizlik ülkemizi hiç hak etmediği tabloyla karşı karşıya bırakıyor. Bugün 100’e yakın gazeteci cezaevindeyse, 10 bine yakın gazeteci işsizse basın özgür değildir demektir. Ve basın özgür değilse, toplumda özgür değildir” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan: Medyası karartılan bir ülke akciğerlerini kaybetmiş demektir!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan, “Medyası karartılan bir ülke akciğerlerini kaybetmiş demektir. Sansür, korkutma, faşizm virüsünden bir an önce kurtulmalıyız” diyerek, şunları söyledi: “Bu işi Türkiye’nin başına bela eden MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a ve Milli Savunma Bakanı’na sesleniyorum. Bu utancı devam ettirmek, Türkiye’ye bu utancı yaşatmak büyük bir zulmdür. Bu zulmün sonlandırılması için gerekli adımların acil, hemen atılması gerekiyor. Masumiyet bir dakika bile cezaevinde kalmamalıdır. Türkiye’ye bu zulmü yaşatmak, onlar yaşam boyu boyunlarındaki zillet olarak kalacaktır. Bundan derhal geri adım atmalıdırlar. Adaletin, masumiyetin bu denli yıpratıldığı bir ortamda Türkiye’nin ilerlemesi mümkün değildir. Sorunlarımızın çözülmesi için hanımefendinin (Hüda Kaya) söylediği gibi bir araya gelmeliyiz, oturup konuşmalıyız. Sorunlar çok büyüdü, zulm çok büyüdü. Bunu sonlandıracak olan şey, diyalogdur. İnsanları korkutarak, sindirerek, insanlara korku, endişe vererek bu sorunların giderilmesi mümkün değildir. Korkutanlar en büyük korkaklardır. Korkudan kurtulmanın yolu daha çok özgürlük, daha çok demokrasidir. Türkiye’nin susadığı şey demokrasi ve özgürlüktür. Derhal arkadaşların serbest bırakılmasını, gazeteciliği suç saymaktan vazgeçilmesini ve Türkiye’de adaletin yargıya teslim edilmesini istiyoruz. Biz hep birlikte, Türkiye’nin geleceğini konuşmak üzere bir araya gelmeliyiz. Medyası karartılan bir ülke akciğerlerini kaybetmiş demektir. Nefes alamaz. Koronadan daha kötü bir virüstür bu. Sansür, korkutma, faşizm virüsü. Bizim bu virüsten derhal kurtulmamız lazım.”

Benzer Haberler

Son Haberler

Popüler Haberler